‘Dark web’de kadın ve çocuk ticareti: Organize ve yeniden üretilen bir suç düzeni

DEM Parti’li Sümeyye Boz, “dark web”de kadın ve çocuk ticaretine ilişkin Meclis araştırması talep etti. Boz; “Kullanılan yöntemler bu suçların münferit değil, bilinen, organize ve yeniden üretilen bir suç düzeni olduğunu göstermektedir” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Muş Milletvekili Sümeyye Boz, gazetemiz Evrensel’de yayınlanan Türkiye’de bulunan mülteci kadınların ve kız çocuklarının “dark web”de sistematik biçimde insan ticaretine karışmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na soru ve araştırma önergeleri verdi. Verilen önergede “Türkiye’de bulunan mülteci kadınların ve kız çocuklarının ‘dark web’ olarak adlandırılan dijital ağlar üzerinden sistematik biçimde insan ticaretine konu edildiği açıkça görülmektedir. İlanlarda tekrar eden şehirler, kullanılan yöntemler ve süreklilik, bu suçların münferit değil bilinen, organize ve yeniden üretilen bir suç düzeni olduğunu göstermektedir” denildi.

‘Meclis araştırması açılmasını talep ediyoruz’

Önergede Türkiye’de bulunan mülteci kadınların ve kız çocuklarının, dijital ağlar üzerinden sistematik biçimde insan ticaretine, zorla evlendirmeye ve cinsel sömürüye maruz bırakıldığına ilişkin ağır iddiaların tüm boyutlarıyla araştırılması talep edilerek “Sorumluların açığa çıkarılması; cezasızlık üreten idari, hukuki ve politik mekanizmaların tespit edilmesi ve etkili önleme-koruma politikalarının geliştirilmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz” denildi.

‘Cezasızlığı güvence altına alacak şekilde kurgulanıyor’

Basına yansıyan bilgiler, sahada çalışan sivil toplum örgütlerinin uzun süredir dile getirdiği vakalar ve geçmiş yargı dosyalarının hatırlatıldığı önergede “Türkiye’de bulunan mülteci kadınların ve kız çocuklarının ‘dark web’ olarak adlandırılan dijital ağlar üzerinden sistematik biçimde insan ticaretine konu edildiği açıkça görülmektedir. Bu dijital ağlarda Afganistan, Suriye ve Pakistan uyruklu kadınların ‘ürün’ olarak pazarlanabildiği; zorla evlendirme ve cinsel köleleştirmenin seçenek olarak sunulduğu; teslimat, ödeme ve gizlilik süreçlerinin cezasızlığı güvence altına alacak şekilde kurgulandığı tespit edilmiştir. İlanlarda tekrar eden şehirler, kullanılan yöntemler ve süreklilik, bu suçların münferit değil bilinen, organize ve yeniden üretilen bir suç düzeni olduğunu göstermektedir” ifadeleri kullanıldı.

‘Devlet tarafından bilinmesine rağmen müdahale edilmiyor’

Önergede, bu durumun yeni olmadığı ifade edilerek “2021 yılında kaçırılan Ezidi bir kız çocuğunun Türkiye’ye getirilerek dijital ağlar üzerinden satışa sunulduğunun ortaya çıkması ve bu dosyaya ilişkin yargılamanın halen sürmesi, kadın ve çocuk ticaretinin dijital ortamda yürütüldüğünün devletin ilgili birimlerince uzun süredir bilindiğini ortaya koymuştur. Aradan geçen yıllara rağmen benzer ilanların ve yöntemlerin devam ediyor olması, bilgiye rağmen müdahale edilmediğini göstermektedir” denildi.

‘Yetkililer görevlerini yerine getirmiyor’

Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler Palermo Protokolü uyarınca insan ticaretini önlemek, mağdurları korumak ve bu suçlara karşı etkili soruşturma yürütmekle yükümlü olduğu vurgulanan önergede “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4. maddesi köleliği ve zorla çalıştırmayı mutlak biçimde yasaklamaktadır. Buna rağmen, insan ticaretiyle mücadelede birincil sorumluluğa sahip olan İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Göç İdaresi Başkanlığı’nın; dijital ortamda işlenen suçlara karşı yetkili olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun; adli süreçlerden sorumlu Adalet Bakanlığı’nın ve koruma-destek mekanizmalarını yürütmekle görevli Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın görevlerini etkili biçimde yerine getirmediği yönünde ciddi ve yaygın tespitler bulunmaktadır” ifadelerine yer verildi.

‘Adli değil, politik ve yapısal bir sorun’

Önergeye şu şekilde devam edildi: “Özellikle mülteci kadınların ‘insan ticareti mağduru’ olarak tanınmak yerine çoğu zaman ‘kaçak’ statüsüyle ele alınması; geri gönderme tehdidinin başvuruları fiilen imkânsız hâle getirmesi; dijital suçların ‘erişilemezlik’ gerekçesiyle denetimsiz bırakılması; yargı süreçlerinde takipsizlik ve uzun yargılamalar yoluyla cezasızlık üretilmesi, bu suçların sürekliliğini besleyen yapısal bir devlet pratiğine işaret etmektedir. Bu tablo, yalnızca bireysel suç failleriyle açıklanamaz. İnsan ticaretinin bu ölçekte ve süreklilikle devam edebilmesi, kurumsal ihmal, idari tercihler ve siyasi sorumluluk olmaksızın mümkün değildir. Bu nedenle mesele, yalnızca adli değil; açıkça politik ve yapısal bir sorundur.”

Önergede bu kapsamda kurulacak bir Meclis Araştırma Komisyonu ile şunların gerçekleştirilmesi talep edildi:

  • Dijital ağlar üzerinden yürütülen kadın ve çocuk ticaretinin boyutlarının, yöntemlerinin ve aktörlerinin ortaya çıkarılması,
  • İlgili bakanlıkların ve bağlı kurumların yasal yükümlülüklerini neden yerine getirmediğinin tespiti,
  • Göç politikalarının insan ticaretini nasıl derinleştirdiğinin incelenmesi,
  • Dijital suçlarla mücadeledeki denetim ve müdahale zaaflarının belirlenmesi,
  • Cezasızlık üreten yargı ve idari pratiklerin açığa çıkarılması,
  • Mağdur kadınların neden korunamadığının ve neden konuşamadığının nedenleriyle ortaya konulması,
  • Ulusal ve uluslararası yükümlülüklere uygun, bağlayıcı ve kalıcı çözüm önerilerinin geliştirilmesi.

 

  /Kaynak: Evrensel/

Öne Çıkanlar