Stêrk Gulo: Kadınlar demokratik Suriye’nin temel taşıdır

Gazeteci Stêrk Gulo, HTŞ’nin şeriat temelli yönetimi altında mezhepsel şiddet ve kadınların dışlanmasının arttığını; Rojava’da ise devrimle birlikte gelişen kadın direnişinin dünya çapında eşsiz bir deneyim sunduğunu belirtti…

Uzun yıllardır Suriye ve Kuzey ve Doğu Suriye’de gazetecilik yapan Stêrk Gulo, HTŞ iktidarının birinci yılında Suriye genelindeki kadınların durumunu ANF’ye değerlendirdi.

Stêrk Gulo, “2026’ya girerken Baas rejiminin yıkılması ve Colanî’nin Şam’a gelişi sürecinin belirli ittifaklar çerçevesinde gerçekleştiği açıkça görülüyor” diyerek, HTŞ’nin iktidara gelişinin yalnızca iç dinamiklerle açıklanamayacağını belirtti.

Ocak 2025’te Colani’nin geçiş dönemi başkanı ilan edildiğini hatırlatan Stêrk Gulo, “Colanî’nin yöneticiliğini yaptığı HTŞ, uzun süre uluslararası alanda terör listelerinde yer aldı. HTŞ nasıl ve neden iktidara geldi? Bu sadece Suriye’ye bağlı bir mesele değil. Baas rejiminin 62 yıllık iktidarı boyunca bu ölçekte mezhep temelli çatışmalar yaşanmamışken, HTŞ’nin Şam’a girişiyle birlikte birçok şey yaşandı. Lübnan ve Irak gibi bölgedeki birçok devlet mezhep savaşlarının ağır yükü altındayken, Şam da böyle bir yere dönüştü” dedi.

HTŞ’ye bağlı grupların arasında var olan mevcut zihniyetin yalnızca mezhepçilikle sınırlı olmadığını, aynı zamanda merkeziyetçi ve devlet sisteminin hukuki yasalarına dayanmayan bir yapıyı ifade ettiğini vurgulayan Stêrk Gulo, “Bu sürecin hemen ardından büyük çaplı katliamlar yaşandı; ilk hedefler kadınlar ve çocuklar oldu. Humus, Hama ve Lazkiye’de Alevilere; Süveyda’da ise Dürzilere yönelik saldırılarda kadınlar ve çocuklar katledildi. Bugün hâlâ onlarca Alevi kadının akıbeti bilinmiyor. Birçok medya kuruluşu ve insan hakları örgütü bu katliamların boyutunu ortaya koymaya çalışsa da sağlıklı ve net verilere ulaşmak hâlâ mümkün değil” diye konuştu.

SURİYE’DE ŞAM VE TÜRK DEVLETİ İLE ÖZERK YÖNETİM TABLOSU

Suriye’de kadınlara yönelik şiddete ilişkin verilere bakıldığında ülkede üç farklı tablonun ortaya çıktığını belirten Stêrk Gulo, şunları söyledi:

“Birincisi, HTŞ yönetimindeki bölgeler: Şam, Humus, Hama, Lazkiye ve Halep’in bir kısmı. Bu bölgelerden gelen veriler, kadın ve çocuk katliamları ile kaçırma vakalarında ciddi bir artış yaşandığını gösteriyor. İkincisi, Türk devletinin işgali altındaki bölgeler: Efrîn, Ezaz, İdlib, Girê Spî, Serêkaniyê ve Cerablus. Bu bölgelerde de katledilen, işkence gören ve kaçırılan kadın sayısı, HTŞ bölgeleriyle neredeyse aynı düzeyde.

Üçüncü tablo ise Kuzey ve Doğu Suriye’dir. Özerk Yönetim bölgesinde kadın cinayetleri ve kadın katliamlarını görmüyoruz. Bu karşılaştırma, HTŞ ve Türk devletinin kontrolündeki bölgelerde kadınlara yönelik uygulamaların insan haklarına ve kadın haklarına açıkça aykırı olduğunu ortaya koyuyor.”

Bu sözlerle Stêrk Gulo, Kuzey ve Doğu Suriye’deki güvenlik ve istikrara dikkat çekti.

