YJA Star Merkez Karargah Komutanlığı üyelerinden şehit Emine Erciyes’i dağlara sevdalı, halkların ortak mücadelesine bağlı bir yoldaş olarak tanımlayan Ayten Dersim, onun özgürlük tutkusunun yol gösterici olduğunu söyledi.
PAJK Koordinasyonu Üyesi Ayten Dersim, Emine Erciyes’le paylaştığı yılları “yoldaşlığın, ideolojik derinliğin ve özgürlük bilincinin en güçlü örneği” sözleriyle ifade etti. Zagroslardan Heftanîn’e uzanan yıllarda Emine Erciyes’in hem dağlara sevdası hem de kadın özgürlük mücadelesine bağlılığıyla öne çıktığını vurgulayan Dersim, “Heval Emine’nin özgürlük tutkusu, binlerce yoldaşın yolunu aydınlatmaya devam ediyor” dedi.
Emine Erciyes’i anan mücadele arkadaşı Ayten Dersim’in değerlendirmeleri şöyle:
Heval Emine’yi saygıyla anıyorum, mücadelesine bağlılık sözümü bir kez daha yeniliyorum.
Heval Emine ile uzun bir zamandır tanışıyoruz. Kadın yoldaşlığını birlikte bu dağlarda yaşadık. Zagroslar’da, Heftanîn’de, Garê’de birlikteydik.
Heval Emine’yi ilk gördüğümde çok sayıda Türkiyeli, Türkmen arkadaş da vardı. Bir renk olarak her birinin ayrı bir özelliği vardı bu özgürlük mücadelesinde. Var olan renklere renk katan bir tanesi de Heval Emine’ydi. Onun dağlara sevdası ve halkların mücadelesine bağlılığı beni çok derinden etkilemişti. Yani Türkiyeli bir arkadaşın bu kadar Kürt Özgürlük Hareketi’ne bağlılığını düşündürmesinin nedeni şu: Bir Kürt insanının, Kürt kadının, Kürt Özgürlük Hareketi’ne bağlılığını şöyle yorumlayabilirsiniz: Bir kimlik, bir ulus olmanın mücadelesidir. Onun içinde bir kadın olmanın mücadelesidir. Heval Emine hem Türkiyeli hem Türkmen’di. Yani niye bu kadar sevdalı, niye bu kadar bağlı diye hep sorguladım. Ve bunu tartışıyorduk da. Bazen takılıyordum, “sana ne oldu” diye.
Hep şunu söylerdi: Birey olarak da halk olarak da Kürt Özgürlük Mücadelesinde ben kendi kimliğimi buldum. Kadın olmanın bilincinin farkına vardım ve yaşadım. Bunlar öyle sıradan belirlemeler değil. Bu bir ideolojik bakış açısıdır, bu bir ahlaki ölçüdür. Bu, gerçekten halkların nasıl birbiriyle birlikte yaşayabileceğinin felsefesidir. O anlamda yoldaşlık bağlarımız hem paylaşımlarla hem tartışmalarla gerçekten çok güçlüydü.
TARTIŞTIĞI HERKES KENDİSİNİ ONDA GÖRÜYORDU
Heval Emine yaşarken kendisini yazdı. Şehadete ulaştıktan sonra onun anısını yaşatmak değil tabii. Elbette ki bu bizim en kutsal görevlerimizden, yoldaş olmanın sorumluluğu, kadın olmanın bilinci. Ama Heval Emine yaşarken bunu oluşturdu. Mesela Heval Emine herkesin gönlünde taht kurdu. Yani bir kadın olmanın bilinci, kendisinde oluşturduğu düşünce, bin yılların zincirini kırmasının vermiş olduğu özgürlük… Mesela çok akışkandı. Özgürlük de akışkandır. Onun önünde sınırlar, kalıplar, bentler, surlar olmaz; aşar. Gerçekten Heval Emine öyleydi. Bizim kişiliklerimizde kalıplar olur mesela ama öyle değildi Heval Emine. Onun şahsında özgürlüğü tanımak, kavuşturmak istiyorsak, en somutu Heval Emine’nin yaşam ölçüleriydi. Kadınla tartışması, alıp vermesi, kapsaması o kadar mütevazıydı ki, kiminle tartışsa o birey kendisini Heval Emine’de görüyordu. Bu çok önemli bir özellik. Devrimcilerde, bir kadın militanda, özgürlük aşkıyla yürüyen bireyde bunu hissetmesi çok önemli. O bağı kuruyordu.
