Kadınbilim (Jineoloji) Akademisi’nden Ezgi Çelik, barışın sadece çatışmanın yokluğu değil, aynı zamanda yapısal şiddetin ortadan kaldırılması anlamına geldiğini belirterek, kadınların barış süreçlerinin sadece mimarları değil, aynı zamanda başlıca inşa edicileri olduğunu ifade etti.
Çelik, mevcut süreçte kadınların rolünü Jin News’ten Rozerin Gültekin-Pelşin Çetinkaya’ya değerlendirdi ve bu tarihi dönemde yapılması gerekenleri özetledi.
‘Barışın gerçek mimarları biz kadınlarız.’
Barışın tüm sorunların çözümünü mümkün kıldığını belirten Ezgi Çelik, “Öncelikle özgürlük, demokrasi ve barışı nasıl tanımladığımızı tartışmalıyız. Bu kavramları sadece kadınlar olarak değil, tüm kimlikler olarak yeniden tanımlıyoruz. Bunu çok açık bir şekilde ifade ediyoruz: Kadınlar sadece barış süreçlerinin söz ustaları değil, aynı zamanda onların başlıca inşa edicileridir. Kadınlar olarak, bu süreçlerin özneleriyiz; onları sahiplenen, besleyen ve ileriye taşıyan bizleriz. Kendimizi sadece konuşanlar olarak konumlandırmıyoruz. Kendimizi barışın inşasında aktif aktörler olarak görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki barıştan bahsetmek aynı zamanda şiddetten arınmış bir yaşamdan bahsetmektir. Yapısal şiddetin çözümünden bahsetmektir. Örneğin, evde veya hayatın her alanında yaşanan şiddete göz yumarak barıştan bahsedemeyiz. Barış, tam olarak bu şiddet biçimlerinin ortadan kaldırılmasıdır. Toplumda, ilişkilerde, kamusal alanda veya evde karşılaştığımız yapısal şiddete karşı verdiğimiz mücadeleyi barıştan ayrı görmüyoruz. Bu mücadeleyi varoluş mücadelesi olarak görüyoruz. Barışın bir parçası olmak için mücadele ediyoruz.” dedi. Bu süreç, tüm kimliklerimiz ve tüm varoluş biçimlerimizle ilgilidir.”
‘Demokratik entegrasyon şart!’
Ezgi Çelik, barış sürecinin derin ve uzun vadeli bir inşa süreci olduğunu vurgulayarak şunları ekledi: “Bizim için barış, tarafların bir masa etrafında oturup konuşmasından ibaret değildir. Barış, çok daha derin, çok daha uzun vadeli bir inşa sürecidir. Ve biz kadınlar, bu sürecin kilit aktörleri olduğumuzu iddia ediyoruz. Dahası, demokratik bütünleşme bu sürecin hayati bir yönüdür. Demokratik bütünleşme kavramı ilk tartışılmaya başlandığında, sıklıkla asimilasyonla karıştırılmıştır. Oysa demokratik bütünleşme, başkasına benzemek veya başkasının içinde erimek anlamına gelmez. Aksine, tüm farklılıkların kendi özgün biçimlerinde hayatta yerlerini bulmasıyla ilgilidir. Çünkü herkesin aynı olduğu bir yerde, ne farklılıktan ne de gerçek birlikten söz edilebilir. Orada sadece tekdüzelik hüküm sürer. Kendi renklerimizle, kendi dilimizle, kendi kültürümüzle, kendi sanatımızla ve kendi varoluş biçimlerimizle birlikte hayatı organize etmeye çalışıyoruz. Aslında, binlerce yıldır bu topraklarda farklı kimliklerle birlikte yaşadık. Bugün burada da bu çeşitlilik kendini gösterdi ve sesini duyurdu. İnanıyoruz ki, Bu seslerin bir araya gelmesi, toplumsal dönüşüme ve ortak bir yaşamın inşasına katkıda bulunacaktır.”
‘Abdullah Öcalan’ın hukuki durumu kritikliğini koruyor’
Baş müzakereci Abdullah Öcalan’ın tecritinin hâlâ devam ettiğine dikkat çeken Ezgi Çelik, “En temel talebimiz, hiçbir farklılığın dışlanmadığı bir yaşamın kurulmasıdır” dedi. Sözlerine şöyle devam etti: “Herkesin potansiyelini gerçekleştirebileceği ve birlikte yaşamanın mümkün olduğu bir toplum inşa etmek istiyoruz. Bugün, emeğin görünmez kılındığı ve bilginin göz ardı edildiği bir toplumsal gerçeklikle karşı karşıyayız. Demokratik modernite ve demokratik bütünleşme üzerine yapılan tartışmalar, tam da buna karşı bir mücadeleyi temsil ediyor. Bu süreç aynı zamanda kadınların da ördüğü bir süreçtir. Elbette, bu konuları tartışırken önemli bir noktaya değinmek gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan’ın tecrit edilmesi hâlâ devam ediyor. Bu tecritin yalnızca bir kişiye yönelik olduğuna inanmıyoruz. Bu durum tüm toplumu etkiliyor. Tecrit devam ettiği sürece, toplum içindeki baskı ve kırılmaların da devam edeceğine inanıyoruz. Bu nedenle, barış sürecinin yasal bir zemine oturtulması büyük önem taşıyor. Özellikle Sayın Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması, sürecin devamlılığı için kritik bir dönüm noktasında bulunuyor.”
‘Barışın kalıcı hale gelmesi için acilen yasal adımlar atılmalıdır.’
Ezgi Çelik, mevcut sürecin toplumsal umut açısından tarihi bir fırsat temsil ettiğini belirterek şunları söyledi: “Bu süreçlerin uzaması zaman zaman toplumda umutsuzluğa ve güvensizliğe yol açabiliyor. Çünkü insanlar daha önce birçok kez barış görüşmelerine tanık oldular. Ancak biz mevcut süreci tarihi bir fırsat olarak görüyoruz. Bu fırsatın güçlendirilmesi için yasal adımlar hızla atılmalıdır. Biz de bu adımların atılmasını sağlamak için Barış İçin Anneler’den sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok örgütle iş birliği içinde çeşitli eylemler ve etkinlikler düzenliyoruz. Yarınki yürüyüş de bu çabaların bir parçası olacak. Toplumun taleplerine kulak verilmelidir. Bu körlük ve sağırlık aşılmalıdır. Aksi takdirde, toplumsal kırılmalar daha da derinleşebilir. Bunun çözümlerinden biri de izolasyonun kaldırılması ve demokratik, yasal bir statünün tesis edilmesidir.”