‘YÖNETİMDE KADIN YOK, KATİLLERİ İKTİDARDA’

HTŞ iktidarındaki Şam’da kadın katillerinin yer aldığını da hatırlatan Stêrk Gulo, “HTŞ, anayasayı daha önce terör listelerinde yer almış silahlı gruplar aracılığıyla ilan etmeye çalıştı. Bunlardan biri, Hevrîn Xelef’in katledilmesinden sorumlu olan ve uluslararası mahkemelerde yargılanması talep edilen Hakim Şekra’ydı. Kurulmak istenen meclisin görüntülerine bakıldığında, yapının tamamen erkeklerden oluştuğunu gördük. Bu durum kamuoyunda büyük bir tartışma yarattı. 21. yüz yılda, kadınları tamamen dışlayan bir yönetim anlayışı Suriye’nin toplumsal yapısıyla bağdaşmıyor. Çünkü Suriye; çok sayıda halkın, mezhebin ve kültürün iç içe yaşadığı, kadınların toplumsal yaşamda güçlü bir yer tuttuğu bir ülkedir” dedi.

Bu noktada Stêrk Gulo, Kuzey ve Doğu Suriye’de kadınların 13 yıl boyunca Rojava Devrimi ile oluşturduğu örgütlülüğün, Suriye genelinde derin bir etki yarattığına da işaret etti:

“Kıyı kentlerinde ve Süveyda’da Alevi ile Dürzi kadınlara yönelik saldırılar başladığında, bu bölgelerdeki kadınlar da kendilerini savunma ihtiyacı hissetti. Bu durum, Kuzey ve Doğu Suriye’nin ne denli güçlü bir ilham kaynağı olduğunu bir kez daha gösterdi.

Çünkü YPJ’nin kuruluşu ve kadınların bağımsız, özgün biçimde örgütlenmesi dünya çapında eşi benzeri olmayan bir deneyimdir. Kadınlar, askeri hiyerarşi içinde manga ve takım düzeyinde örgütlenerek komutanlıklar kurdu. Arîn Mîrkan’ın Kobanê direnişinde DAİŞ’e karşı gösterdiği fedai duruş, kadınların bu karanlık yapıyı yenebileceğini tüm dünyaya kanıtladı. Kıyı kentlerinde ve Süveyda’da kadınlara yönelik katliamlar başladığında, Alevi ve Dürzi kadınların öz savunma arayışına yönelmesi, bu ilhamın doğrudan sonucudur.”

Hangi kesimden olursa olsun, esasında her kadının öncü bir misyon üslendiğini ve fedakarlıklar yaptığını vurgulayan Stêrk Gulo şu ifadeleri kullandı:

“Kuzey ve Doğu Suriye’de olduğu gibi kıyı bölgesinde de kahramanlıklarıyla öne çıkan birçok kadın vardı. Çocukları gözlerinin önünde katledilmesine rağmen ‘Feşer’ (Haydi oradan) diye haykıran anne, kıyının çınarı olarak anıldı. Bu kadın, bugün Suriye’nin tamamını etkisi altına almak isteyen çeteci zihniyete karşı Alevi ve Dürzi kadınların direnişinin sembolü haline geldi. O annenin duruşu ve 2025 yılında Tişrîn Barajı direnişinde ortaya çıkan birçok kadın örneği, bu mücadelenin tarihsel hafızasını oluşturdu.

Bu direnişin bir diğer örneklerinden biri de Zenûbiya Kadın Topluluğu yöneticisi Kerem Ehmed El Şihab El Hemed’dir. Tişrîn Barajı’na yönelen Reqa’lı kadınlar, Türk devletinin saldırılarına karşı direniş sergilerken; Kerem Şehabî, basın açıklamasını okuduğu sırada Türk devletine ait SİHA saldırısıyla dünyanın gözü önünde şehit edildi. Böylece Kerem Şehabî, başta Arap kadınları olmak üzere tüm kadınlar için güçlü bir direniş simgesi oldu.

