Birçok kadının hayatını kaybettiğini gördük; bu olaylar haberlere yansıyor ve Demokrat Parti politikacıları da bu konuyu gündeme getiriyor. Yine de yasayı değiştirmeye yetmiyor. Bu da benim için en yıkıcı sorulardan biri. Bir kadının öldüğünü bildiğimiz halde, bu ölümü kürtaj karşıtı politikalarla ilişkilendirebildiğimiz halde, neden tek bir kadının ölümü bu yasaları değiştirmeye yetmiyor?
Catlak Zemin’den Eda Sevinin – İrem Gerkuş kısa süre önce Killers of Roe başlıklı bir kitap yayımlayan Amy Littlefield ile kürtaj karşıtı hareketlerin faaliyetlerinin yanı sıra, ABD’deki feminist grupların ve kürtaj hakkı için mücadele eden kesimlerin mücadelesini konuştu.
Öncelikle teşekkürle başlamak isteriz. Röportaj teklifini kabul etmen bizi çok mutlu etti. Seni daha yakından tanımak isteriz, kendini kısaca tanıtır mısın?
Sizinle konuşmak ve Türkiye’deki çalışmalarınız hakkında bilgi almak benim için gerçekten büyük bir mutluluk. Adım Amy Littlefield, ABD’nin Boston şehrinde yaşayan bağımsız bir gazeteciyim. 10 yılı aşkın süredir kürtaj hakları üzerine yazıyorum, çoğunlukla The Nation adlı solcu bir dergi için haber takibi yapıyorum. Kısa süre önce Killers of Roe başlıklı bir kitap yayımladım. Kitap, kürtaj hakkını ortadan kaldırmayı ve Roe/Wade kararını bozmayı hedefleyen –nitekim karar 2022 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından bozuldu– kürtaj karşıtı hareketin 50 yıllık mücadelesini tartışıyor. Kitapta kürtaj karşıtı hareketlerin faaliyetlerinin yanı sıra, ABD’deki feminist grupların ve kürtaj hakkı için mücadele eden grupların verdiği mücadeleyi de inceliyorum.
Biz ABD’deki kürtaj hakkı tarihi hakkında da pek bir şey bilmiyoruz. Kürtaj ABD’de nasıl yasallaştı, mevcut durum ne? Belki kısaca bunu konuşabiliriz.
Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi ABD’de de kürtaj yaygın bir uygulamaydı. Eskiden gazetelerde kürtaj yöntemleri hakkında reklamlar yayınlanırdı. Genelde bitkisel ilaçlar ya da başka tür karışımlar kullanılarak yapılırdı kürtaj. Ayrıca, ünlü Madam Restell gibi kürtaj yapan kişiler de vardı. Bu durum, 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar adeta rutin bir şekilde devam etti. Tam o noktada, modern tarihin ilk kürtaj karşıtı hareketi başladı. Bu hareket, mesleği profesyonelleştirmeye çalışan ve geleneksel yöntemleri kullanan ebeleri piyasadan silip, kendi mesleğini şifacıların ve ebelerin üstüne çıkarmaya çalışan erkek doktorlar tarafından yönetiliyordu. O dönem kürtaj yasağının yürürlüğe konması için yürütülen çalışmaların başını Amerikan Tabipler Birliği çekti. O dönem başka meseleler de vardı. Anthony Comstock adında bir posta müfettişi tarafından savunulan ahlak ve müstehcenlik yasaları vardı. Comstock, posta yoluyla gönderilen pornografik çizimlerin yanı sıra kürtaj haplarını ve gebeliği önleyici yöntemleri de ortadan kaldırmaya çabalıyordu.
İlaveten, göçle ve beyaz kadınlar arasında düşen doğum oranlarıyla ilgili endişeler de vardı; tüm bu faktörler biraraya gelince, 20. yüzyılın başlarında kürtajın her eyalette yasadışı hale gelmesine sebep oldu. 1960’larda ve 1970’lerin başında eyaletler kürtaj karşıtı yasaları gevşetmeye ya da yürürlükten kaldırmaya başladı. Bunun nedeni ise kadınların hayatlarını kaybetmesiydi. Kadınlar merdivenaltı kürtaj kliniklerine gidiyor ya da kendi başlarına kürtaj yapmaya çalışıyorlardı. En bilindik yöntem elbise askısıydı. Ama pek çok farklı nesne ya da kimyasal kullanıyorlardı. Bu yüzden, özellikle New York gibi şehirlerin enfeksiyon hastalıkları servisleri, başarısız kürtajlar sonucu rahim enfeksiyonunun korkunç sonuçlarını yaşayan kadınlarla dolup taşıyordu. Bunun üzerine New York da dahil pek çok eyalet kürtajı yasallaştırmaya ya da en azından belli şartlar altında kürtaja izin vermeye başladı. Bunun sonucunda, kürtaja erişimin yaşadığınız yere ve sahip olduğunuz paraya bağlı olduğu bölünmüş bir sistem ortaya çıktı.
