Kürt kadın siyasetçi Gültan Kışanak, Rojava’ya yapılan saldırılar için “Bu saldırılar Kürt halkı açısından bir varlık-yokluk meselesidir” dedi.
Rojava’ya yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir süreçte ANF’ye konuşan Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, yaşananları yalnızca askeri bir saldırı olarak değil, Kürt halkının varlığına, özgür yaşam iradesine ve ortak yaşam modeline yönelmiş çok boyutlu bir yok etme girişimi olarak değerlendirdi. Kışanak, saldırıların temel hedefinin Kürt halkının kimliğiyle, diliyle, kültürüyle ve kendi topraklarında özgürce yaşama iradesini ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.
Saldırıların aynı zamanda Rojava’da inşa edilen demokratik, çok kimlikli ve özgürlükçü ortak yaşam modelini hedef aldığını belirten Kışanak, bu modelin sadece Kürtler için değil, tüm Suriye halkları için bir umut ve alternatif oluşturduğunu ifade etti. Kışanak, sahada yaşanan gelişmelerin bu paradigma üzerine kurulu toplumsal ve siyasal imkanları tasfiye etmeye dönük sistematik bir sürecin parçası olduğunu söyledi.
Kadınların, Kürt kimliğinin ve toplumsal onurun doğrudan hedef alındığını dile getiren Kışanak, yaşanan saldırıların sadece bölgesel değil, küresel politik dengelerin bir sonucu olarak ortaya çıktığını belirtti. Kürt halkının Rojava’da onurlu bir direniş sergilediğini ifade eden Kışanak, uluslararası kamuoyunu, kadın hareketlerini ve demokratik güçleri bu saldırılara karşı çok boyutlu, güçlü ve sürekli bir mücadele hattı örmeye çağırdı.
KÜRT HALKI ONURLU BİR DİRENİŞ SERGİLİYOR
Rojava’daki saldırıların temelinin Kürtlerin elde ettiği kazanımlara yönelik olduğunu ifade eden Gültan Kışanak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu saldırıyı planlayan, tertipleyen ve arkasında duranlar için çok açık, net halkların kardeşliğine, ortak yaşamına ve demokratik bir Suriye’ye karşı olduklarını gösteriyor. Yoksa SDG başından beri şunu söylüyordu; evet, Şam yönetimiyle bir entegrasyon görüşmesi var, 10 Mart mutabakatı yapıldı, bu çerçevede bir diyalog ve müzakereler devam etseydi, böyle bir entegrasyon süreci yaşansaydı Şam yönetimi daha demokratik bir karaktere dönüşebilme ihtimali vardı. Şu anda bu Halep’teki saldırılarla birlikte başlayan süreçte yaşadıklarımız bize gösterdi ki bu imkânı neredeyse tamamen ortadan kaldırdılar.
Daha IŞİD zihniyetinin çıplak bir şekilde sahada kendini yeniden gösterdiği, korkunç savaş suçları işlediği, vahşi bir terör örgütünün şimdi de Şam’da yönetim adı altında hareket ettiği ortaya çıktı. Şam yönetiminin Savunma Bakanlığı ‘bazı disiplinsizlikler oldu. Biz de soruşturma açtık’ diye durumu hafifletmeye çalışıyor ama bu doğru değil. Ortaya çıkan şudur ki; Şam’da IŞİD zihniyeti ve bunun pratik askeri gücü etkindir, sahadadır ve halklar güvende değildir. En başta da Kürt halkı güvende değildir. Bu saldırılar Kürt halkının ciddi bir tehlikeyle, bir IŞİD vahşetiyle karşı karşıya kalacağını, kaldığını gösterdi. Yaşadıklarımız bu anlamda bütün bir sahada açığa çıkan durum budur. O nedenle bu saldırıları belki küresel güçler farklı hesaplarla bu saldırılara yol verdiler. Belki Şam hükümeti işte bu küresel güçlerden ve Türkiye’den aldığı destekle, onayla bu saldırıları yaparsa bu arada hem demokratik bir dönüşüm ve entegrasyon imkânını, ortak yaşam imkânını ortadan kaldıracağını hem de Kürtleri tamamen Suriye’de artık bir hak iddia eden, kendi varlığını da korumak isteyen Kürt halkının da talebini ve mücadelesini bastıracağını belki umut etti.