Mesela bir erkekle tartışırken de, erkek onun şahsında özgür kadının gelmiş olduğu düzeyi hissediyor, fark ediyordu. Çünkü onda erkeğe yaklaşımda da ölçüler vardı. Orada ilkeler vardı. Orada kadın özgürlüğünün karşısında bir erkeğin nasıl konuşması gerektiğine dair yaklaşım vardı. Herkes Heval Emine’yi seviyordu. Yıllarca bu mücadelede yürüdü; ben hiç şunu duymadım: “Heval Emine beni kırdı, benimle tartışmadı, beni anlamadı.” Bizlerde vardır bunlar. Bazen daralmışızdır, kapsamamışızdır, bazen yoğunluğumuzdan dolayı çok görmemişizdir, bazen savaşın ciddi yoğunluğu nedeniyle tüm özellikleri fark etmemişizdir. Ama Heval Emine savaşa giderken de; tüm arkadaşların temel özellikleri nedir, o arkadaşları nasıl konumlandırmak gerekir, onları nasıl etkili, inisiyatifli, belirleyici hale getirmek gerekir diye düşünürdü. Bu çok belirgindi.
Ben bazen takılıyordum: “Sen çok uğraşıyorsun.” Diyordu ki, “Bu devrimin en temel özelliği de çok uğraşmaktır.”
BENİM KÖKLERİM, İNSANLIĞIN KÖKLERİ BURADADIR
Şunu rahatlıkla diyebilirim: O, beni de eğitti. Bizde öyle bir bağ var; her birimiz birbirimizden alıyoruz. Özellikle Zagroslarda bazen ona diyordum: “Sen bir ceylansın.” Gülüyordu, “Eğer ben bir ceylan isem, ben özgürüm. Eğer ben bu dağlarda bu kadar özgürce geziyorsam demek ki özgürlüğü tatmışım” diyordu. Yani tanımları eğitiyordu, belirlemeleri seni kendine çekiyordu. Bunlar çok önemli özelliklerdir.
Biz devrimciliği hep tanımlıyoruz: Bir devrimci kapsayıcı olmalı, mütevazı, yoldaşına karşı duyarlı olmalı, hedefine kilitlenmeli. Heval Emine’nin o Zagrosların gezmediği, buluşmadığı, tanımadığı yeri kalmadı. Diyordu, “Ben kendimi burada buluyorum.” Çok ilginçti. Biz hep diyorduk: “Sen nasıl ta nerelerden çıkmışsın da gelmişsin, bizim dağlarda kendini buluyorsun?” “Benim köklerim buradadır. İnsanlığın kökleri buradadır” diyordu. Kürt’ün, Hilala Zêrîn’in, Zagrosların görkemi…
Gerçekten söylediği doğruydu: İnsanlığın beşiği. Tarih şunu ayrıştırmadı: Sen Kürt’sün, sen Türk’sün, sen başkasısın diye. Halkların beşiğinin merkeziydi. O yüzden hep diyordu: “Ben tarihle yürüyorum, tarih de benimle birlikte yürüyor.” Bu belirlemeler bireyin kişiliğini oluşturuyordu. Sadece bir söylem değildi.
Mesela bizim Hareket’te kuantum dersi verirken onun bakış açısını, ilişki tarzını, yöntemini gerçekten iyi anlayan arkadaşlardan biriydi. Türkiyeliydi, Türkmen’di. Kürtçe konuşurdu ve derslerini Kürtçe verirdi. Biz o konuda ders vermekte zorlanırdık. Onu gördüğümüzde utanırdık. Yani bir Türkiyeli arkadaşın bir Kürt halkının dilini öğrenmesi ve onunla kendini ifade etmesi… O Kürtçeyi konuşurken ruh katıyordu. Onu dinlerken derdiniz; “Kesinlikle benim Kürtçe öğrenmem lazım.” Hem akademik hem de ruh katan bir şekilde. Dil de bir ruh olayıdır. Bir düşüncenin ifadeye kavuşmasıdır.