Parası olanlar güvenli kürtaja erişebilecekleri bir yere gidip masrafları karşılayabiliyorlardı. Parası olmayan ya da özel bir kliniğe erişimi olmayanlar ise kürtajı kendi başlarına yapmaya çalışıyor ya da güvenli olmayan kliniklere başvuruyorlardı. Sonuç olarak da kadınlar sık sık hayatını kaybediyor ya da ağır hastalıklar yaşıyorlardı. 1973 yılında, Anayasa Mahkemesi, kürtaj hakkını anayasal bir hak olarak tanıdı. 1973 tarihli Roe/Wade kararı eyaletler düzeyindeki tüm kürtaj yasaklarını kaldırarak ülke çapında kürtaj hakkını tesis etti. Bundan sonra, genellikle feministlerin işlettiği klinikler, güvenli kürtaj hizmetleri sunmak üzere açılmaya başladı. Kürtajın yasal, ücretsiz ve herkesin erişimine açık olacağına dair bir inanç vardı.
Ama çok geçmeden kürtaj karşıtı hareket, kademeli zaferler kazanmaya başladı. İlk büyük zafer 1976 yılında “Hyde Yasası” adlı bir politikayla geldi. Hyde Yasası, kürtaja merkez bütçeden fon verilmesini yasakladı; bu da çoğu eyalette, genel sağlık sigortası olan Medicaid’den yararlanan kişilerin, çok istisnai durumlar haricinde kürtaj masraflarının karşılanamayacağı anlamına geliyordu. Devlet hastanelerinden ve insanların devlet hastanelerinde ücretsiz tedavi görmesinden bahsettiğinizde, burada tabii bazı devlet hastaneleri var ama pek çok kişi sağlık hizmetlerini özel kurumlarda alıyor. Bildiğim kürtaj kliniklerinin çoğu, hatta belki tamamı özel. Ancak bunların çoğunda, eyaletin tanımladığı sağlık sigortasından yararlanacak kadar düşük gelirliyseniz, sağlık ihtiyaçlarınız için Medicaid kartınızı kullanabilirsiniz. Ancak çoğu eyalette yürürlükte olan Hyde Yasası nedeniyle, kürtaj yaptırmak istediğinizde Medicaid kartı hiçbir işe yaramaz, masrafları karşılamaz. Benim yaşadığım Massachusetts gibi Demokratların yönetimde olduğu eyaletlerde ise Medicaid kürtaj masraflarını karşılıyor; bu farklılık da mahkeme kararları ya da eyalet politikalarına bağlı.
Yani Roe/Wade kararından çok kısa bir süre sonra, 1973’ten önce kürtaja erişimi belirleyen sınıfsal ve coğrafi ayrımlar, yine belirleyici oldu. Bu erişim, halen bir kliniğe yakın yaşayıp yaşamadığınıza, Medicaid’in kürtaj masraflarını karşılayabileceği bir eyalette ikamet edip etmediğinize, özel sigortanız olup olmadığına ya da özel bir klinikte kürtaj masraflarını karşılamak için banka hesabınızda 500 dolar olup olmadığına bağlıydı. 50 yılı aşkın bir süre boyunca, kürtaj karşıtı hareketin genellikle eyalet düzeyinde küçük, kademeli zaferler kazandığını gördük.
ABD’de 50 eyalet var; kürtaj haklarını aşındıracak yasalar çıkaran pek çok eyalet meclisi vardı. Örneğin ilk muayene ile kürtaj arasında 24, hatta bazen 72 saatlik zorunlu bekleme süresi öngören yasa tasarıları vardı. Bu da tek bir klinik bulunan az sayıdaki eyaletten birinde yaşayan ve o kliniğe ulaşmak için yüzlerce kilometre yol katetmek zorunda kalan birinin, önce ilk muayene için kliniğe gitmesi, ardından iki veya üç gün sonra tekrar gelip ikinci muayeneye girmesi anlamına geliyordu. Böyle böyle pek çok kürtaj kliniğinin kapanmasına neden olan bir sürü gereksiz engel ortaya çıktı. Zira bu yasaların bazıları, koridorlar şu genişlikte olmalı, kapı kolları bu şekilde olmalı, muayene odaları şöyle görünmeli gibi şartlar getiriyordu. Bu koşulları yerine getiremeyen klinikler kapanmak zorunda kalıyordu.

On yıllar boyunca, Cumhuriyetçilerin yönettiği eyaletlerin son derece kısıtlayıcı kürtaj karşıtı yasalar çıkardığı, kürtaj hakkı için mücadele edenlerin ise bunlara karşı çıktığı bir gelgit süreci yaşandı. Konu federal mahkemelere taşınır, oradan da Anayasa Mahkemesi’ne gider, sonunda da daha fazla kısıtlamanın yürürlüğe girmesine müsaade eden bir karar çıkardı. Ancak Roe/Wade kararı 24 Haziran 2022 tarihine kadar yürürlükte kaldı; o gün Anayasa Mahkemesi nihayet kararı bozdu. Arkasında uzun bir mücadele var tabii, ama kısaca özetlemek gerekirse hikaye bundan ibaret.
1973’te verilen Roe/Wade kararının gerekçesi 14. Anayasa Değişikliği’ydi, değil mi?
