Bilginin üretimi ve paylaşımı toplumsallaştıkça, daha özgür ve eşitlikçi bir yapı mümkün olabileceğini belirten Jineoloji Akademisi’nden Figen Aras, “Bilginin egemen yapılar tarafından kontrol edilmesi, yapay zekâ aracılığıyla insanın duygularından ve hakikatinden kopmasına yol açabilir” dedi.
Yapay zekanın tarafsız ve nesnel olduğu yönündeki yaygın kabul, son dönemde yapılan çalışmalarla sorgulanmaya başladı. Toplumsal veriler üzerinden öğrenen bu sistemlerin, mevcut cinsiyet rollerini veri setleri aracılığıyla yeniden üretebildiği görülüyor. Üç ayrı yapay zeka uygulamasının incelendiği araştırmada, kadınların daha çok duygusallık, bakım ve ev içi sorumluluklarla eşleştirilirken, erkekler ise otorite, başarı ve profesyonel yaşamla ilişkilendiriliyor. Elde edilen bulgular, yapay zeka teknolojilerinin yalnızca teknik araçlar olmadığını, aynı zamanda toplumsal önyargıları da yansıtma potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor.
Yapay zeka sistemlerinde tespit edilen cinsiyet temelli kalıplar ve üreteceği cinsiyetçiliğe ilişkin Jineoloji Akademi’sinden Figen Aras Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirmelerde bulundu.
‘YAPAY ZEKA KODLANIYOR’
Yapay zeka ile bilgiye erişimi hızlandırırken toplumsal etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Figen Aras, bilgi ve bilimdeki tekelleşmeye dikkat çekti.
Aras, “Bilginin, bilimin kendisinin yaşamın içerisinde olması gerekirken bugün tekelleşmesi toplumsal bir krize dönüşmüş durumda. Bilgi eğer bir yerde tekelleşiyorsa o tekel zaten kendi çıkarları zaten bilgiye kendi çıkarları doğrultusunda kullanacaktır. Yapay zekâ dediğimiz olgu da bilgiye en kısa yoldan ulaşma yöntemidir. Elbette doğru bilgilere ulaşılabiliyor; fakat yapay zekânın kullanımının kendisi, bireyin ve toplumun düşünme, sorgulama, araştırma ve verileri toplama yeteneklerini zamanla köreltebilir. Çünkü hazır bilgiye kolayca ulaşıldığında, bu süreçlerin önemi azalır. Bu noktadan bakıldığında, yapay zekânın belirli biçimlerde kodlandığını görebiliyoruz. Az düşünen, az araştıran ve hazır bilgiye yönelen bireylerden oluşan bir toplumda, insanlar arasında bilgi paylaşımı ve etkileşim de zayıflayabilir. Kodlama süreci, yapay zekâ aracılığıyla birçok bilgiye ulaşmayı mümkün kılsa da hangi bilginin kime ve nasıl aktarıldığı büyük önem taşır. Örneğin yapay zekalar sizin kişiliğinizi, işinizi veya ne istediğinizi biliyorsa ona göre cevaplar verebiliyor” dedi.
YAPAY ZEKA CİNSİYETÇİLİĞİ YENİDEN ÜRETİYOR
Yapay zekanın cinsiyetçilik açısından da ciddi riskler barındırdığına dikkat çeken Figen Aras, yeterli denetim sağlanmadığında cinsiyetçi kalıpların dolaylı biçimlerde yeniden üretilebildiğini kaydetti.
