Amed Baro Başkan Yardımcısı Şilan Çelik, şüpheli kadın ölümlerindeki artışın münferit olmadığını belirterek, cezasızlık politikaları ve etkin yürütülmeyen soruşturmaların bu tablonun temel nedenleri olduğunu belirtti…
Geride bıraktığımız 2025 yılı, kadınlar ve çocuklar açısından hak ihlalleri ile cezasızlığın arttığı bir yıl olarak kayıtlara geçti. İktidar tarafından “Aile yılı” ilan edilen bu yılda, kadınların yaşamı her alanda baskı altına alınırken; yargının aldığı kararlar ve yapılan anayasal düzenlemeler ise bu bakılara ve katliamlara zemin hazırladı.
Bu yılın verilerini SPSS ortamında derleyen SAMER’in (Sosyo Ekonomik Saha Araştırmaları Merkezi) raporu, kadına yönelik suçların artışını net bir şekilde gözler önüne seriyor. “1 Ocak -31 Aralık 2025 Tarihleri Arasında Basına Yansıyan Kadına Şiddet Vakaları İncelemesi” raporuna göre, geçen bir yıl içinde 420 kadın katledilirken, 508 kadın ise şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Geçen yıllara oranla ilk kez şüpheli kadın ölümü sayısı, kadın cinayetlerinin sayısını geçti.
Raporda; 662 kadının fiziksel şiddet ve yaralanmaya uğradığı, bin 89’unun fuhuşa zorlandığı, 130’unun tacize, 25’inin tecavüze uğradığı, 96’sının tehdit ve hakaretle karşı karşıya kaldığı, 170 çocuğun ise cinsel saldırıya uğradığı kaydedildi.
Elde edilen raporun hem yargı pratiklerini hem de toplumsal normların sonuçlarını açık bir şekilde ortaya koyduğuna dikkat çeken kadınlar, şüpheli ölüm oranlarındaki artışın tesadüf olmadığını ifade ediyor.
Erkeklerin cezasızlıktan ve yürütülen politikalardan cesaret alarak kendilerine yeni yöntemler oluşturduğunu, bunun da ‘şüpheli ölümler’ olarak karşımıza çıktığını belirten Amed Barosu Başkan Yardımcısı Şilan Çelik, ANF’ye sürecin çok boyutlu ve sistematik bir sorun alanı haline geldiğini söyledi.
‘SORUŞTURMALAR SÜRÜNCEMEDE BIRAKILIYOR’
Şilan Çelik, “Şüpheli kadın ölümlerinin arttığına dair veriler üzerinden bir değerlendirme yapacak olursak, bunun tabii ki çok boyutlu sebepleri var. Birbirini etkileyen pek çok etmen söz konusu. Ancak en temel sorun, kadın ölümlerine ilişkin soruşturmaların etkin bir şekilde yürütülmemesidir. Bu dosyalarda genellikle deliller toplanmıyor, olay yeri tespitleri zamanında yapılmıyor ve olayla ilişkili olabilecek tanıklar zamanında dinlenmiyor” ifadelerini kullandı.
Bu ihmallerin, dosyaların bilinçli biçimde sürüncemede bırakılmasına yol açtığını belirten Şilan Çelik, “Dosyalara baktığımızda, failin bulunmadığı, hatta adeta fail yaratılmayan dosyalarla karşılaşıyoruz. Bu şekilde dosyalar uzun süre bekletiliyor. Soruşturma aşamasının çok uzun sürmesi hem delil toplama konusundaki isteksizlik hem de dosyayı aydınlatma iradesinin ortaya konulmaması nedeniyle dosyaların uzamasına sebep oluyor” dedi.
Soruşturma süreçlerinin uzamasının failler açısından ciddi sonuçlar doğurduğuna dikkat çeken Şilan Çelik, bu durumun dosyaların seyrini doğrudan etkilediğine işaret etti. Şilan Çelik, “Dosyalar uzadıkça failler bu süreçte delilleri yok edebiliyor, saklanabiliyor, kaçabiliyor ya da dosyanın gidişatını kendi lehlerine olacak şekilde etkileyebiliyor. Bu nedenle pek çok dosya şüpheli kadın ölümü olarak kayda geçiyor. Ancak bu şekilde kayda geçen dosyaların da çoğu zaman bu ciddiyetle ele alınmadığını görüyoruz” diye konuştu.