Evet, 14. Yasa Değişikliği’nde yer alan mahremiyet hakkıydı. Sağ kanattaki eleştirmenler, Anayasa Mahkemesi hakimlerinin Anayasa’da aslında var olmayan bu hakkı bulup çıkardıklarını, bunun Anayasa’da ancak “ima yoluyla” bulunabileceğini iddia ettiler.
14.Yasa Değişikliği’nin ve mahremiyet hakkının kürtaja erişimim sağlamak için en iyi yol olduğunu düşünmeyen feministler de var: mahremiyet kavramından ziyade kadın haklarına ve eşitliğe daha fazla odaklanan bir yaklaşım olmalıydı. Anayasa Mahkemesi’nde bu durum erkek bir doktor ile kadın bir hastanın birlikte özel bir tıbbi karar alma hakkıyla yakından ilgiliydi. Dolayısıyla karar, kadınlardan ziyade doktorların haklarına odaklanmıştı.
Kararın kimi gözeterek yazıldığı önemli bir ayrım tabii. Belki Roe/Wade kararının bozulmasının doğurduğu sonuçlar hakkında konuşabiliriz.
Roe/Wade kararının bozulmasına dair söylenmesi gereken en önemli şey, bu kararı bozmaya son derece odaklı, çok etkili bir muhafazakâr hareketin varlığı. Özellikle “Federalist Society” diye bir grup vardı; bu grup Donald Trump’ın daha sonra atadığı Anayasa Mahkemesi hakimlerini fiilen seçebildi. Bu hakimler Roe/Wade kararını bozmak üzere seçilen hakimler. Bu yüzden bu karar bende o kadar da büyük bir şok etkisi yaratmadı. Bu hakimler zaten tam da bunu yapmak üzere atanmışlardı, kürtaj karşıtlıkları nedeniyle titizlikle seçilmişlerdi.
Kürtajla ilgili “tetikleyici yasakları” kenarda tutan pek çok eyalet vardı. Roe/Wade ülke çapında geçerli bir yasa olmaktan çıktığı anda bu yasaklar otomatik olarak devreye girdi. Bazı eyaletlerde ise yasama organları yeni kürtaj yasaklarını kabul etti. Roe/Wade kararının ardından oldukça kısa bir süre içinde, toplamda bir düzineden fazla eyalet kürtajı tamamen yasakladı. Bugün, kişinin hayatının tehlikede olması gibi çok kısıtlı durumlar dışında kürtajı yasaklayan 13 eyalet var. Bunların çoğu cinsel saldırı veya ensest durumlarını dışarıda tutuyor. Ayrıca, yaklaşık altı haftalıkken kürtajı yasaklayan dört eyalet daha var. Bu eyaletlerde kürtaj yaptırmak son derece zor, çünkü pek çok kişi altı haftaya kadar, hatta bazen daha geç bir aşamaya kadar hamile olduğunu bile anlamıyor. ABD’deki kürtaj erişim haritasına bakarsanız, kürtajın yasaklı olduğu eyaletlerin çoğunda, özellikle de Güney ve Güneydoğu eyaletlerinin büyük bir kısmında kürtaj kliniği bulunmadığını görürsünüz. Güney’deki muhafazakar eyaletlerin çoğu bu erişimin önünü tamamen kesti. ABD’de kürtaja erişim konusunda tek umut veren şey, Roe/Wade kararının bozulmasının ardından, benim yaşadığım Massaschussetts gibi Demokratların yönetimde olduğu eyaletlerdeki hekimlerin “koruyucu yasalar” için baskı yapmaya başlamış olması. New York ve Massachusetts gibi eyaletlerdeki hekimler, kürtajın yasak olduğu Teksas ve Alabama gibi eyaletlere kürtaj haplarını postayla göndermek istediklerinde bu koruyucu yasalar tarafından korunuyor. Bu hekimler kendilerini güvende hissettikleri için, kürtajın yasak olduğu eyaletlere gitmedikleri sürece, bu eyaletlere ilaçla kürtaj ilaçlarını serbestçe postayla gönderebiliyorlar.
Bu değişikliklerin ve adeta gerçek zamanlı bir hukuk deneyine katılan doktorların cesaretinin bir sonucu olarak (tabii, Anayasa Mahkemesi’nin bu sistemin devam etmesine izin verip vermeyeceğini bilmiyoruz), Güney’de yaşayan insanlar artık bu imkanlara erişebiliyor. Bu durum pek çok insan için yeni, farklı, kafa karıştırıcı ve ürkütücü olabilir; ancak bu seçenekleri bilen ve güvenen kişiler için internetten kürtaj haplarını sipariş edip kapılarına kadar getirtmek artık mümkün, yaşadığı bölgeden ya da eyaletten bağımsız. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi’nin Roe/Wade kararını bozmasından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde kürtaj sayısı aslında arttı; çok şaşırtıcı, değil mi? Ve bence bu durum, bu yenilginin ardından kürtaja ihtiyaç duyan kişilere bu hizmeti sunmaya nasıl devam edeceklerine dair yaratıcı çözümler bulan kürtaj hakkı savunucuları ile sağlık çalışanlarının gücünün en büyük kanıtı.