Kadınların çoğunlukla anne, eş ya da sevgili rolleriyle sınırlandırılmasının ve bedenlerinin nesneleştirilmesinin bu süreçte yeniden güç kazanabileceğini ifade eden Figen Aras şöyle devam etti:
“Bununla beraber, yapay zekâyı cinsiyetçilik açısından değerlendirdiğimizde, yeterince dikkat edilmezse cinsiyetçiliğin oldukça sinsi ve kurnaz biçimlerde yeniden üretildiğini görebiliriz. Örneğin kadının anne, eş ya da sevgili rolüyle sınırlandırılması, kadının metalaştırılması ve bedeninin bir nesne gibi sunulması doğrudan ifade edilmese bile, verilen bilgilerin cinsiyetçiliği ne ölçüde beslediği önemlidir. Çünkü cinsiyetçilik bir ideolojidir ve binlerce yıldır toplumları şekillendirme ve yönetme aracı olarak kullanılmıştır. Bu ideolojiyle birlikte erkek egemenliği güçlenirken, kadının itaatkâr konumu pekiştirilir. Kapitalist modernite içinde kadının bu rolü kabullenmesi, bedenini bir meta olarak görmesi ve erkek egemenliğinin sürmesi sistem açısından işlevseldir. Dolayısıyla yapay zekânın cinsiyetçi kalıpları yeniden üretmesi, günümüzün önemli krizlerinden biri hâline gelmektedir. Çocuklardan yaşlılara kadar herkesin bu teknolojilere yöneldiği bir dönemde, cinsiyetçi içeriklerin yayılması erkek egemen yapının yeniden meşrulaşmasına yol açabilir. Kadınların güçlü mücadelesine rağmen bu süreç halen devam etmektedir ve bu durum politik bir nitelik taşır.”
CİNSİYETÇİLİĞİN YENİDEN ÜRETİMİ
Yapay zekanın erkeğin güçlü ve akılcı, kadının ise annelik ve eşlik rolleriyle tanımlandığını ifade eden Aras, bu kalıpların günümüzde eğitim, medya ve yapay zeka yoluyla yeniden aktarıldığını söyledi. Figen Aras, “Cinsiyetçiliğin oluşumunda ve meşrulaştırılmasında din, mitoloji, felsefe ve bilim gibi birçok alan etkili olmuştur. Bu alanlarda genellikle erkeğin güçlü, yetenekli ve akılcı olduğu; kadının ise temel rolünün annelik ve eşlik olduğu aktarılır. Ancak bu aktarım yalnızca sözle değil; eğitim, medya ve günümüzde yapay zekâ aracılığıyla da gerçekleşir. ‘Kadın duygusaldır, erkek akıllıdır’, ‘kadın zayıftır, erkek güçlüdür’ gibi ikilikler, kapitalist sistemin ürettiği ve meşrulaştırdığı kalıplardır. Bu durumdan ulus-devletler, piyasa ve erkek egemen zihniyet fayda sağlar. Sorgulamayan ve kendini yalnızca aile içi rollerle tanımlayan bir kadınla yaşamak erkek için daha kolaydır. Buna karşı itiraz eden kadınlarla yaşamak ise erkek için zordur. Bu nedenle cinsiyetçilik, yalnızca eğitim ve medya yoluyla değil, bilginin kendisi üzerinden de yeniden üretilmektedir” diye belirtti.
TOPLUM VE DEĞİL DOĞAYA ETKİSİ
Cinsiyetçilik ideolojisini görünür kılmadan denetimsiz şekilde yayılmasının yaşamın her alanına etki edebileceğini dile getiren Figen Aras, “İnsanlar bilgiye hızlı ve güvenilir şekilde ulaşmak ister ve bugün yapay zekâya büyük ölçüde güven duyuluyor. Ancak yapay zekâdaki cinsiyetçiliği fark etmek her zaman kolay değildir; bunun için belirli bir bilinç düzeyi gerekir. Bu bilinç olmadığında, cinsiyetçi içerikler çoğu zaman dolaylı biçimlerde aktarılır. Bir kelimede, bir görselde ya da bir mesajda bile bu izleri görmek mümkündür. Bu durumdan en çok kadınlar etkilenecektir; çünkü cinsiyetçilik üretildikçe ve normalleştirildikçe kadınlar üzerindeki etkisi artar. Aynı zamanda çocukların bu ideolojiyle büyümesi, cinsiyetçiliğin toplumsal yaşamın doğal bir parçası gibi algılanmasına yol açabilir. Yapay zekânın bağımlılık yaratan yapısı da dikkate alındığında, bu süreç yalnızca bireyleri değil, toplumu ve hatta doğayı da olumsuz etkileyebilir” diye ifade etti.