İntihar olarak değerlendirilen kadın ölümlerine de değinen Şilan Çelik, bu dosyaların önemli bir kısmında olayın tanığı konumunda bir erkek bulunduğunu vurguladı. Bu noktada yargının yaklaşımının belirleyici olduğunu ifade eden Şilan Çelik, Amed Barosu’nun bu konudaki yaklaşımının net olduğunu belirtti. Maddi gerçek ortaya çıkarılıncaya kadar her kadın ölümüne şüpheli kadın ölümü olarak bakılması gerektiğini söyleyen Şilan Çelik, “Biz, maddi gerçek ortaya çıkana kadar her olaya şüpheli kadın ölümü olarak yaklaşılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü yargının yarattığı cezasızlık iklimi hem bu dosyalarda hem de failler açısından ciddi bir cesaretlendirme yaratıyor” dedi.
‘İNTİHAR VAKALARINININ PERDE ARKASINDA ŞİDDET HİKAYELERİ VAR’
Kadınların geride bıraktığı yaşam öykülerinin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini vurgulayan Şilan Çelik, intihar olarak değerlendirilen dosyalarda dahi bu yaklaşımın zorunlu olduğunu belirtti.
Şilan Çelik, “Eğer gerçekten bir intihar söz konusuysa bile, bu intihara iten sebeplerin araştırılması gerekiyor. Bu dosyaların büyük bir kısmında çoklu şiddet, sistematik ihlaller ve daha önce yaşanmış suçlar bulunuyor. Bu sürecin açığa çıkarılması, başka suçların da tespit edilmesini sağlayabilir” diye ekledi.
‘CEZASIZLIK HEM YARGILAMA HEM İNFAZ AŞAMASINDA DEVAM EDİYOR’
Yasal mevzuat açısından ciddi düzenlemeler bulunduğunu, ancak uygulamada büyük sorunlar yaşandığını ifade eden Şilan Çelik, ‘11. Yargı Paketi’ni hatırlattı. Bu paket kapsamında serbest bırakılan kişilerin hem kadın hem de çocuklara yönelik suç işlemeye devam ettiğini belirten Şilan Çelik, şunları söyledi:
“Kanunlarımızda yazılı olarak cezalar var. Ancak sorun, bu cezaların nasıl uygulandığıyla ilgilidir. Ya faile ceza verilmiyor ya da verilen cezalarda indirim yoluna gidilerek fail korunuyor. İnfaz rejimine ilişkin düzenlemelerde, kadına yönelik suçların yalnızca öldürme suçu kapsamında değerlendirilmesi ciddi bir eksiklik. Yaralama, tehdit, hakaret gibi kadına yönelik şiddet içeren suçları işleyen failler, infaz düzenlemelerinden faydalanarak kısa sürede tahliye edilebiliyor. Bu da cezasızlığın infaz aşamasında devam ettiğini gösteriyor.”
‘FAİLLERİN HESAP VEREBİLECEĞİ BİR YARGI PRATİĞİ OLUŞTURULMALI’
Son olarak, koruyucu ve önleyici mekanizmaların işletilmemesinin kadınları savunmasız bıraktığını vurgulayan Şilan Çelik, “Kağıt üzerindeki hukuk ile gerçek hayattaki hukuk arasında ciddi bir fark var. Kolluk, çoğu zaman kadınların şikayetlerini dikkate almıyor ya da önemsizleştiriyor. Bu mekanizmalar işletilmediği sürece, şiddetin ve şüpheli kadın ölümlerinin önüne geçmek mümkün değil. Tüm faillerin hesap verebilirliğini sağlayacak bir yargı pratiği oluşturulmadıkça, kadınları ve çocukları koruyacak bir adalet sisteminden söz edemeyiz” dedi.
/ANF/