Tişrîn Direnişi, devrimci halk savaşı ruhuyla Arap, Kürt, Hristiyan ve Süryani yüzlerce kadını aynı hatta buluşturdu. Kadınlar, yaşamlarını ve çocuklarını savunmak için barajı korudu. HTŞ’nin Şam’a girişiyle eş zamanlı olarak Türk devletinin saldırıları da arttı. Bu nedenle 2025 yılı, Tişrîn Barajı direnişiyle şekillenen ve hâlâ etkisini sürdüren bir ruhun yılı oldu. Bu ruh, Kuzey ve Doğu Suriye’de ve Suriye genelinde kadınları ortak bir direniş hattında birleştirdi. Bu mücadele örneği, devrimci halk savaşıyla gelişti.

Daha önce Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê direnişlerinde olduğu gibi, Tişrîn Barajı’nda da kadınlar ön saflarda yer aldı. Çocuklar, yaşlılar ve kadınlar birlikte baraja yönelerek Suriye toprağını savunduğunu gösteren bir duruş sergiledi. Bu süreçte, önceden örgütlenmiş YPJ güçleri direnişin en önemli dayanaklarından biri oldu.”

‘KADINLAR MÜCADELE EDERSE KAZANIR’

“Hem DAİŞ’e hem de Türk işgaline karşı verilen mücadelede YPJ, kadın direnişini örgütlü ve etkili hâle getirdi; kadınların öz savunma ihtiyacını derinden hissetmesini sağladı. Neden? Çünkü kadınlara yönelik katliam ve kaçırma bilançosu, savunmasızlığın nasıl ağır sonuçlar doğurduğunu açıkça gösterdi” diyen Stêrk Gulo, Êzidî kadınların DAİŞ saldırıları karşısında yaşadıklarının, savunmasızlığın en acı örneklerinden biri olduğuna dikkat çekti:

“Bu nedenle Ortadoğu gibi derin savaşların yaşandığı bir coğrafyada kadınların örgütlenmesi hayati bir zorunluluk haline geldi. Ancak bu yolla, kadınları koruyan bir hukuk ve özgür bir yaşam inşa edilebilir. Bu temelde, Kuzey ve Doğu Suriye’deki birçok kadın hareketi, HTŞ’nin dayattığı sistemi reddetti ve buna karşı tutum aldı.”

Stêrk Gulo, “HTŞ’nin ilan ettiği yasalar kadın haklarını tanımıyor, hatta annenin çocuk üzerindeki velayetini yok sayıyor. Bu yaklaşım, uluslararası kadın hakları sözleşmelerinin tamamına aykırıdır. Kadın haklarını bu denli reddeden ve kabul etmeyen bir zihniyetle nasıl demokratik bir Suriye kurulabilir? Bugün demokratik bir Suriye’nin inşa edilebilmesi için, bu devrimi gerçekleştirebilecek tüm aktif ve dinamik faktörlerin bu mücadelenin içinde yer alması gerekir. Bu son derece önemlidir” vurgusunda bulunarak kadın düşmanı HTŞ’nin cihatçı zihniyetine işaret etti.

Türk devletinin işgali altındaki bölgelerde de kadınların mevcut zihniyete karşı bir direniş içinde olduğunu belirten Stêrk, şöyle devam etti: “Defalarca gördüğümüz gibi, bu bölgelerin çoğunda kadınlar bu sisteme karşı başkaldırmakta ve direniş göstermektedir. İster zindanlarda olsun ister her gün maruz kaldıkları işkencelere karşı olsun, kadınlar direnmektedir. Biz, tüm dünyanın şunu duymasını istiyoruz: Bugün kadınların örgütlenmesinin olmadığı hiçbir yerde kadınlar ayakta kalamaz. Bunun en güçlü örneklerini Kuzey ve Doğu Suriye’de gördük.

Bugün Ermeni, Asuri, Süryani, Kürt ve Arap kadınların kendi örgütlenmeleri vardır ve bu yapılar ortak bir bütünlük içinde hareket ediyor. Dikkat edilirse, YPJ saflarında da birçok bileşenden kadınlar, savunma söz konusu olduğunda tek bir güç haline geliyor. Bu nedenle HTŞ’nin hedeflerinden birinin de bu birliği bozmak olduğu söylenebilir. 10 Mart Mutabakatı ve sonrasında kurulan ittifaklarda kadınlar belirleyici bir rol üstlendi. Biz de şu soruyu soruyorduk: Bu heyetlere katılan kadınları HTŞ nasıl kabul edecek, nasıl karşılayacak?