Kuantum dersi zaten öyle bir durumdur: Tek ezberleyerek vermek değildir. Özümseyerek veriyordu. Sen onu çok somut yaşıyordun onda. Örneklendirmesi, yaşamla buluşturması, bizim yaşadıklarımızı nasıl aşmamız gerektiğinin düşüncesini vermesi, yaşamın tüm ayrıntılarıyla…
Çünkü bizim yapmamız gereken kuantumik bakış açısıyla özgürlüğü yaşamak, seçenekleri ve olasılıkları görmekti. Gerçekten özgür bir bakış açısıdır. Onu Heval Emine yaşadı, yaşattı. Tek başına yaşamadı.
HAKİKATİN İZİNDE YÜRÜDÜ
Bir de hakikat… Heval Emine hakikatin yoldaşıydı. Hakikatin izinde yürüdü. Ders vermek için yüzlerce araştırması, incelemesi, sorusu vardı. Biz hakikat yolcularıyız. Ama hakikati bütünlüklü kendi kişiliklerimizde, özelliklerimizde, ahlaki ölçülerimizde ve ilişkilerimizde oluşturmamışız. Yarım kalmışlıklarımız, yetersizliklerimiz, bazen yüzeyselliklerimiz var.
Heval Emine, bir Türkmen olmanın kültürüyle, ezilen bir halkın ve kadının bilinciyle hakikati yaşayan bir arkadaşımızdı. Özgürlük hep sorular sormak ve peşine düşmektir. Hakikat de bunu ifade eder. O yüzden onda sorular hiç bitmezdi. Sorular bitmediğine göre araştırma da bitmezdi. Asla “Ben öğrendim, bu bana yeter” demezdi.
O yüzden hakikat yolcusunun öncüsüydü Heval Emine. Bunu yaşamıyla oluşturdu, ilişkileriyle geliştirdi, toplumsallığıyla ispatladı. Kendimizi oluşturmak, şehitleri doğru anlamak ve tanımak istiyorsak, işte Heval Emine bunun öncüsüydü.
Gerillaya bu kadar sevdalı olması… Evet, biz hareket olarak ve kadın olarak kendimizi dağlarda bulduk. İrademizi de insan olduğumuzu da kadın olmanın düşüncesini de var olmanın kimliğini de…
Kimlikten kastım tek bir kağıt değil. Dağlar bizi yarattı. Heval Emine’de bu en üst düzeydeydi. Dağların her mevsiminde ayrı bir aşkı vardı. Ayrı bir heyecanı… Mesela baharda hepimiz için çok şey ifade ediyordu. Onun o binbir renkli çiçekleri, binbir renkli canlılığı seni içine çekiyordu. Dağların öyle bir özelliği vardır. O yüzden biz hep deriz: Dağlarımız bizim anamızdır.
BİR ÇİÇEĞE BASMAMAK İÇİN HASSASİYET GÖSTERİRDİ
Bizi kucaklayan, besleyen, büyüten, varlığımızı oluşturan dağlarımızdır. Heval Emine bunu hep yaşadı. Mesela bir sonbaharın hüznü… Ama hüznün yanında da kendini yeniliyordu. Doğayı, hakikati, doğadaki o değişim ve özgürlük ahengini kendi kişiliğinde oluşturuyordu. Çünkü biz insan olarak, kadın olarak doğayla varız.
Kapitalist modernite ise insanı doğadan kopararak bireyciliği, liberalizmi, elitliği ve üsttenciliği yarattı. Doğayı talan eden, doğayı katleden bir kişilik oluşturdu. Bugün tüm Ortadoğu’da bunu birebir yaşıyoruz.
Mesela bir çiçeği koparmak bile onda bir hassasiyet uyandırıyordu. Patikalarda yürürken bir çiçeğe basmamak için tereddüt gösteriyordu. Ben bazen diyordum: “Sen çok abartıyorsun.” Ama o diyordu, “Öyle değil. Biz bunun uğruna yola çıkmışız.” Bu ekolojik, kültürel bir bakış açısıydı. Kendini doğanın özü ve parçası olarak görmek, onunla varlığını oluşturmak. Bunların hepsini Heval Emine yaşadı ve yaşattı. Bu yüzden de Hareket’in öncülerinden biriydi.
Öncülükte de biz kendimizi kalıplara koyarız. Komutanlık edası, komutanlık sözleri ve duruşuyla… Ama Heval Emine çok mütevazıydı. YJA Star Komutanlığı’nın öncülerindendi. Mütevazılığı tüm arkadaşlarını çekiyordu. Kimse onun komutan olduğunu bilmezdi; duruşuyla, üslubuyla, yaklaşımıyla kendisini öne çıkarmıyordu. Farkı buydu.
