Ayrıca yine sempozyum kapsamında George Cukor’un 1944 yapımı filmi “Gaslight” ve sinemada kadın bakışı denildiğinde ilk akla gelen filmlerden olan Agnes Varda’nın ünlü yapıtı “Cleo Beşten Yediye”nin (Cleo de 5 a 7) gösterimleri yapıldı ve filmler üzerine tartışmalar gerçekleştirildi.
Feminist okuma olmadan kadını anlatabilir miyiz?
Genel anlamda başarılı bulduğum etkinliğe dair bir yazı kaleme alma nedenim ise maalesef sempozyum kapsamında sunum yapan bazı uzmanların söylemlerinin bende yarattığı hayal kırıklığıydı. Özellikle “Kadına Psikolojik Bakış ve Sinema” başlığına sahip bir sempozyumda konuşmacıların “Ben feminist değilim, eşitlikçiyim. İnsan hakları zaten var” gibi sempozyum içeriğiyle çelişen söylemleri tartışma yaratırken; “Kadınların dönüşümü sağlayacak olanlar olduğu ve kamusal alanda erkekler gibi üretimde bulunurlarsa birbirleriyle dayanışabilecekleri” gibi ifadeler de dönüşümün tüm sorumluluğunun kadına yüklendiği gerçeğini es geçmesi nedeniyle eleştirildi.
Hayatın farklı alanlarında yaşanması gereken dönüşümlere dair tüm bu sorumluluğun kadına yüklenmesi, kadının halihazırda sırtlandığı yüklerin görmezden gelinmesine neden olur. Kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmak, bilgiye ve eğitime ulaşmak, şiddetten korunmak ve hayatta kalmak gibi mücadelelerin yanında bir de erkekleri eğitmek ve sistemi değiştirme yüküyle karşı karşıya bırakılması feminist düşüncede iyi bilinen bir durumdur. Baskının faturasını mağdura kesmektir. “Kadın güçlü olmalı” vurgusu kulağa güçlendirici gelir; ama yapısal eşitsizliği görmezden gelerek yalnızca bireyi güçlü olmaya davet etmek, aslında sistemi olduğu yerde bırakır.
Bu söylemler tesadüf değil. Öğrenilmiş, içselleştirilmiş ataerkil bir dil. Deniz Kandiyoti çalışmalarında yer verdiği‘ataerkil pazarlık’ kavramıyla tam da bundan bahseder: Kadınların, ataerkil sistem içinde güvenlik ve statü elde etmek için sistemin kurallarını kabul ettiğini, ona uyum sağladığını ve sistemi dönüştürmeye yönelik değil, içinde tutmaya yönelik olduğunu belirtir. “Dönüşümü sağlayacak olan kadınlar” ve “kadınlar birbirleriyle dayanışmıyor” söylemleri ise yapısal bir sorunu bireysel bir başarısızlığa indirgiyor.
“Kamusal alanda üretirsek dayanışabiliriz” önermesi ise kimin kamusal alana erişebildiğini sormadan kuruluyor ve ayrıca kamusal alan dediğimiz yerin tamamen eril yapılanmaya ait olduğu gerçeğini göz ardı ediyor. Evden çıkmasına izin verilmeyen, ekonomik bağımsızlığı olmayan, hareketi kısıtlanmış kadınlar bu söylemin başında dışarıda unutuluyor. Bu gerçeğin görülmemesi durumu ise maalesef bir rastlantı ya da masum bir hata değil. Irk, sınıf, engellilik, cinsiyet ve cinsel yönelimin kesiştiği noktada yaşanan baskıyı hiç deneyimlememiş biri, o baskının varlığını da kolayca göremez. Crenshaw ‘kesişimsellik’ kavramıyla tam olarak da bu durumu anlatıyor: Ayrıcalıklı konumda yerlerini almış kişiler, oldukları yerden ayrılmadıkları sürece görüş alanlarının dışındaki duvarları göremezler.
Ayrıca “kadınlar birbirleriyle dayanışmıyor” iddiası da kendi içinde bir körlük ifadesi. Çünkü feminist örgütler, kadın dayanışmasının en somut örnekleri ve onlarca yıldır bu dayanışmayı sürdürüyorlar. Bilinçlenmenin, öğrenmenin, birbirini tutmanın tam da orada gerçekleştiğini, feminist hareketin içinden geçmiş her kadın bilir. Peki bu dayanışma neden görülemiyor? Çünkü sadece ataerkil düzeni yeniden üreten, ataerkil sisteme hizmet eden kadınlarla dirsek teması halinde olunca bu sonuç kaçınılmaz oluyor. Feminist örgütlerle, feminist kadınlarla kurulan dayanışmalarla temas içinde olunmadığı zaman maalesef bu gerçekler gözden kaçıyor.