Eklemek istediğim bir şey daha var: Roe/Wade kararının bozulması üzücü bir olaydı; ardından kürtaj sayılarının artması gibi olumlu bir gelişme yaşandı. Ancak göz ardı edilmemesi gereken bir başka üzücü olay daha var: kürtajın yasaklandığı ya da ciddi şekilde kısıtlandığı Teksas ve Georgia gibi eyaletlerde kadınlar hayatını kaybediyor. Kadınlar ölüyor, ama Roe/Wade kararından önce bildiğimiz şekilde değil; o zamanlar evde askıyla kürtaj yapmaya çalışma, güvenli olmayan kürtaj, merdivenaltı klinikler gibi sebepler vardı. Roe kararından önceki yıllarda güvensiz kürtaj hizmeti yüzünden insanların yakalandığı türden enfeksiyonlar, artık kürtajın yasadışı olduğu ve doktorların, hastanın belli komplikasyonları olsa bile hapse girmekten korktuğu için hamileliği sonlandırmadığı yerlerde yaşanıyor. Sonuç olarak, doktorların yargılanıp hapse girmekten korktukları eyaletlerde, kadınların düşük ya da kürtajla ilgili bir komplikasyon nedeniyle tedavi görememeleri sonucu hayatını kaybettiği sayısız vaka gördük.
Bu epey kritik bir şey. Yani kadın düşük yapıyorsa bile, bir doktorun kürtaj yaptığı için yargılanma ihtimali var öyle mi?
Bence yasanın ne dediği ile hekimlerin o anki tepkileri ve yasaya dair endişeleri arasında önemli bir fark var. Teksas gibi, kürtaj yapmanın 99 yıl hapis cezasıyla yargılandığı bazı eyaletlerde, kadın düşük yapsa da fetüsün kalp atışı devam ediyorsa, doktorlar fetüsün kalp atışının durmasını ya da kadının müdahale edilebilecek kadar ağır bir duruma gelmesini bekleyebiliyorlar. Hal böyle olunca, doktorların nihayetinde müdahale ettiği, ama çok geç kaldığı vakalarla karşılaştık.
Teksas’ta Tierra Walker adında bir kadın vardı. Hamileliğinde ciddi sağlık sorunları yaşadı. Çok ciddi bir gebelik komplikasyonu olan pre-eklampsi riski taşıyordu, bu nedenle de kürtaj olmak istiyordu. Ancak, sağlık durumu yasadaki aciliyet eşiğini karşılayacak kadar ciddi görülmedi ve kürtaj yaptıramadı. Sonuçta Tierra hayatını kaybetti, pre-eklampsi sebebiyle öldü ve oğlu, annesini kendi doğum gününde evde ölü buldu. Kürtajın yasaklanmasının bir sonucu olarak karşılaştığımız trajik hikayeler genelde bu türden hikayeler. Her ne kadar medikal kürtaj yaygın şekilde erişilebilir olsa da ve doğurmak zorunda kalacağını düşündüğümüz kadınların sayısı beklediğimizden çok daha düşük olsa da…
İrlanda’da Savita Halapanavar isimli kadının yaşadığı önemli bir vaka vardı. Savita’ya İrlanda’nın Katolik bir ülke olduğu, bu nedenle düşük tedavisi göremeyeceği söylenmişti, kadın bu yüzden hayatını kaybetti. Bu olay sonrasında İrlandalı aktivistler 8. Yasa Değişikliği’ni yürürlükten kaldırdılar. Zaten örgütlülerdi ve harekete geçmeye hazırlardı. Burada ise birçok kadının hayatını kaybettiğini gördük; bu olaylar haberlere yansıyor ve Demokrat Parti politikacıları da bu konuyu gündeme getiriyor. Yine de yasayı değiştirmeye yetmiyor. Bu da benim için en yıkıcı sorulardan biri. Bir kadının öldüğünü bildiğimiz halde, bu ölümü kürtaj karşıtı politikalarla ilişkilendirebildiğimiz halde, neden tek bir kadının ölümü bu yasaları değiştirmeye yetmiyor?
Kürtaj sayılarının arttığını ve bu artışın bir süredir istikrarlı şekilde devam ettiğini söyledin. Peki kürtaj karşıtı hareketler buna nasıl tepki veriyor? Biz biliyorsak, onlar da bu artışı biliyor olmalılar.
Tabii biliyorlar ve çok öfkeliler. Onları daha da öfkelendiren şey ise bugün yönetimde bir Cumhuriyetçi başkanın olması, sonuçta Roe/Wade kararını bozan Anayasa Mahkemesi yargıçlarını atayan başkan da bu başkan. Ciddi bir hayal kırıklığı duyuyorlar, çünkü ilk günden itibaren kürtaj haplarının postayla gönderilmesine kısıtlamalar getirilebilirdi. Kürtaj haplarının gönderilmesini durdurmak için daha önce bahsettiğimiz Anthony Comstock’un adını taşıyan 1873 tarihli Comstock Yasası’nı yeniden yürürlüğe koyabilirdi.