KENDİNİ OLUŞTURMUŞTU, ÖĞRENME ARAYIŞI BÜYÜKTÜ
Bizim ulaşmamız gereken, Önderliğimizin yıllardır verdiği mücadelede sorulan sorudur: Bir kadın komutan nasıl olmalı? Çekici olmalı, öncü olmalı. Öncülüğü; fedakârlığından, çabasından, emeğinden, yapıcılığından geliyordu. Çok emekçiydi. Hem düşünsel olarak kendisini sürekli yenileyen arkadaşlardan biriydi hem de pratik olarak kendini yetkinleştiriyordu. Küçük büyük demeden tüm pratik işlerin içindeydi. Bu yüzden çok yönlü yetişti.
Heval Emine kendine çok güveniyordu. Çünkü kendini oluşturmuştu. Kimler kendine güvenir? Kendini oluşturanlar. Hem savaş taktiği ve pratiğiyle, hem yaşam ayrıntılarıyla hem de kadın olmanın, halk olmanın bilinci ve duruşuyla kendisini geliştirmişti. Bilmediği bir şey olduğunda da derdi: “Ben bilmiyorum.” Ama öğrenme arayışı çoktu. “Ben eğer bilmiyorsam katılıp öğrenmem lazım” derdi. Tek başkalarının anlatımıyla yetinmezdi. O yüzden ısrarla, inatla hep gerillada kaldı. Hep YJA Star öncüsü, militanı, komutanı rolünü oynadı. Hep YJA Star’da kadın gerillanın nasıl olması gerektiği mücadelesini verdi ve gerçekten oluşturdu. Tüm toplantılarda, eğitimlerde, sohbetlerde bunu çokça gösterdi.
Bir ara ayağındaki sorun nedeniyle zorlandı. Biz birlikteydik. O kadar zoruna gitmişti ki… “Benim fiziki bir sorunum çıkmamalı. Çıkarsa sanki dağlardan kopacak, gerillacılıktan kopacak, gereken fedakârlıktan kopacak.. Ben bazen kızıyordum: “Bu kadar hassas olmaman lazım, oradan ele almaman lazım.” “Yok, ben zorlansam onun üzerine yaşayacağım” diyordu.
ZAGROSLAR’A SEVDALIYDI
Şehitleri dile getirmek bizler açısından zordur. Çünkü onları ifadeye kavuşturmak, doğru anlama kavuşturmakla eşdeğerdir. O yüzden Heval Emine yaşarken kendisini yaşamıyla ispatladı. Yoldaşlığıyla ispatladı. Nasıl yaşanması gerektiğini, nereden başlanması gerektiğini hep gösterdi. Hakikatin sorularının peşine düşerek yaşadı.
Zagroslara çok sevdalıydı. Çok seviyordu. Ondaki aşk, o bağlılık, o fedakârlık çok büyüktü. Yaşanan tüm eksik ve yetmezlikler karşısında onda ciddi bir direnç vardı. Direnci, sorunları aşmak üzerineydi. Bazıları diyebiliyordu: “Orası zordur, orada sorunlar vardır.” Evet, gerçekten zor. Zagroslar’ın asiliğini, asi öncüler kaldırır. Ama bu asilik, kaba bir başkaldırı değil; kendini oluşturmuş bir asilikle buluşmaktır. Her birimiz o zirvelere çıktığımızda zorlanıyorduk. Ama çıktığın andan itibaren özgürlüğün tadına varıyorsun. Ben de Heval Emine’nin zirvelerde haykırışına çok tanık oldum. Zirveye çıktığında özgürce haykırmak, avazın çıktığı kadar bağırmak… Gerçekten başardığının sevincini ve mutluluğunu yaşamak. Bunlar çok önemli duygulardı. Yaşamımızdan kopuk, soyut anlamda değil; bilfiil yaşanan şeylerdi.
Heval Emine’nin şehadeti bizler açısından ağır olduğu kadar, bize yüklediği büyük görevler de oldu. Onun yoldaşı olarak şehitlere layık olmak için ne yapılması gerektiği sorusu, insanın kendine sorması gereken ciddi bir soru. Bir yoldaşı olarak o konuda tam layık olamadığımızın sorumluluğunu yaşıyoruz.