Ancak görüldü ki 1 Nisan’da Halep’te imzalar atılırken, ilk imzayı atan bir kadın oldu. Bu, mevcut zihniyete karşı atılmış önemli bir adımdı; bir eşik aşıldı. Aynı zamanda Şam’a giden müzakere heyetinde de kadınlar öncü konumdaydı. Suriye’nin kapsayıcı olabilmesi için çoğulcu ve demokratik bir yapıya sahip olması şarttır. Erkek egemen bir anlayışta ısrar edilmesi, Baas rejiminin düştüğü hataların tekrar edilmesi anlamına gelir. Mezhepsel ayrışma ve kadınların dışlanması toplumu parçalar. Çünkü Baas rejimi bunu denedi ve başaramadı. Oysa kadınlar öncülük ettiğinde toplum da onların arkasından gelir.”

‘KADINLAR ÖZSAVUNMA BİLİNCİNE SAHİP OLMALI’

Stêrk Gulo, sözlerinin devamında şunları kaydetti:

“Bugün toplumların varlığı, sistemlerin inşasını mümkün kılıyor. Toplum, kendi sistemini kurar. Bunu Kuzey ve Doğu Suriye’de geçen 13 yıllık süreçte somut biçimde gördük. Kuzey ve Doğu Suriye’nin maruz kaldığı kadar ağır ve kapsamlı saldırılara herhangi bir ülke uğrasaydı, büyük olasılıkla yıkılırdı. Baas rejimi düştüğünde herkes, Kuzey ve Doğu Suriye’nin de çökeceğini ve büyük savaşların yaşanacağını düşünüyordu. Ancak böyle olmadı. Elbette çok büyük zorluklar yaşandı. Binlerce kadın göç etmek zorunda kaldı; bugün bu kadınların önemli bir kısmı yeniden Kuzey ve Doğu Suriye’ye yerleşti.

Yemen, Somali ve Sudan gibi ülkelerde kadınlara yönelik katliamlar yaşanırken, Kuzey ve Doğu Suriye’de kadınlar görece güvenli bir yaşam sürdürebildi. Bunun temel nedenlerinden biri, kadınların öz savunma bilincine sahip olmasıdır. Özellikle bu yıl içinde geliştirilen dayanışma, bu direncin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Aslında kadınların Kuzey ve Doğu Suriye’de ayakta kalmasını sağlayan şey, bu ruhtu. Bu varlık, komünler aracılığıyla kadınların kendilerini örgütleyebilmesini mümkün kıldı. Kadın özünde sosyaldir; sosyalizmin ruhunu temsil eder ve merkeziyetçiliğe karşı bir muhalefet barındırır. Kadının varlığı bu karakteri taşır.

Bu nedenle 10 Mart Mutabakatı’nda ve sonrasında Şam ile yürütülen müzakere heyetiyle yapılan anlaşmalarda, YPJ’nin temel şartlarından biri tugay olarak sürece katılabilmesiydi. Nitekim YPJ Genel komutanlarından Rohilat Efrin de bunu dile getirerek, YPJ’nin Suriye genelinde bağımsız bir tugay olarak örgütleneceğini ifade etti. Günümüzde bunun dünyada bir örneği yoktur. Kadınlar birçok orduda yer alabilir; ancak genellikle erkeklerin denetimi altındadır ve özgün bir yapıya sahip değildir. Bu durum, tarihsel açıdan bir başlangıç ve önemli bir örnektir.

Aynı zamanda demokratik toplumun hücresi olan komünlerin inşası da gerçekleştirildi. Kadınlar bu çerçevede birçok çalışma ve hareket geliştirdi. Komünlerden başlayarak, Suriye’deki farklı parti ve kurumları kapsayan kadın hareketlerine kadar geniş bir örgütlenme ağı oluşturuldu. Suriye Kadın Hareketi, Suriye’nin Geleceği Partisi gibi pek çok hareket hem ataerkil sisteme karşı mücadele etmek hem de tüm kadınların siyasi iradesini temsil edebilmek amacıyla kuruldu.”