Büyük bir hukuki zafer kazanmış olmalarına rağmen, hayal kırıklıkları çok büyük: pratikte kürtaj sayısı arttı, bu nedenle hedeflerine ulaşamamış durumdalar.
Mayıs ayı başında, yerel mahkemenin mifepriston gönderimini durdurduğu üç günlük bir dönem yaşandı ve teletıp hizmeti veren pek çok yer sadece misoprostol göndermeye başladı. Bu gruplar zaten yedek bir plan hazırlamışlardı. Kimsenin tam olarak takip etmediği, ancak aslında sıkça karşılaştığımız bir diğer unsur da topluluk destek ağları. Yani kürtaj haplarını posta yoluyla gönderen, birinin evine bırakan ya da parkta buluşup hapı ulaştıran aktivistler var. Bu çok büyük ölçekte gerçekleşiyor. Kimse de bunun tam sayısını bilmiyor. Çünkü bu aktivistlerle konuştuğumda, “bu hapları posta yoluyla binlerce kişiye gönderdim” diyorlar. Ve bu rakamları ben de hiçbir yerde yazmadım. Dolayısıyla, burada kürtaja erişimle ilgili bazı alanlar var ki, ABD hukuk sistemi bu alanlara etkili biçimde müdahale edemiyor; posta kutusuna erişimi olan herkesi tutuklayamayacaklarına göre.
Peki bu bahsettiğin gruplar kadın örgütlerinden ve feminist örgütlerden mi oluşuyor? Bir tür feminist eşlik modeli mi, yoksa daha fazlası mı?
Bir tür eşlik modeli gibi. Bu işi yapan kişiler genellikle kendilerini “kürtaj doulası” olarak adlandırıyor; çoğunlukla da feminist STK’lar değiller. Elbette feminist bir STK’nın üyesiyle konuşup “evde kaç kürtaj hapın var,” diye sorsanız, “Tabii ki ben böyle bir şey yapmıyorum,” cevabını alırsınız. İnsanlar bu konuyu açıkça konuşamıyor. Bu bahsettiğimiz örgütlenmeler, kimsenin sivil toplum örgütü statüsünü ya da kamuoyundaki imajını tehlikeye atmayacak şekilde kürtaj hapı dağıtımı yapmak üzere kurulmuş özel kuruluşlar. Tıpkı kürtaj doulası kavramı gibi. Kürtaj doulaları, gece yarısı kürtaj yapan biriyle mesajlaşarak “bu kadar kanama normal, bu kadarı normal değil – şu şu durumlarda yardım alman gerekir” diye bilgi veren kişiler. Yani burada birebir destek modelleri gelişiyor; bunların hepsi nispeten yeni. 2022’den önce bir kısmı vardı, ama çoğu o tarihten sonra ortaya çıktı. Bu örgütlenmelerin büyük kısmı, kürtajın suç sayıldığı bir bağlamda birebir kürtaj hizmeti sunmaya ve eşlik modeliyle insanlara destek vermeye alışkın olan Las Libres gibi Latin Amerika örgütlerinden öğrenildi. ABD’li feministler kürtajın yasal olmasına çok alışkındı, sonra birden yasal olmaktan çıktı. Bu durumun nasıl bir hal alabileceği konusunda Latin Amerika’daki komşularımızdan öğreneceğimiz çok şey olduğunu gördük.
Latin Amerikalı feministler harika komşular. Çok deneyimliler, sahip olabileceğin en iyi komşu.
Biz onlar açısından hiç de iyi komşular olmadık. Ama Latin Amerikalılar, en azından feministler, ABD’deki feministlere çok destek verdiler.
Belki bu konuyu biraz daha detaylandırabiliriz. Bu modellerin görece yeni olduğunu ve kürtaja erişimle farklı bir ilişki kurulduğunu söyledin. Kadınların bu tür bir durumda kürtaj yaptırmaya dair düşüncelerinde herhangi bir değişiklik görüyor musun?
Evet, kesinlikle. Pek çok kişi kürtajı kliniğe gidip hızlıca ulaşabildiğin bir şey olarak görmeye alışkındı. O kişiler için mevcut sağlık sistemi dışındaki bazı yeni yöntemlere güvenmek zor olmuştur sanırım. “Koruyucu yasalar” kapsamında kürtajın yasak olduğu eyaletlere hap gönderen telesağlık çalışanları, bir uçağa binip New York’ta bir kliniğe gitseniz karşılaşacağınız doktorların ta kendisi.