Fakat meselenin öyle olmadığı görüldü. Kürt halkı Rojava’da, kendi topraklarında onurlu bir direniş sergileyerek bu saldırıları şimdilik durdurdu. Fakat ortaya çıkan durum şudur ki; eğer küresel güçler bu konuda yaptıkları bu hatanın farkına varmaz ve bu gidişatı durduracak tedbirler almazlarsa, eğer Türkiye Kürt sorununu içerideki çözüm sürecini de tamamen olumsuz etkileyecek hatta yürütülmesini imkânsız kılacak bu saldırılara izin veren politikayı sürdürürse Kürtlere de direnmekten başka bir seçenek kalmayacak ve bu durum hiç kimsenin arzu etmediği bir durumdur. O nedenle biz bu saldırıların Kürt halkı açısından bir varlık yokluk meselesi olduğunu, kendisini kendi toprağında özgürce yaşama iradesini korumakla baş başa bıraktığını ifade etmek istiyorum.”
KÜRT HALKININ ONURUNU KIRMAK İSTİYORLAR
Rojava’ya yönelik saldırılarda ortaya çıkan savaş suçlarının ve insanlığa karşı suçların yeni olmadığını vurgulayan Gültan Kışanak, “Şimdi bu ortaya çıkan savaş suçları, insanlık suçlarını biz tanıyoruz. Bu ta 2014’te Şengal saldırısından bu yana bütün dünyanın da tanıdığı, gördüğü, dehşet içerisinde kaldığımız korkunç saldırılardır. Çünkü bu zihniyette kadının varlığının bile anlamı yoktur. Kadın ancak köle olabilir, cariye olabilir ve kadın bir özgürlük iddiası varsa, bir kendisini var etme mücadelesi varsa boğulması gereken, kaldırılması gereken bir hedeftir bu zihniyet için. Bunu biz bir kez daha bu saldırılarda gördük. Bütün insanlık adına, sadece kadınlar değil, bütün insanlık adına lanetlenmesi, karşı durulması ve durdurulması gereken bir barbarlık hali olduğunu açığa çıkarttı.
Tabii Rojava devriminin kadın özgürlüğü iddiası çok büyük, çok önemli. Fakat dediğimiz gibi bu saldırılar işte biz Şengal’den de tanıyoruz; aynı zamanda kadını tamamen köleleştirmek isteyen bir zihniyetin ürünü. Kadını cariye olarak gören zihniyetin ürünü. Aynı pratikleri bir kez daha sergilediler.
Tabii meselenin şöyle bir boyutu da var; dünyanın her yerinde savaşlarda kadınlar aynı zamanda bir savaş ganimeti olarak görülürler ve bir ulusun, bir halkın onurunu kırmak için, bir halkın işte haysiyet sorunu haline getirebileceği bir zemin olarak görülür ve kadınlara yönelik saldırılar aynı zamanda ırkçıdır. Evet, cinsiyetçidir, kadınların varlığına, iradesine ve özgürlük iddiasına düşmandır bu zihniyet; fakat bunun bir diğer boyutu da ırkçılıktır. Çünkü kadınlara bu hakareti yaparak bir bütün olarak Kürt halkının haysiyetini, Kürt halkının onurunu kırmak istediler. Bütün bir halka bu mesajı verdiler, vermek istediler. Bu ırkçı boyutunu da görmek gerekiyor” diye konuştu.
KADINLAR VE KÜRT KİMLİĞİ HEDEF ALINIYOR
Saldırıların özgür kadına yönelik olduğunu söyleyen Gültan Kışanak, kadınların hem cinsiyetleri hem de Kürt kimlikleri nedeniyle hedef alındığını belirtti: “Evet, kadın olduğumuz için, kadınlara yönelik bu kadınların özgürlük iddiasına yönelik bir saldırı, ama aynı zamanda o kadınlar Kürt kadını olduğu için kadınlara yönelik yapılan bu saldırının bütün bir Kürt halkına yönelik güçlü bir vahşet ve dehşet mesajı taşıdığını, ırkçı bir mesaj taşıdığını da bilmek gerekiyor. Yine biz kadınlar bunu biliyoruz ki; bu militarizm denilen, aşırı derecede kışkırtılmış ırkçılıkla erkekliğin zirve yaptığı, eline işte her türlü silahın eline tutuşturulduğu kontrolsüz bir güruhunun neler yapacağını ortaya çıkarttı. Böyledir ırkçılık, milliyetçilik ve militarizm, cinsiyetçilik; birbirini besleyen, birbirine güç veren ve birbirini daha fazla vahşileştiren konulardır. O nedenle biz Kürt kadınları olarak hem ırkçılığa karşı, Kürt halkına karşı yöneltilmiş bu nefretin objesi ve nesnesi haline getirilmek istenen Kürt kadınları, hem kadın iradesini hem halkın özgürlüğünü hem de militarizme karşı özgür, sivil, demokratik bir yaşamı savunmaya devam edecek. Bu ortaya çıkan tablo budur, bunu böyle bütünlüklü görmek lazım.”
