Kadın mücadelesinin yeni bir perspektife ihtiyacı olduğunu vurgulayan TJA Aktivisti Sebahat Tuncel, “Gelinen noktada sadece itiraz etmek, ‘hayır’ demek yetmiyor. Sonucu değiştiremiyorsak, mücadele yöntemlerini değiştirmemiz gerekiyor” dedi.
*
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü öncesi ANF’ye konuşan Tevgera Jinên Azad (TJA) Aktivisti Sebahat Tuncel, gelinen noktada yalnızca itiraz etmenin, “hayır” demenin veya belirli günlerde bir araya gelmenin yeterli olmadığını, daha kapsamlı bir kadın mücadelesi örmek gerektiğini vurguladı.
‘SONUCU DEĞİŞTİREMİYORSAK, MÜCADELE YÖNTEMİNİ DEĞİŞTİRMEMİZ GEREK’
TJA Aktivisti ve siyasetçi Sebahat Tuncel, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nü bu yıl da kadın katliamlarıyla karşıladıklarını belirtti.
25 Kasımlarda genel olarak kadınların yaşadığı şiddet biçimlerinin daha görünür kılındığına ancak sonucun değişmediğine dikkat çeken Sebahat Tuncel, tam da bu nedenle mücadele yöntemlerini değiştirmek gerektiğinin altını çizdi.
Kadın mücadelesinin yeni bir soluğa, daha etkin bir mücadeleye ihtiyacı olduğunu vurgulayan Sebahat Tuncel, “Biz bir daha tabut taşımayacağız dediğimiz günden beri çok fazla kadın tabutu taşımaya başladık. Bu ciddi bir sorun. Erkek egemenliğinin kadın üzerindeki baskısı, şiddeti ve sömürüsü giderek derinleşiyor. Bu durum kadınların hayatlarını yaşanmaz kılıyor ya da hayat tümden ellerinden alınıyor. Tam da böyle bir noktada, kadınlar olarak nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz sorusunu TJA olarak sorduk ve kadınların nefes aldığı şiddetsiz, sömürüsüz bir toplum için daha da örgütlenmemiz gerektiğinin üzerinde durduk. Çünkü gelinen noktada sadece itiraz etmek yetmiyor, ‘hayır’ demek yetmiyor veya belirli günlerde bir araya gelmek de yetmiyor. Erkek egemen sisteme karşı kadın özgürlükçü bir yaşamı birlikte nasıl örgütleyebiliriz meselesi üzerinde çalışmamız gerekiyor” dedi.
‘YAN YANA GELİP, DUVARLARI AŞMAMIZ GEREKİYOR’
Erkek egemen zihniyet değişmediği sürece kadınların hayatının da değişmeyeceğini kaydeden Sebahat Tuncel, “Karşımızda çok örgütlü bir erkek egemen zihniyet var. Bu zihniyeti aşabilmek için daha çok örgütlenmeye ve daha çok zihniyet değişimine ihtiyaç var. Burada sadece kadınların da değil, esas olarak erkeklerin zihniyetinin değişmesi gerekir. Bu konuda gerçekten daha güçlü çalışmalar yapılması, önleyici tedbirler alınması lazım. Şiddet ortamını ortadan kaldıran, kadın erkek eşitliğini esas alan, kadın emeğinin hakkını veren, kadının görünmez emeğini görünür kılan bir sisteme, bir zihniyete, kadın özgürlükçü bir yaşama ihtiyacımız var. Çünkü erkek egemenliği yaşamın her alanında örgütlü; iktidarda, yargıda, siyasi partilerde, emek alanında da örgütlü. O yüzden de hayatları değiştirmek için daha çok örgütlenmek, daha çok yan yana gelmek ve o duvarları aşmak gerekir. Önümüzdeki duvarları aşabilmek için de kadın özgürlüğünü güçlendirmek lazım. Evet, şimdiye kadar verdiğimiz mücadele çok anlamlı, çok önemli ama her şeyden önce bizim daha çok özgürlük alanları sunmamız gerekiyor; bunun için de parça parça değil birlikte ve bütünlüklü bir perspektif ve mücadele gerekiyor” diye konuştu.
‘YAŞANAN KADIN SORUNU DEĞİL, ERKEKLİK SORUNUDUR’
Kadın hareketinin kadına yönelen tüm şiddet biçimleriyle mücadele edecek bir perspektif geliştirmesi gerektiğini belirten Sebahat Tuncel, emek alanından yaşamın tüm alanlarına kadar değişimi önceleyen bir mücadelenin önemine dikkat çekti.
En son Dilovası’ndaki Ravive isimli parfüm atölyesinde kâr uğruna üçü çocuk olmak üzere altı kadının göz göre göre iş cinayetiyle katledildiğini hatırlatan Sebahat Tuncel, bu katliamın erkek egemen sistemin işleyişinden bağımsız olmadığını vurguladı.