Bu hizmeti ya mesaj yoluyla ya da bir Zoom görüşmesinde veriyorlar. Yani dijital ortamda aynı hizmeti alıyorsunuz, ama yüz yüze muayene olmuyorsunuz. Ayrıca bu yöntemler ucuz, hatta ücretsiz. İnsanlar ABD’de sağlık hizmetleri için çok para ödemeye alışıklar; bu yöntemlerden yararlanan kişilerle konuştum, genelde ilk düşündükleri şey şu: “Bu bir tür dolandırıcılık olmalı. Gerçek olamayacak kadar iyi.” Nasıl bu kadar kolay olabilir diyorlar. Yüz yüze muayene olmak zorunda kalmadıklarında, belki 24 saat beklemek zorunda olmadıklarında ya da eskiden geçmek zorunda oldukları tüm o zorlu süreçleri tamamlamak zorunda olmadıklarında, bu hizmet modeli herhalde bir tür tuzak diye düşünüyorlar. Bu yüzden pek çok kişi bu seçeneklere güvenmekte zorlanıyor ve dolandırılmaktan korkuyor. Bence bu süreçte çok şey öğrendik. Ancak bu yöntemler birkaç yıldır piyasada varlar, insanların bunlara daha fazla güvenmeye başladığını, bu seçenekleri anlamaya başladığını görüyoruz.
Görünüşe göre bu yöntem çok yaygın olmaya başladı, değil mi? ABD’de kürtajların %70’inin hapla kürtaj olduğunu okuduk.
ABD’deki kürtajların üçte ikisinden fazlası hapla kürtaj ve yaklaşık her dört kürtajdan biri telesağlık yöntemiyle, yani yüz yüze randevu olmadan yapılıyor. Bu son derece şaşırtıcı.
En başta on yıldan fazla bir süredir habercilik yaptığını ve kürtaj hakları üzerine haberler hazırladığını söylemiştin. Bu konuya nasıl yöneldin? Yani, bir gazeteci için oldukça spesifik bir konu.
Öyle, evet. 10 yıl önce, bu konu çok dar bir konu görüldüğü için bu konuda haber yapan pek fazla kişi yoktu. Ben üniversitedeyken klinik refakatçisi olarak gönüllü çalışıyordum. Kürtaj kliniğine gelen kadınlarla birlikte yürürdüm. Türkiye’de de durum aynı mı bilmiyorum ama ABD’de her kliniğin önünde protestocular olur. Kaldırımda kürtaj karşıtı protestocular belirir, kadınlarla konuşmaya çalışır, broşürler dağıtır, kadınların dibine girip yüzüne yüzüne bağırmaya çalışırlar. Ben de kadınları protestoculardan korumak için otoparktan kliniğe kadar kadınlarla yan yana yürürdüm. Üniversiteden mezun olduktan sonra birkaç yıl bir klinikte kürtaj danışmanı olarak çalıştım. Her zaman gazeteci olmak istemiştim. Bir noktada bu iki alanı bir araya getirmenin yolunu buldum. Ben kürtaj konusunda ilk haberleri yaptığımda, hangi yöne gittiğimiz belliydi; kademeli kısıtlamalar yoluyla Roe/Wade kararı kaldırılacaktı. Bizim de alarm halinde söylemeye çalıştığımız şey, tam da bu yavaş yavaş önümüze gelen acil durumdu. Bence pek çok insan Roe/Wade kararının bozulacağına inanmıyordu. İnsanlar yargıya ve hükümete biraz fazla güveniyordu. İşte şimdi bu noktadayız. En azından son seçimlerde kürtaj büyük bir siyasi konu olarak görülüyordu. Şimdi ise insanlar bana “kürtaj mı? Son zamanlarda bu konuda pek bir şey duymadım,” diyorlar. Eh, ABD siyasetinde çok fazla şey oluyor.
Kürtaj hakkında epey konuştuk. ABD’de doğurganlık haklarının durumunu da belki kısaca konuşabiliriz. Doğurganlık hakları, özellikle kürtaj karşıtı hareketler söz konusu olduğunda, bütünlüklü ele alınmalı. Kürtaj karşıtı hareketler aynı zamanda toplumsal cinsiyet karşıtı hareketler oluyor çoğunlukla. Pek çoğu kadın düşmanı, eşitliğe karşılar vs. Bu yaklaşımları tüm doğurganlık meselelerinde de görülüyordur diye düşünüyorum. Doğurganlık hakları etrafında örgütlenmiş belli bir sağcı hareket var mı?
Bu soruyu sormanıza çok sevindim. Tarihi açıdan vurgulanması gerektiğini düşündüğüm bir nokta şu: kürtaja erişimi kısıtlamaya çalışan aynı muhafazakar cephe, aynı zamanda beyaz olmayan kadınların ve engellilerin zorla kısırlaştırılmasını öngören politikaları da destekledi. ABD’de eyaletlerin mahpusların, engellilerin ya da akıl hastalığı olan kişilerin iradeleri dışında kısırlaştırılmasına izin veren yasalar çıkardığı uzun bir tarih var.
Anayasa Mahkemesi, 1927 yılında bu yasaları onayladı. Vergi mükelleflerinin sosyal yardım alan ailelerde doğan çocukların masrafını karşılamak zorunda olduğu fikrinin, on binlerce kişinin zorla kısırlaştırılmasını meşrulaştırmak için kullanıldığını gördük. Bu kişilerin çoğu da özellikle Güney’de yaşayan Siyah kadınlar ya da hapishanelerde veya akıl hastanelerinde kalan kişilerdi. Dolayısıyla, başka bir açıdan doğurganlık haklarını kısıtlayan bu politika, ABD tarihinin vurgulanması gereken bir başka önemli veçhesi. İşte bu nedenle ABD’deki Siyah kadınlar, kürtaj hakkıyla birlikte, çocuk sahibi olmak isteyenlerin doğurma hakkını ve çocuklarını güvenli topluluklar içinde yetiştirme hakkını da içeren “doğurganlık adaleti” diye bir çerçeve geliştirdiler. Bu üç unsurun üçü de çok önemli. Son zamanlarda özellikle vurgulamak istediğim bir diğer konu ise, ABD’de kürtaj haklarına saldırmak için kullanılan taktiklerin şimdi transları hedef almak için kullanılıyor olması.