‘BİLGİNİN ÜRETİMİ TOPLUMSALLAŞMALI’
Kadınların bilgeliğinin sağlık alanından doğayla kurulan ilişkilere kadar toplumun sürdürülebilirliğinde önemli rol oynadığını söyleyen Aras,”Jineoloji tartışmalarında, bilginin ve bilimin yaşamın içinden doğduğu ve kadınların tarihsel deneyimleriyle şekillendiği vurgulanır. Kadınların bilgeliği, sağlık alanından doğayla kurulan ilişkilere kadar toplumun sürdürülebilirliğinde önemli rol oynamıştır. Ancak günümüzde bilgi, sistemlerin sınırları içine hapsedilmiştir. Okula gitmeden, diploma almadan ya da para olmadan bilgiye ulaşmanın zorlaştırılması bu durumun bir göstergesidir. Bu nedenle bilginin yeniden topluma, yaşama ve komünlere dönmesi gerekiyor. Bilginin üretimi ve paylaşımı toplumsallaştıkça, daha özgür ve eşitlikçi bir yapı mümkün olabilir. Aksi hâlde, bilginin egemen yapılar tarafından kontrol edilmesi, yapay zekâ ve benzeri teknolojiler aracılığıyla insanın duygularından ve hakikatinden kopmasına yol açabilir” diye kaydetti.
‘GELECEKTE DAHA BÜYÜK SORUNLARA YOL AÇABİLİR’
Figen Aras, yapay zekanın kontrolsüz kullanımı durumunda gelecekte yaratabileceği toplumsal krizlere dair şunları ifade etti:
“Yapay zekâ kontrol altına alınmadığı takdirde, gelecekte daha büyük toplumsal sorunlara yol açabilir. İnsanların düşünme yetisini kaybetmesi ve yönlendirmelere açık hâle gelmesi, ciddi krizleri beraberinde getirebilir. Bu nedenle bilgiye doğrudan ulaşmak, araştırmak, paylaşmak ve eleştirel süzgeçten geçirmek büyük önem taşır. Yapay zekâdan tamamen vazgeçmek yerine, onu bilinçli ve eleştirel bir perspektifle kullanmak gerekir. Kadın özgürlükçü bakış açısıyla değerlendirildiğinde, hangi bilgilerin toplumsal gerçekliği yansıttığı daha net görülebilir.”
“Bir toplumun ahlaki ve politik yapısının zedelenmesi, anlam dünyasının kaybıyla birlikte duyguların da körelmesine yol açar. Bu da mekanikleşmiş bir toplum anlamına gelir. Bu nedenle insanın doğayla, kültürüyle ve diğer insanlarla kurduğu bağ yeniden güçlendirilmelidir. Teknolojinin sunduğu imkanlar tamamen reddedilmeden, ancak ihtiyaç sınırları içinde kullanılması önemlidir. Daha sade, doğayla uyumlu ve özgürlükçü bir yaşam anlayışı benimsenirse, toplumsal dönüşümün önü açılabilir. Dünya bu kadar karmaşık ve çözülemeyecek sorunlarla kaplı değil aslında. Ama bugün ne yazık ki teknoloji ile birlikte insanın insandan, toplumun doğadan kopuşu gerçekleştiyse bizler de yeniden doğaya dönüşü esas almalı ve kadınların özgürlük perspektifini tüm topluma yaymayı ilke edinmekle birlikte özgür yaşamın adımlarını da atmış olacağız.”
/Mezopotamya Ajansı- Zeynep Durgut /