ONUN ÖZGÜRLÜK AŞKIYLA BİNLERCE YOLDAŞ YÜRÜMEYE DEVAM EDECEK
Bir Önderlik hareketiyiz. Önderlik tüm halkları, tüm insanlığı ideolojisi ve felsefesiyle kapsadı, benimsedi. Bu Hareket, varlığını ve var oluşunu ispatlamış bir hareket oldu. Bizim görevimiz ise özgürlüğü ve demokratik kültürü tüm halklara özümsetmek, taşımak, benimsetmek. Çünkü zaten var olan bir hakikat bu. Yoktan var etmiyoruz. Var olanı yeniden öz dinamiklerine ulaştırmak için mücadele yürütüyoruz.
O anlamda tüm şehitlerimizin vasiyeti, bizim temel sorumluluğumuz ve yaşam felsefemizdir. Heval Emine anlamlı yaşadı, özgürce yaşadı ve özgürce mücadele etti. Onun özgürlük aşkıyla binlerce yoldaş yürümeye devam edecek.
Şehitler karşısında bizler şu sorumluluğu taşıyoruz: “Biz sizlerle varız. Sizler bizim yaşamımızı oluşturan, nasıl olmamız gerektiğini sunan, bu dava uğruna hiçbir tereddüt göstermeyen, hiçbir ikirciliğe düşmeyen, hiçbir kaygı, hesap yapmadan halkının davasına kendini adayan ve yürürken de düşmanı korkutan özneler oldunuz.”
Biz hareket olarak bu yola girdiğimiz andan itibaren korkuları aştık. Ölüm bizden korkuyor artık. Yaşadıklarımız bunun ispatıdır. Heval Emine’nin şehadeti bunun ispatıdır. Binlerce şehadet bunun ispatıdır. Biz ölümden korkmuyoruz. Çünkü biz bu eşiği yıllar önce aştık. Düşmana karşı yürüyüşümüz yalnızca silahlı değil; ideolojik, felsefi, ahlaki ölçülerimizle de yürüyüşümüzdür. Biz hep mücadele ederek amaca yürüyoruz. Amaçtır bizi var eden. O amaç da kendimizi var etmemizin temelidir.
Heval Emine bunların öncülerindendi. Tüm özlemleri, tüm hayalleri kadınların nasıl özgür yaşayabileceğine dair mücadelesindeydi. Bunu sahnede tiyatrosuyla da gösterirdi. Tek kişilik tiyatrolarında dansıyla, figürleriyle herkesi kapsardı. İzleyenler pür dikkat onu izlerdi.
Sanatçının düşüncesi ince, mütevazıdır ve kültürel varlığı demokratiktir. Heval Emine de çok demokrat bir sanatçıydı. Özgürlüğe bağlılığını dansıyla, tiyatrosuyla yaşıyor ve yaşatıyordu.
Ben ona hep diyordum: “Bizim özgürce dans ederek bunu taşımamız lazım.” Ve bunu yapan Heval Emine oldu. Onun yolu yolumuz, mücadelesi mücadelemiz, amacı amacımız oldu. Kadın olmanın duruşunu, ilkelerini, özgürlüğe bağlılığını tüm ilişkilerinde yansıttı.
ŞEHİTLERİMİZİN AMAÇLARINI GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ
Bu 52 yıllık mücadele, şimdi yeni bir stratejiyle evrilerek, Önderliğimizin başlattığı özgürlük mücadelesi mutlaka hedefine ulaşacaktır. Kesinlikle taçlanacak, kesinlikle başarıya ulaşacaktır. Önderlik hep şunu söyledi, bugün de söylüyor: Şehitlerimize layık olacağız. Onların gözü arkada kalmayacak. Şehitlerimizin hayallerini, amaçlarını, halkların özgürce ve demokratik kimlikleriyle var olmalarını gerçekleştireceğiz. Özgür iradeleriyle yaşamalarını sağlayacağız. Bunun sözünü bir kez daha Heval Emine’nin şahsında, yoldaş olmanın gereği ve sorumluluğuyla yineliyoruz.
Onun bilinciyle Heval Emine’yi bir kez daha anıyorum ve mücadelesine bağlılığımı yeniliyorum. Kadın olmanın düşüncesi ve duygusuyla bağlılığımın sözünü bir kez daha veriyorum.
/ANF/











