Esra Çiçek Mercan, kadın cinayetlerinin sıradanlaşması ve yalnızca istatistiksel verilere indirgenmesinin kaygı verici bir noktada olduğunu belirterek, “Yaşam hakkı, en temel insan hakkıdır ve korunması devletin asli yükümlülüğüdür” dedi…
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) verilerine göre, 2025 yılında erkekler en az 294 kadını katletti; 297 kadın ise şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Kadınların yaklaşık yüzde 85’i yakın erkek akrabaları tarafından; yüzde 61’i ise kendi evlerinde katledildi.
Ocak ayından bugüne 56 kadın erkekler tarafından katledilirken, son iki gün içinde de altı kadın öldürüldü. Ailenin kutsallaştırılıp kadın yaşamının yok sayıldığını belirten kadınlar hem devlet politikaları hem de artan cezasızlık örnekleri nedeniyle bu katliamların arttığını vurguladı.
Yaşanan kadın katliamlarının yalnızca bir sayıda ibaret olmadığını belirten Dicle Amed Kadın Platformu Üyesi (DAKAP) ve Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Esra Çiçek Mercan, ilan edilen politikaların kadınların yaşam hakkını koruma noktasında yetersiz kaldığını ifade etti.
2025 yılının “Aile yılı” ilan edilmesinin ardından özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik suçların arttığına dikkat çeken Esra Mercan, tepkilerin örgütlenerek artması gerektiğinin altını çizdi.
Esra Mercan, “2025 yılının ‘Aile Yılı’ olarak ilan edilmesiyle başlayan süreç, kamuoyunda aile politikaları üzerinden şekillendirilen yeni bir dönemin habercisi olarak sunuldu. Ancak bu süreçte yaşanan kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet vakaları, ilan edilen politikaların kadınların yaşam hakkını koruma noktasında yeterli olup olmadığı sorusunu gündeme taşıyor” dedi.
‘KADINLAR KORUNMUYOR’
Koruma kararlarına rağmen kadınların öldürüldüğüne işaret eden Esra Mercan, “Koruma kararı bulunan ve yetkili makamların bilgisi dahilinde risk altında olduğu bilinen pek çok kadının hayatını kaybetmesi, önleyici ve koruyucu mekanizmaların etkinliği konusunda ciddi tartışmalar yaratıyor. Bu durum, cezasızlık ve caydırıcılık meselesini daha görünür hale getirdi. Kadınlar açısından tablo, güvenlik duygusunu zedeleyen ve toplumsal kaygıyı artıran bir noktaya ulaştı. ‘Aile Yılı’ söyleminin hangi toplumsal gerçekliğe dayanarak oluşturulduğu sorgulanmalıdır” diye konuştu.
‘FARKINDALIK ÇALIŞMALARI ARTIRILMALI’
Kadın örgütlerinin eleştirilerine değinen Esra Mercan, “Aile politikalarının kadınları kamusal alandan uzaklaştıran, ekonomik ve sosyal hayata katılımını sınırlandıran bir çerçevede ele alınması ciddi bir sorundur. Çalışma hayatından sosyal politikalara kadar birçok alanda kadınların eşit yurttaşlık haklarının güçlendirilmesi gerekiyor. Kadınlarla bir araya gelerek şiddetin türleri, korunma yolları ve dayanışma mekanizmaları üzerine farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. En az bir kişide dahi farkındalık yaratmak, toplumsal dönüşüm açısından son derece kıymetlidir” ifadelerini kullandı.
‘MEKANİZMALAR İŞLETİLMİYOR’
Kadına yönelik şiddetin münferit olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Esra Mercan, “Bu mesele özel alanla sınırlı değildir; kamusal ve yapısal bir sorundur. Şiddete maruz kalan bireylerin itiraz mekanizmalarına erişebilmesi kadar, tanık olanların da sorumluluk alması kritik önemdedir. Son dönemde kamuoyuna yansıyan silahlı tehdit ve saldırılar, tehlikenin boyutunu açıkça göstermektedir” dedi.
Yasal düzenlemelere dikkat çeken Esra Mercan, “6284 sayılı Kanun etkin biçimde uygulanmalıdır. Koruma kararları titizlikle takip edilmeli ve caydırıcı yaptırımlar güçlendirilmelidir. İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf olunması yönündeki talepler de kamuoyunda güçlü bir şekilde dile getirilmektedir. Toplumsal yaptırımlar ve kolektif tepki mekanizmaları, şiddetin normalleşmesini engellemede önemli rol oynar” diye konuştu.
‘KADINLARIN KATLEDİLMESİ SADECE BİR VERİ DEĞİLDİR’
Kadın cinayetlerinin istatistiksel verilere indirgenmesine de tepki gösteren Esra Mercan, şunları söyledi: “Yıl içinde yüzlerce kadının yaşamını yitirmesi sıradan bir veri değildir. Her biri ayrı bir hayat ve hikayedir. Bu kayıpların normalleşmesi toplumsal duyarlılığı zayıflatıyor. Oysa yaşam hakkı en temel insan hakkıdır ve korunması devletin asli yükümlülüğüdür. Kadına yönelik şiddetle mücadele hem kamusal politikaların güçlendirilmesini hem de toplumsal bilincin artırılmasını gerektiriyor. Aksi takdirde kadın yaşamının yeterince korunmadığı bir tabloyla karşı karşıya kalmaya devam ederiz.”
/ ANF /