Gördüğümüz manzara şu: kürtaj haklarını ortadan kaldırmada başarılı olan sağcı Hıristiyan örgütler, şimdi trans gençleri hedef alıyor, transların spor müsabakalarına katılmaması fikrini yayıyor. Tıpkı kürtaj kısıtlamalarının ilk başta gençleri, beyaz olmayan kadınları ve kamusal sağlık sigortasından yararlananları hedef alması gibi, şimdi de aynı kademeli kısıtlamaların özellikle trans gençleri hedef aldığını görüyoruz. Beni en çok öfkelendiren şey, insanların bu bağlantıları görmemesi.
Tam anlamıyla kopyala-yapıştır durumu. Bu ülkede kürtaja erişime getirilen ilk kısıtlamalardan biri, birçok eyalette gençlerin ebeveyn izni olmadan kürtaj yaptıramamasıydı. Şimdi, demokratların yönettiği eyaletlerde bile, gençlerin cinsiyet uyum için destekleyici bakım hizmetlerine erişim imkanlarını hedef tahtasına koydular. Federal bir politika olduğu için, benim yaşadığım Massachussets gibi demokrat eyaletlerdeki insanları bile etkiliyor. Bu konular birbiriyle yakından bağlantılı ve birlikte ele alınması gerekiyor.
Pek çok kişi coğrafi, ırksal ya da sınıfsal nedenlerle kürtaja erişimde engellerle karşılaşıyor. Medikal kürtajın, herkes için olmasa bile, bu zorlukların üstesinden gelinmesi ve erişimin artırılması için bir fırsat sunduğunu düşünüyor musun?
Evet. “Koruyucu yasalar” kapsamında telesağlık yoluyla kürtaj hizmeti veren doktorlardan biriyle konuştuğumda duyduğum ilginç sonuçlardan biri de buydu. Kürtajın yasak olduğu eyaletlere kürtaj haplarını posta yoluyla gönderen doktorlardan biri. Tabii anekdot niteliğinde bir bilgi ama, bu doktor gerçekten muhafazakar, Hıristiyan, evanjelist olan, kırsal bölgelerde yaşayan, çok sayıda çocuğu olan ve şimdi ilk kez kürtaja erişebilen kadınların sayısında bir artış gördüğünü anlattı. Çünkü bu kadınlar için, eğer muhafazakar bir dini toplulukta yaşıyorlarsa, belki kocaları ya da aileleri kürtajı onaylamıyorsa, hamile kaldıkları her defasında çocuk doğurmak zorunda kalıyorlardı. Başka seçenekleri yoktu. Artık gizlice internete girip, hapları kapılarına göndertebiliyorlar ve kimseye fark ettirmeden alabiliyorlar.
Bir kürtaj kliniğine gitmek için saatlerce yol gitmek zorunda kalmıyorlar. Bir bakıma kürtaj kısıtlamaları nedeniyle ortaya çıkan bu yeni yöntemler, daha önce kürtaj hizmetinin verilmediği bazı bölgelere ve daha önce bu hizmetten yararlanamayan kişilere erişim imkanı tanıdı. Çoğu eyalette, çoğu insan için kürtaj yüzlerce dolara mal oluyordu, çünkü özel bir kliniğe gidip ücret ödemek gerekiyordu. Hamileliğin ileri aşamalarında ise bu maliyet binlerce dolara çıkabiliyordu. Masrafları kendi cebinden ödemek zorundaydı kadınlar, Hyde Yasası nedeniyle kamu fonlarına erişimde ciddi kısıtlamalar vardı.
Artık beş dolar karşılığında ya da ücretsiz olarak posta yoluyla gönderilebilmesi (çünkü bu şekilde tıbbi bakım sunmak çok ucuz; üstelik bu grupların birçoğu yaptıkları çalışmalar için bağış desteği de alıyor) bazı insanlar için bu hizmetin daha erişilebilir hale geldiği anlamına geliyor. Örneğin, eskiden tek bir kürtaj kliniği bulunan Mississippi’yi düşünün. Mississippi’de yaşıyor olsaydınız, o tek kürtaj kliniğine ulaşmak için saatlerce yolculuk yapmanız gerekirdi. Artık evinize ücretsiz bir paket gönderilmesini sağlayabilirsiniz. Bununla birlikte, klinikte kürtaj yaptırmak isteyen, hamileliğinin ileri aşamalarında olan veya sağlığı için klinikte bulunması gereken kişiler kürtaja her zaman erişemiyorlar. Bir bakımdan seçenekler sınırlı, ama bazı açılardan da erişim imkanları genişledi. Gerçekten ilginç.