‘KADINLAR ÖNDER APO’NUN FİZİKİ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ TALEP EDİYOR’

Stêrk Gulo, bu yıla mührünü vuran önemli çalışmalardan biri de Kürt kadınlarının ‘ulusal birlik’ talebi olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:

“Bu kapsamda son derece önemli bir konferans düzenlendi. Kadın birliği, Kürt kadınlarının Kuzey ve Doğu Suriye’de haklarının korunması ve ortak iradelerinin güçlendirilmesi açısından kritik bir rol oynadı. Bu çalışmalar halen devam ediyor ve kadınların korunması ile özgürlük mücadelesinin temel dayanaklarından biri olmayı sürdürüyor.

Arap, Ermeni, Keldani, Süryani ve Kürt kadınların da aralarında bulunduğu birçok kesimden kadınlar, öncelikle Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü talebini dile getirdi. Bugün benzer bir etki Alevi ve Dürzi kadınlar için de geçerlidir. Zorunlu göçle Kuzey ve Doğu Suriye’ye gelen pek çok kadın, bugün çeşitli kurumlarda yer almakta, çalışmakta ve kendini ifade edebileceği alanlar bulmaktadır.

Kadın mücadelesinde 2025 yılında atılan bir diğer en önemli adımlardan biri de kadınların eğitimi oldu. Kongra Star öncülüğünde yürütülen çalışmalarda, yaklaşık yüzde 30 oranında erkek de eğitime alındı. Kadınlar öncülüğünde erkekler de eğitildi.

Yıl boyunca Şam’da, kıyafetten gündelik yaşama kadar kadınların hayatını doğrudan etkileyen yasal düzenlemelerin oluşturulması için yoğun çaba harcandı. Bu girişimlere karşı ciddi bir toplumsal tepki gelişmedi. Böylece kadınların özgür olduğu ve özgürce hareket edebileceği yönünde genel bir dayanışma ortamı oluştu. Elbette bu mücadele halen sürüyor.”

Bir diğer önemli gelişmenin ise Kuzey ve Doğu Suriye’de, kadınların öncülüğünde toplumsal sözleşmeye dayalı bir Kadın Anayasası’nın hazırlanması olduğunu hatırlatan Stêrk Gulo “Bu çalışma yalnızca Kuzey ve Doğu Suriye için değil, tüm Suriye için örnek teşkil edebilir. Suriye’nin bu temel üzerinden ilerlemesi mümkündür; gerçek kurtuluş da buradadır. Kongra Star, YPJ, Suriye’nin Geleceği Partisi ve Suriye Kadın Hareketi gibi öncü hareketler, ademi merkeziyetçi ve demokratik bir Suriye hedefiyle mücadele ediyor.

Bu mücadele yalnızca Kuzey ve Doğu Suriye için değil, tüm Suriye’deki kadınların temsil edileceği bir sistemin inşası içindir. Bu nedenle Şam ile görüşmeler sürüyor elbette ve bu görüşmelerde kadınlar güçlü bir temsile sahip. Kadınların haklarını koruyabilmesinin en temel şartlarından biri, kendi özgün örgütlenmelerini kurabilmeleridir. Bunun için büyük bir mücadele veriliyor” diye belirtti.

Stêrk Gulo, kadın haklarının hayata geçirilmesi mücadelesinin tüm kadınların omuzlarında olduğunu vurguladı ve son olarak şu mesajı verdi:

“2026 yılına girerken, basın alanının da önemli bir mücadele sahasına dönüştüğünü ve kadınların bu alanda büyük bir direniş sergilediğini gördük. Başta Cihan Bilgin yoldaş olmak üzere tüm şehit yoldaşlarımızı saygıyla anıyoruz. 2026 yılında bizlere düşen sorumluluk; kadınların Kuzey ve Doğu Suriye’ye ve tüm Suriye’ye kattığı rengi, sesi ve direnişi yansıtacak bir temel, bir ses ve bir renk olabilmektir.

Kadınların demokratik ve özgür bir Suriye’nin inşası için verdiği mücadelenin süreceğine inanıyorum. Nasıl ki Tişrin Direnişi devrimci halk savaşıyla gerçekleştiyse, 2026 yılı da demokratik mücadeleyle, demokratik bir toplumun inşası için büyük bir mücadele yılı olacaktır.”

 

/ANF/

Öne Çıkanlar