Türkiye destekli, HTŞ’li Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı cihatçı çetelerin Rojava’da Kürt halkının kazanımlarına saldırmasına tepki gösteren kadınlar, “Rojava, kadınların özgürlüğünün, eşitliğinin adıdır ve asla sahipsiz değildir” mesajını verdi.
Türkiye’nin desteklediği HTŞ’li Suriye Geçici Hükümeti’nin Halep’ten başlayıp Rojava’ya uzanan saldırılarına yönelik en büyük tepki kadınlardan geldi.
Kadınlar, IŞİD’in sembolleri ve metotlarıyla Kürt halkının kazanımlarını yok etmeye çalışan cihatçı çetelerin nasıl bir tehdit oluşturduğunu, Êzidî kadınlara uygulanan vahşetten biliyor. Son olarak Halep’te mahallesini savunan bir Kürt kadının çeteler tarafından binadan aşağı atılması, 12 yıl önceki kabusu zihinlerinde yeniden canlandırdı.
Türkiye’deki iktidarın bu çetelere verdiği desteği kabul etmeyeceklerinin altını, İstanbul Suriye Konsolosluğu önünde yaptıkları eylemle çizen kadınlar, ANF’ye konuşarak Rojava’yla tek yürek olma çağrısında bulundu.
‘KÜRT HAREKETİ SURİYE’DE VERDİĞİ MÜCADELEYLE ÖZGÜR YAŞAMI KURTARDI’
Emekçi Hareket Partisi’nden (EHP) Sibel Uzun, Türkiye ve emperyalistler tarafından desteklenen HTŞ çetelerinin Rojava’ya yönelik saldırılarına karşı sessiz kalmamak gerektiğini kaydederek, “Rojava sadece bir yerin ismi değil; bir yönetimin adıdır, bir kazanımın adıdır, kadınların özgürlüğünün adıdır, eşitliğinin adıdır, asla sahipsiz değildir” dedi.
Kürt hareketinin, IŞİD çetelerine karşı Kobanê başta olmak üzere Suriye’de amansız bir mücadele verdiğini hatırlatan Sibel Uzun, Kürt hareketinin bu mücadeleyle dünyadaki seküler, laik ve özgür yaşamı da kurtardığını vurguladı.
Suriye’de IŞİD teröristlerine karşı tüm insanlık adına mücadele eden Kürtler bugün saldırı altındayken susan Batı ülkelerine tepki gösteren Sibel Uzun, bu sessizliğin ve umursamazlığın emperyalizmin de genel olarak yaklaşım tarzını ortaya koyduğunu vurguladı.
Kürtlere yönelik ‘Bunu hesap edemediniz’ şeklindeki yaklaşımların da doğru olmadığını belirten Sibel Uzun, Kürt halkının tüm halkların özgürlüğünü sırtlayan mücadelesinin herkes tarafından iyi kavranması gerektiğine işaret etti.
‘SONUNA KADAR KÜRT HAREKETİNİN YANINDA OLACAĞIZ’
Türkiye’de ise Kürt meselesinin çözümüne ilişkin bir komisyon kurulduğunu ve bugüne kadar önemli bir yol kat edildiğini dile getiren Sibel Uzun, şöyle devam etti:
“Abdullah Öcalan’ın tezleri herkesin gündemine girdi ve silahlar bırakıldı. Bu süreçte ciddi bir yol kat edildi. Şimdi bu yola sahip çıkmak zorundayız. Bunu da Rojava’yı sahiplenerek yapabiliriz. Dolayısıyla bugün Rojava’ya sahip çıkmayan, Kürt hareketiyle dayanışma içerisinde olmayanlar son derece hatalı bir yerdedir.
Bütün yüreğimizi, bütün aklımızı oraya bağlamış durumdayız. Buna umut bağlamak durumundayız. Ellerinde bütün konvansiyonel silahları olan emperyalizmin bir dönem Vietnam’da, bir dönem Irak’ta, direnen halklara yenildiğini çok gördük. Emperyalizme bu sefer Kürt halkı dersini verecek; biz buna inanıyoruz. O yüzden de Kürt hareketinin bulunduğu ve iradesini ortaya koyduğu yere dikkatimizi vererek yanında olacağız. Kürt halkı ve özellikle de Kürt kadınları yalnız değildir ve asla yalnız yürümeyecekler, hep birlikte direnerek kazanacağız.”
‘YÜREĞİMİZ ROJAVA’DAKİ KÜRT HALKIYLA BİRLİTE ATIYOR’
Barışın tesis edilmesi uğruna süreç başladığında yaşadıkları tüm endişeleri bir kenara bırakan Barış Anneleri’nden Makbule Yılmaz, barışı büyük bir umutla beklerken maalesef bir kez daha büyük bir hayal kırıklığına uğradıklarını ifade etti. Rojava’ya saldırmanın Kürtlere yapılacak en büyük düşmanlık olduğunu vurgulayan Makbule Yılmaz, kadın ve çocuk düşmanı çetelere destek vermenin çok kötü sonuçlara yol açacağını kaydetti.
