Elif Sonzamancı: Alevi kadının var olma mücadelesi

Kadının Alevilikteki yeri günümüzde çok popüler bir araştırma alanıdır. Kadının ötelendiği, yok sayıldığı, emeğinin sömürüldüğü, şiddete maruz kaldığı bir ortamda; inançsal ve toplumsal bir zeminde, kadını önceleyen, var sayan, toplumsal cinsiyet eşitliğini merkezine alan, herkesi kapının eşiğinden girdiği anda can sayan, birleyen, bir inancın varlığı kıymet ve ilgi olarak Aleviliği en üst noktaya taşıyor.

Alevi inancında sosyal yaşam, bireysellikten çok kolektif üretim ve paylaşım üzerine kurulmuştur. Rızalık üzerinde temellenen bir toplum yapısına sahip olması itibarıyla da bu yapı demokratik katılımın tarihsel bir biçimi olarak okunabilir.

Alevilikte ayrıca musahiplik kurumu da güçlü bir dayanışma örneğidir. İki insanın sadece ruhsal değil, toplumsal bir bağla birbirine yoldaş olması, komünal değerin somutlaşmış halidir. Alevilikte kadın belirleyici bir unsurdur, inancın merkezindedir, hakikatin taşıyıcısıdır. Alevi toplumsal yapısında kadınlar hafıza taşıyıcılığı ve direniş pratiğinin vazgeçilmez aktörleridir.

Rêya Heq geleneğinde ana figürü, doğanın üretici gücüyle özdeşleştirilir. “Ana Xizir, Ana Fatê, Ana Meryem” gibi simgesel temsiller, kutsalın kadın suretinde kavranışını yansıtır.

Alevilik araştırmaları ile bilinen Haşim Kutlu kadim bir Ortaklık Toplumu’ndan bahseder. Kutlu bu kavramı şu cümlelerle açıyor: ‘’Tarihsel ve toplumsal bakımından hangi dönem dini olursa olsun fark etmez, dini bir toplum formatı olarak ele aldığınızda, Aleviliğinde bir doğa dini olarak, kadim Ortaklık Toplumu’nun bir bütün olarak üst yapısını ifade ettiğini görürsünüz. Tarihsel kökleri de kadim Ortaklık Toplumu’na dayanır.’’Kutlu Kadim Ortaklık olgusunu üç temel kutsallıkla ifadelendirir; Beslenme, Barınma ve Üreyim(doğum). Kutlu’ya göre bu üçlü kutsallığın temelinde ise Ana vardır.

İlk kadim ortaklık, doğal olarak Kadın Anaya aittir. Bütün kutsallıkların temelinde dişil öğe vardır ve “Doğum” kavrayışı esastır. Bu üçlü kutsal terkip, Ana şahsında ifadesini bulduğundan Aleviliğin batıni yüzünde; Yol, ana olarak; baba, Erkan olarak tanımlanır.

Kimliksizleştirme politikaları karşısında direniş..

Alevi inancı kadını böyle tariflerken, günümüzde, kadının Alevilikteki ve Alevi toplumundaki yeri ve önemi sorgulanır durumdadır.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Aleviler birçok kez katliam, sürgün ve inkârla karşılaştı. Uygulanan inkâr, tek tipleştirme ve kimliksizleştirme politikaları, inancın hayata geçiriliş tarzını etkilerken, özellikle kadınların toplumsal ve inançsal rollerini etkiledi.
Kırdan kente göçertilme ile birlikte kapitalist modernitenin etkisi, inancın kurucu figürü kadını, ailede yuvanın kurucu (yuvayı dişi kuş yapar) figürüne indirgemiş, kadının inançtaki yeri perdelenmiştir. Büyük kentlerde Alevi kadın ekonomik hayatta güvencesiz işlere sıkıştı, ev içi yükleri arttı, inancın özündeki eşitlik rolünü uygulayamaz hale geldi.

İnançsal liderlik yapabilen kadın figürleri görünmez hale getirildi

’Doğum kapısı kadında tecelli eder’ söylemi yerine şimdi çoğu pirin ‘kadın posta oturamaz’ sözleri egemen kılındı.
Günümüzde analar cem yürüttüklerinde birçok zorlukla karşı karşıya kalıyor.  Anaların çoğu analık makamını yürütmek adına sarf ettikleri çabanın önünde karşılaştıkları ilk engelin pirler olduğunu belirtmişlerdir. Bu konuda merak edenler Pir Haber Ajansı’nın analarla yaptıkları söyleşileri okuyup, izleyebilirler. Nitekim neredeyse hepsi yaşadığı benzer zorluklara dikkat çekiyorlar.
Kadınların yaşadığı zorluklar bunlarla da sınırlı kalmayıp, Alevi kurumları içerisinde de devam etmektedir. Kadınlar çalışmaların mutfağında yer aldıkları halde, yönetimlerde yeterince görünür olamamakta, ya da daha pasif bir konumda kendine yer bulmaktadır. Bunun en somut örneğini alevi kurumların ortak açıklamalarında görürüz. Demokratik alevi kurum başkanları, ki geneli erkektir, yan yana gelerek kadının inançtaki yerine methiyeler dizerler. Bu tablo aslında genel durumu özetler niteliktedir.
Buna rağmen bugün Alevi kadınları; sivil toplum, sanat, akademi, medya, kültürel kurumlar, inanç örgütlenmesi ve ekoloji alanlarında aktif özne konumundadır.