TEHLİKE GEÇMİŞ DEĞİLDİR
Saldırıların dünya çapında güçlü bir tepki yarattığını belirten Gültan Kışanak, “Her şeyden önce Kürt halkının bugün bulunduğu her yerde, dünyanın dört bir yanında; işte Rojava’da da, Başur’da da, işte kuzeyde de burada Türkiye’deki Kürtler arasında da, hatta dünyanın neresinde olursa tüm Kürtlerin güçlü bir sesle karşı çıktığı, lanetlediği ve bu saldırıları bir mücadele gerekçesi haline getirdiğini gördük. Aynı zamanda insanlığa ve kadın özgürlüğüne inanan çevrelerin de, kişilerin, kurumların, yapıların da bu saldırıları lanetlediğini gördük. Bunlar büyüyerek devam etmeli. Çünkü bu tehlike geçmiş değil. Bu zihniyet şu anda bir devlet olarak örgütlenmeye çalışıyor. Bu IŞİD zihniyetinin Şam’da tamamen uluslararası bazı ülkelerin, devletlerin de desteğini arkasına alan bir güç haline gelmesi durumunda yaratacağı dehşetin görülmesi gerekiyor. Ayrıca şu anda Rojava’da 15 günlük bir ateşkes süreci var. Fakat bu süreçte yapılması gerekenleri hepimiz en güçlü şekilde yaparak Kürt halkının, Kürt kadınlarının iradesini, özgürlüğünü ve güvenliğini sağlayacak bir çözüm imkânı açığa çıkarmamız lazım. Yoksa tehlike geçmiş değil. O nedenle bu tepkilerin bu vahşete karşı direnişin güçlü bir şekilde devam etmesi ve büyümesi ve ortaya bir çözüm imkânı çıkarması gerekiyor” şeklinde konuştu.
YAYGIN BİR MÜCADELE YÜRÜTMEK ZORUNDAYIZ
Kadın mücadelesinin bu süreçte belirleyici bir rol oynadığına dikkat çeken Gültan Kışanak, “Öncelikle kadınların bu konuda gerçekten hem Kürt kadınlarının kendi öz örgütlülüğüyle kendi duruşunu çok daha güçlendirmesi ve açığa çıkartması, bunu bir mücadeleye dönüştürmesi önemli. Aynı zamanda dünya kadın hareketine seslenmesi ve onlarla birlikte tüm kadınların ortak bir mücadelesine dönüşmesi son derece önemli. Bunu yapmaya çalışacağız, yapmalıyız; daha iyisini, daha güçlüsünü mutlaka yapmak ve bu saldırıları durdurmak zorundayız. Dediğim gibi bu kadınlar açısından böyle ama bu saldırılar çok boyutlu nedenleri var. O nedenle mücadelenin ve çalışmaların da çok boyutlu bir şekilde sürmesi gerekiyor. Bunlardan birisi de Türkiye’dir. Yani Türkiye kendi Kürt sorununu, Kürt meselesini çözme konusunda bir tutum almadan, bir değişiklik yaşamadan, bir demokratik değişim yaşamadan, bir demokratik çözüm imkânı açığa çıkarmadan Suriye’deki tutumunun değişmeyeceğini biliyoruz. Çünkü buradaki Kürt’le barışmadığı için Rojava’daki Kürdü de düşman olarak, beka sorunu olarak görüyor ve bu Şam yönetimine bu tür saldırıları sürdürmesi konusunda destek sunuyor, hatta buradan tebrik ediyor bu saldırıları. O nedenle Türkiye’deki mücadelenin, Türkiye’deki hem Kürt halkının hem Türkiye’de ortak demokratik özgür bir gelecek kurmaya inanan, barışa inanan herkesin Türkiye’nin bu politikasını değiştirme konusunda daha güçlü bir ses açığa çıkartması ve Türkiye’ye de seslenmesi ve Türkiye’nin bu politikasını değiştirme konusunda bir yol açması gerekiyor. Onun için de aslında Türkiye’deki demokratik toplum ve barış süreci önemli bir imkân; bu imkânın önünü açmak, bu yolda ilerlemek ve Kürtlerle birlikte ortak bir yaşamın, demokratik bir yaşamın kurulmasının imkânlarını açığa çıkartmak için ve Türkiye devletinin, iktidarın bu konudaki politikasını değiştirecek bir yol, yaklaşım olması gerekiyor. Bunu mutlaka daha güçlü bir şekilde sürdürmek gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