Halep’ten Rojava’ya yaşananları büyük bir endişeyle izlediğini dile getiren Makbule Yılmaz, “Şengal’de Êzidî kadınları kaçırıp köle pazarlarında satan çeteler, bugün Halep ve Rojava’da aynı vahşeti tekrarlıyor; bir kadını binadan aşağı atıyor, kadınları rehin alıyor ve her yere vahşet saçıyorlar” diye tepki gösterdi.
Rojava halkının yalnız olmadığının altını çizen Makbule Yılmaz, “Bizim yüreğimiz Rojava’daki Kürt halkıyla birlikte atıyor. İnşallah en kısa sürede bu saldırılar durur ve kalıcı bir barış inşa edilir. Annelerin bir daha ağlamasını istemiyoruz” diye konuştu.
‘YA İNSANLIKTAN YANA OLACAĞIZ YA DA ÇETELERE TESLİM OLAN BİR SURİYE’DEN’
Kadın Savunma Ağı’ndan Zeynep Çelik, kadınlar olarak taraflarının açık ve net olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Biz kadınlar, direnen Kürt halkının, Kürt kadınlarının ve Suriye halklarının özgürlüğünden yanayız. Bugün HTŞ denilen, ama DAİŞ’in devamı olan Colani’nin kafa kesen, kadın düşmanı, tecavüzcü bir zihniyeti temsil ettiğini biz kadınlar çok iyi biliyoruz. Bu zihniyeti hem Kürdistan’da kadınların hikayelerinden hem Şengal’de Êzidî kadınlara yaşatılanlardan hem de kendi coğrafyamızda Hizbullah zihniyetini yaşamış, görmüş ve tanıklık etmiş kadınlar olarak biliyoruz.
Bu vahşi zihniyetin kadınlara ve halklara özgürlük getirmediğini biliyoruz. O nedenle bu konuda ikircikli bir tutum olamaz; ya eşitlikten, özgürlükten ve insanlıktan yana olacağız ya da bu çetelere teslim edilen bir Suriye’den yana. Emperyalistler, Afganistan’ı Taliban’a teslim ettikleri gibi Suriye’yi de HTŞ’ye teslim ettiler. Bugün Afganistan’da kadınların, kız çocuklarının ve farklı inançlardan insanların herhangi bir özgürlüğü, hareket alanı kalmadı. Tamamen şeriatçı, gerici bir iktidar aynı biçimde Suriye’de de var. Biz, Türkiye’nin dibinde böyle bir Suriye’yi kabul etmeyeceğiz.”
‘IŞİD ZİHNİYETİNE GEÇİT VERMEMEMIZ GEREKİYOR’
DEM Partili Arzu Fırat, HTŞ eliyle Halep’te iki Kürt mahallesinde yapılan katliamlarda kadınların binalardan atıldığını hatırlatarak, böyle bir vahşete dünya ve Türkiye kamuoyunun göz yummasının mümkün olmadığını vurguladı. Halep ve Rojava’da Kürt halkına yaşatılanların ne dinen ne ahlaken ne de vicdanen bir karşılığı olduğunu kaydeden Arzu Fırat, şöyle konuştu:
Bizim bütün dünya kamuoyuna çağrımız, Rojava için tek yürek olmaları. Suriye bu çetelerin yönetimine bırakılamaz. 2014 yılında DAİŞ’in insanları nasıl katlettiğine, kadınları nasıl köle pazarlarında sattığına bire bir tanık olduk. Êzidî kadınların yaşadıkları korkunç olaylara bütün dünya tanıklık etti. Êzidîler yaşadıkları o vahşeti, ‘Kefen bulamayıp kendi yorgan örtülerimizle ölülerimizi gömmek zorunda kaldık’ sözleriyle özetlemişlerdi. Bugün aynı tehlike Rojavalı kadınlar için de söz konusudur.
Bütün dünyanın bunun bilinciyle hareket etmesi gerekiyor ve özellikle ülkemizdeki kadınların bu çağdışı, ölüm saçan zihniyete asla müsaade etmememiz gerekiyor. Barış içerisinde, demokratik bir yaşam sürmenin yolu buradan geçiyor.”
‘KÜRT HALKI SINIRIN DİĞER TARAFINDAKİ KÜRTLERE YAPILAN ZULMÜ ASLA KABUL ETMEZ’
Türkiye’nin bir yandan “süreç” yürüttüğü izlenimi verirken, diğer yandan Rojava ve Kürt kazanımlarına yönelik düşmanca saldırılarını sürdürmesine tepki gösteren Arzu Fırat, “Kürtler başından beri barıştan yana oldu. Bugün Türkiye’deki iktidarın yaptığı kabul edilemez bir durumdur. Türkiye’deki Kürtlerle Rojava’daki Kürtler akraba ve kimse bu saldırılara karşı duyarsız kalamaz.
Kürt halkı, sınırın diğer tarafındaki Kürtlere yapılan bu zulmü asla kabul etmez ve kabul de etmiyor. Bir an evvel bu tutumdan geri dönülmesi ve taraflar arasında arabuluculuk, müzakere ve diyalog yollarının açılması gerekiyor” diye konuştu.
/Kaynak: ANF/