Arsızın karşısında yol yürümek…

Temmuz ayında DAD Kadın Meclisi öncülüğünde Dersim’de düzenlenen “Analar Çalıştayı” eksikleri olsa da bu açıdan önemli bir çalıştaydı. Ocak mensubu Analar, Yol meydanından edindikleri deneyimleri aktardılar. Çalıştayın sonuç bildirgesinde yer alan “Yolumuz Ana yoluysa, Analar yola sahip çıkmalı ve Yolumuza arsızın, hırsızın, ikrarsızın ve nursuzun girmesine karşılık örgütlenmelidir” söylemi ete kemiğe büründüğünde önemli kazanımları da getirecektir. Yine çalıştayın sonuç bildirgesinde yer alan, “Rêya Heq zihin dünyasının kodları demokratik toplum perspektifiyle uyumlu haldedir. Rıza toplumu, toplumun birlik ve yaşam iradesi gösterdiği yapı ancak kadınlarla şekillenecektir. Bu, ocakların yeniden yaşamsal kılınması ile mümkün olacaktır. Pirler taliplerini, talipler de pirlerini bulmakla yükümlüdür” söylemi bir o kadar kıymetli ve değerlidir. Kadınlar sürekli eril dilin ve zihniyetin hakimiyetine, taktirine bırakılan inancın ve toplumun şekillenmesinde ana unsur olduklarının farkında olmalıdır. Alevi örgütlerinde kadınlar çalışmalarını bu inançla yürütmelidir. Bunun en iyi yöntemi de üretmektir.

Alevilikte mücadele geleneği…

Aleviler sistem açısından sürekli bir tehlike olarak görülmüşlerdir, zira sistemin dayattığı haksızlıklar karşısında direnerek, itirazını sürdürerek örgütlenmiş bir toplum geleneğini sürdürücüsü olmuşlardır.

Hallac-ı Mansur, “En-el Hak” sözüyle, insanın tanrısal özle birliğini savunarak otoriteye başkaldırmıştır. Pir Sultan Abdal, Osmanlı zulmüne karşı Erenler meydanından halkın sesi olmuş, şiirleriyle halkın vicdanını örgütlemiştir. Hacı Bektaş Veli, “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” çağrısıyla halklar arası barışın, eşitliğin ve kardeşliğin temellerini atmıştır. Bu figürlerin ortak noktası, otoriteye karşı hakikatin, ayrımcılığa karşı eşitliğin, korkuya karşı özgürlüğün savunucusu olmalarıdır. Onların mirası, demokratik toplum inşasında bugün de yol göstericidir.
Alevilikte kadın yolun sahibi kabul edilir. Bu yüzden direniş kültürü de kadınsız düşünülemez. Direniş geleneğinde kadınlarda da tarihe önemli notlar bırakmıştır. Eksik olan, onların isimlerinin yazılı kaynaklara yansımamasıdır.
Burada şu hatırlatmayı yapmakta fayda var; Alevi kadın direnişçileri anlatan çalışmalar oldukça kısıtlı. Bu konuda faydalandığımız kısıtlı kaynakların neredeyse hepsi erkekler tarafından yazılmıştır.
Kadınlar hakikatlerini, erkeklerin yazdığı eserlerden öğrenirler.
Bunun temel nedenleri, aynı zamanda resmi tarih anlayışının erkek egemen, devlet odaklı olmasından da kaynaklanmaktadır. Oysa Alevi kadınları, tarih boyunca yolun hem taşıyıcıları hem koruyucuları olmuş; barış, adalet, eşitlik, doğa sevgisini merkeze alan bir kültürün sessiz ama belirleyici mimarları olarak görev yapmışlardır. Örneğin Kadıncık Ananın direnişi, Zarife Xanım’ın direnişi kendine tarih sayfalarında çok az yer bulmuştur.

Görünür kılmak…

İğne ile kuyu kazar gibi itinayla çalışarak, yol hizmeti yapan bu kadınların isimlerinin gün yüzüne çıkarılması gerekiyor. Tarihe önemli miras bırakan kadınların görünür kılınması, yalnızca geçmişe bir borç değil; aynı zamanda kimlik, hafıza ve kadın özgürlüğü mücadelesi açısından bugüne ve geleceğe bırakılacak güçlü bir mirastır. Bu kadınların görünür kılınması, Aleviliğin “kadınsız yol olmaz” ilkesinin tarihsel kanıtlarını açığa çıkarmakla kalmayacak; aynı zamanda toplumsal bellekte kadın emeğini görünü kılacak.  Ana Fatmalardan Zarifelere, Beselerden Sakinelere bu yolu yürüyen kadınların direnişleri bize yol gösterecektir.
Alevi kadınlarının direniş hikayesi, bir coğrafya, bir inanç ve bir adalet arayışı tarihidir.

 

/Newaya Jin/

Öne Çıkanlar