ABD’de kürtaj karşıtı hareket kadar kürtaj hakkı mücadelesi veren hareketler ve feminist hareket de var. ABD, bu hareketlerin oldukça parçalı olduğu devasa bir ülke gibi görünüyor. Kürtaj hakkı mücadelesinin nasıl örgütlendiğini bize biraz anlatabilir misin?
Bahsedilmesi gereken en önemli nokta şu: ABD’de birkaç gerçekten büyük üreme sağlığı kuruluşu var. Bunların en büyüğü de Planned Parenthood (Planlı Ebeveynlik Federasyonu). Planned Parenthood, milyonlarca insana sağlık hizmeti sunuyor, kürtaj klinikleri işletiyor. Bu kliniklerde gebelik önleyici yöntemler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyon testleri ve translar için cinsiyet uyum sürecini destekleyici bakım gibi hizmetler veriliyor. Dolayısıyla düşük gelirli Amerikalılar için güvenlik ağı işlevi gören gerçekten önemli bir sağlık hizmeti sağlayıcısı. Bu hizmetleri sürdürebilmek için merkezi bütçeye yaslanmak zorundalar. Kürtaj hizmetleri için değil, ama gebelik önleyici yöntemler ve diğer sağlık hizmetleri için federal hükümetten bütçe desteği alıyorlar. Bu durum, Planned Parenthood’un her zaman daha muhafazakar, daha temkinli olmasına, Demokrat parti politikacılarıyla ilişkileri sürdürmeye daha meyilli olmasına neden oldu bence. Çünkü federal fonları garantiye almak istiyorlar, ki bu da mantıklı bir hamle. Pek çok insan bu fonlar sayesinde sağlık hizmeti alıyor. Ancak geriye dönüp baktığımda, kürtaj hakkı hareketinin yaptığı hatalardan birinin, federal bütçeye bağımlı bir kuruluşun politik kararlarını ve siyasi rotayı belirlemesine izin vermek olduğunu düşünüyorum. Çünkü Planned Parenthood’un yaklaşımı sağ kanat açısından muhafazakar olmasa da, daha temkinli bir nitelik taşıyor. Bence Dobbs[1] kararıyla birlikte bu hal biraz değişmeye başladı. Cumhuriyetçi eyaletlerde faaliyet gösteren gruplar, beyaz olmayan kadınların liderlik ettiği gruplar, kürtaj yasaklarından en çok etkilenen insanlara daha yakın olan gruplar… Bence bunlar hep vardı, ama daha az kaynakları vardı ve daha az ilgi görüyorlardı. İşte bu durum değişmeye başladı. Koruyucu yasalar, Planned Parenthood gibi kurumların dışında kalan bir grup akademisyen ve doktorun girişimiyle ortaya çıktı. Bence bu türden gelişmeler, hareketi yönlendirme eğiliminde olan büyük kurumlardan pek gelmeyen, daha yaratıcı taban hareketleri için de bir fırsat anı.
Bence en çok vurgulanması gereken ve bana göre son derece etkileyici olan gelişme, kürtaj hakkı hareketinin bir parçası olan kürtaj fonları. Son 50 yıldır, Hyde Yasası kürtaja federal bütçe ayrılmasını yasaklıyor. İnsanlar kürtaj yaptırmak istediğinde yüzlerce dolar ödemek zorunda. Sadece insanların kürtaj için ihtiyaç duydukları parayı toplamak, bazılarının seyahat masraflarını karşılamak (otel, otobüs veya uçak bileti gibi) ve ardından kürtajın kendisini ödemek amacıyla kurulmuş düzinelerce küçük taban örgütü var. Bu örgütler, sadece 2024 yılında toplam 63 milyon dolar harcadılar. Bir yılda 50 milyon dolar. 2024 yılında Ulusal Kürtaj Fonları Ağı’na üye 59 kuruluş, kişi başına ortalama 475 dolarlık bağışla 63 milyon dolardan fazla para topladı. Bu meblağ bile herkesin ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli olmadı. Bazı kişileri geri çevirmek zorunda kaldılar ve herkese destek olamadılar.
Bence bu feminist kürtaj fonu altyapısının, kürtaj hizmetleri için bir kitlesel fonlama (crowdfunding) yöntemiyle bu kadar para toplayabilmiş olması inanılmaz. Son yıllarda, pek de göz önünde olmayan bu işleri yapan kişiler daha fazla takdir görmeye başladı. Tabii her zaman ekranlarda boy gösterip yaptıkları işi anlatmıyorlar. Ama yaptıkları iş çok kritik ve kürtaj kısıtlamalarının çoğunun etkisini çok hafifletti.
[1] Dobbs/Jackson Women’s Health Organization, 2022 yılında ABD’de federal kürtaj hakkını kaldıran ve Roe/Wade kararını bozan kararın başlığı. https://serbestiyet.com/ozel-haber/bes-soruda-abd-yuksek-mahkemesinin-kurtaj-yasagi-karari-95568/