Sempozyumda eleştirdiğim bir diğer nokta da kadın tarihinin okunması konusundaki eksikliklerdi. Çünkü tek bir kadın yok, kadın tarihi yok, kadınların tarihi var. Avcı-toplayıcı dönemde kadınların fiziksel olarak zayıf oldukları için avlanmadığı, ev ve tarla işleriyle sınırlı kaldığı öne sürüldü. Oysa arkeolojik bulgular çok önce gösterdi ki incelenen kültürlerin büyük çoğunluğunda kadınlar erkeklerle birlikte avlanıyordu. “Avcı erkek, toplayıcı kadın” anlatısı feminist araştırmacılar tarafından çoktan çürütüldü. Tarihi yanlış okursan, kadınları da yanlış anlarsın ve yanlış aktarırsın.
Sempozyumda Karen Horney’in “rahim hasedi” kavramından söz edildiğinde bir konuşmacının “öyle bir şey yok” şeklinde itiraz etmesi, hatırlatılınca da küçümseyen bir tavırla “onu lisede okumuştum” diyerek geçiştirmesi ve sonra da kavramla ilgili tek bir cümle kurmaması da sunum yapan kişilerin yetkinliği konusunda soru işaretleri doğurdu. Aynı konuşmacı, Freud’un penis hasedi perspektifinden yola çıkarak kadınların o tarihte cinsellik alanında özgür yaşayabildikleri bu sebeple de kadınların özgür oldukları bir dönemin varlığını savundu. Oysa bu kocaman tarihsel bir yanılgıdır, çünkü özgürlüğü sadece cinselliğe indirgemek anlamına gelir. O dönemde kadının kendi başına ticaret yapma hakkı, özel mülke sahip olma hakkı, miras hakkı yoktu. Sanatını kendi adıyla üretemiyordu. Kadın özgürlüğünü cinselliğe indirgemek, kadınlara yapılan haksızlıkların görünür olmadığının bir kanıtı. Oysa Karen Horney, Freud’un kadını merkeze almayan psikanalizine içeriden itiraz eden ilk isimlerden biridir. Kadın psikolojisini konu alan bir sempozyumda Karen Horney’i hatırlamamak feminist okumalar konusunda alandaki uzmanların ciddi eksiklikleri olduğunu bize göstermektedir.
Feminist olmak zorunda değilsin. Ama kadınlar üzerine konuşacaksan, feminist okuma yapmış olmak zorundasın. Feminist okumadan yoksun bir konuşmacı, kadının yaşadığı psikolojik sıkıntıları bireysel bir sorun olarak ele alır; bu sıkıntıların sosyolojik, tarihsel ve cinsiyet eşitsizliğiyle bağını kuramaz. Freud’dan da öteye gidemez. Evet, feminist okuma olmadan da kadını anlatabilirsin. Ama anlattığın şey, ilkel dönemlerden bugüne taşınan eril bakışın, eril dilin ve eril bilginin tekrarı olur. Kadından dinlemeden, kadından okumadan, kadını keşfetmeden kurulan her söylem, kendini tekrar eden ataerkil sisteme hizmet eder. Yeni olan hiçbir şey üretemez.
Kaynaklar
Kandiyoti, Deniz. “Ataerkil Pazarlık.” Feminist Bellek, 2021. https://feministbellek.org/ataerkil-pazarlik/
Crenshaw, Kimberle. “Kesişimsellik Paradigması Çerçevesinde Feminist Yaklaşımların Farklılıklarının Değerlendirilmesi.” Akademik Hassasiyetler Dergisi, 2024. https://dergipark.org.tr/tr/pub/akademik-hassasiyetler/article/1451707
Lacy, Sarah ve Ocobock, Cara. “Kadınlar da Avcıydı.” Arkeofili, 2023. https://arkeofili.com/arastirmalar-kadinlarin-da-avci-oldugunu-gosteriyor/
“Eşitlik ve Ötesi 1: Antik Dünya’da Kadın Olmak ve Mülkiyet.” Fularsız Entellik, 2019.https://fularsizentellik.com/journal/2019/4/21/kadinhaklar
/Kaynak: Catlak Zemin/