MÜCADELEMİZİ ÇOK BOYUTLU SÜRDÜRMELİYİZ
Dünya kamuoyuna da çağrıda bulunan Gültan Kışanak, küresel güçlerin Ortadoğu politikalarını eleştirdi: “Biliyoruz ki işte küresel güçler var, Ortadoğu’da etkili olan güçler var. Tabii ki bunların başında da Amerika geliyor ve Amerika’nın da bu hoyrat halinin yeryüzünde, işte bütün dünyada uyguladığı bu hoyrat siyasetin anlamsız olduğunu ve Kürtlerin bu coğrafyada kadim bir halk olarak bugüne kadar yaşadığını, bundan sonra da yaşayacağını ve bu Kürtlere karşı tutumunu değiştirmesi konusunda diplomatik temasların, görüşmelerin devam etmesi gerekiyor. Yine Avrupa hakeza, bölge ülkeleri yine öyle. Yani çok yönlü bir mücadeleyi hem diplomatik hem siyasi hem direniş hem çözüm sürecini ilerleten yaklaşımlar açığa çıkartacak çok boyutlu bir mücadeleyi sürdürmemiz gerekiyor. Çünkü bunların hepsinin bileşkesi aslında bugün bu durumu ortaya çıkarttı. Türkiye’deki Kürt sorununun çözümsüzlük yaklaşımı ve Kürtlerin özgürlük arayışının beka sorunu olarak görülmesi, işte küresel güçlerin Ortadoğu’da kurmak istediği yeni düzenler ve belki yeni başka alanlarda yaşayacakları çatışmalar, savaşlar nedeniyle Kürtleri gözden çıkarması gibi birçok neden bir araya geldiği için bu durum ortaya çıktı. O nedenle biz de mücadelemizi çoklu boyutuyla sürdürmeliyiz. Bu önümüzdeki süreci dediğim gibi çok iyi değerlendirerek bir yol açmalıyız, bir çözüm imkânı açığa çıkartmalıyız.”
‘YAPMAMIZ GEREKEN ÇOK ŞEY VAR’
Onurlu bir yaşamın Kürt halkı ve Kürt kadınları açısından vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Gültan Kışanak, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:
“Bu onurlu yaşamın ama diyalogla, müzakereyle, barışçıl yollarla sağlanması öncelikli tercihimizdir. O nedenle bütün imkânlarımızı bunu açığa çıkartmak için kullanmalıyız.
Bir diğer mesele şu anda Rojava’da çok büyük bir insani dram yaşanıyor. Abluka var, en temel ihtiyaçlar karşılanamıyor. Büyük bir göç dalgası gene tetiklendi; çünkü SDG’nin boşalttığı bölgede yaşayan Kürtler güvende değiller, onlar hızla ya Kobani’ye ya Cezire bölgesine doğru, Qamişlo’ya doğru akın ediyorlar. Göç halindeler ve bu kış koşullarında çok zor durumdalar. Çok insani olarak hiçbirimizin kaldıramayacağı şeyler, haberler duyuyoruz; çocukların soğuktan donması gibi. O nedenle çok hızlı bir şekilde hepimizin büyük bir dayanışma örgütlemesi ve sınır kapılarının açılması konusunda Türkiye ile görüşmelerin yapılması, Türkiye’den bu kapıları açma konusunda yani toplumsal bir talep olarak bunun açığa çıkması ve bu kapıların açılması gerekiyor ki bu ablukanın kırılması ve oradaki insani trajedinin önlenmesi de gerekiyor. Yani bir taraftan savaşın yeniden şiddetin başlamayacağı çözüm imkânlarını açığa çıkartmak, bir taraftan da oradaki insani yaşam koşullarını iyileştirmek konusunda yapmamız gereken çok şey var.”
/ANF/