Sonuçta erkek egemenliğinin kadınlar üzerinde bir hiyerarşi kurduğunu hatırlatan Sebahat Tuncel, “Eşitsizlik buradan başlıyor ve buradan derinleşiyor. Dolayısıyla bunu ortadan kaldırmak gerekiyor. Bu nedenle sadece kadınların verdiği mücadele yetmez. Erkeklerin kadın özgürlükçü bir perspektife göre değişip dönüşmesi gerekiyor. Çünkü asıl yaşadığımız sorun, kadın sorunu değil, erkeklik sorunudur. Erkeklik sorununu aşmamız gerekiyor. Bu da kadınların taleplerinin etrafında örgütlenmesiyle mümkün olabilir. Örgütlü toplum birçok sorunu aşabilir. Dikkat ederseniz, kapitalizm böl, parçala, yalnızlaştır, yönet politikasıyla örgütsüzlüğü aşılamaya çalışıyor. Kadınlar olarak bizim tam da bu politikaya karşı bütünsel bir mücadele perspektifine ihtiyacımız var. Ailenin, toplumun, erkek egemen zihniyetin, siyasetin değişmesi gerekir” diye konuştu.
‘BARIŞ BÜTÜN KADINLARIN TEMEL TALEBİ’
Bu seneki 25 Kasım’da barış talebini daha yüksek sesle sokaklarda ve meydanlarda haykıracaklarını vurgulayan Sebahat Tuncel, savaşın, devlet şiddetinin ve erkek şiddetinin en net biçimde kendini gösterdiği ortam olduğunu hatırlattı.
Barış konusunda binlerce kadınla konuştuklarını anlatan Sebahat Tuncel, barışın bütün kadınların temel talebi olduğunu ancak iktidara olan güvensizliğin genel olarak insanlarda büyük bir kaygıya yol açtığını ifade etti. Bu kaygı durumunun insanların süreci tam olarak sahiplenmesine engel olduğuna işaret eden Sebahat Tuncel, şunları kaydetti:
“On yıldır yaşanan faşizm, kadınlar kadar genel olarak tüm halkın hayatını etkilemiş durumda. Düşünce ve ifade özgürlüğünün ortadan kalktığı, siyaset yapma alanının daraldığı bir ortamda ciddi bir güvensizlik hali var. Ama bu negatif ortama rağmen kadınlar durmuyor, en ön saflarda barışı haykırmaya devam ediyor. Biliyorsunuz, en son kadınlar olarak Ankara’ya yürüdük, mecliste taleplerimizi ifade ettik. Bu yönde büyük bir emek ve çaba var. Ama nihayetinde sürecin ilerlemesi konusunda devlete düşen sorumluluklar var. Kadınlar da bunun mücadelesini yürütüyor ve karşılığında ne bekliyor? Komisyon’un İmralı’ya gitmesini ve Sayın Öcalan ile görüşmesini istiyor. Barış yasasının, sürece ilişkin yasal düzenlemelerin çıkmasını istiyor. Çünkü başka koşulu yok.
‘BARIŞ VE DEMOKRASİNİN ÖNÜNÜ AÇACAK YASAL DÜZENLEMELER YAPILMALI’
Mesela gerilla, silahları yaktı ama gelmedi Türkiye’ye. Çünkü daha önce bunun deneyimi var, tutuklanacaklar. Hatırlarsanız, iki barış grubu geldi ve iki barış grubu da cezaevine girdi. Dolayısıyla bu durum Kürtlerin hafızasında negatif bir yerde duruyor. Anneler çocuklarıyla kucaklaşmak istiyor ama şu anda bunun zemini yok. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararları bile uygulanmıyor. Burada meclisin, komisyonun irade göstermesi gerekiyor. Toplumun yüzde 90’ının temsil edildiği bir yerde, gerekli barış yasalarının çıkartılması konusunda inisiyatif alınması lazım. Sonuçta kendisini feshetmiş ve gelip demokratik siyasete katılmak isteyen bir siyasi hareket var. Ama bunun için yasal düzenlemeler yok. Hukukun uygulanmaması veya barış ve demokrasinin önünü açacak yasal düzenlemelerin yapılmaması sadece Kürtlerin meselesi değil. Barış, demokrasi, özgürlük sadece Kürtlerin meselesi değil, bütün Türkiye’nin meselesi. Mesela kayyum rejimi önce Kürtlere uygulanıyordu. Ama şimdi bütün Türkiye’ye uygulanıyor. Daha önce Kürt siyasetçiler gözaltına alınıp, tutuklanıyordu, şimdi CHP’deki siyasetçilere de aynı hukuksuzluk uygulanıyor. Biz hep hatırlatıyorduk; siz bir yerde bir hukuksuzluğa yol verirseniz, bu yarın gelir sizi bulur diye ama kimse o zaman bunu dikkate almadı. O yüzden bütünlüklü bir barış siyaseti hepimizin ihtiyacı. Gerçekten barış istiyor muyuz? Gerçekten silahların devre dışına çıkmasını istiyor muyuz? Bu soruya Kürtler değil, Türkiye cevap verecek.”











