Ekvadorlu Rochel, “Ölürüz ama topluluk yaşar” diyerek kolektif mücadeleye dikkat çekti; Kürdistanlı Dengir Güneş, kadın öncülüğünde demokratik moderniteyi anlattı; yerli lider Roseli Finscue ise komünal feminizmi ve kültürel çeşitliliği vurguladı.
“Kadınlar Geleceği Örüyor” ağının Kolombiya’nın başkenti Bogota’da Abya Yalalı ve Kürdistanlı kadınları bir araya getirdiği kadın konferansı, “Abya Yala’daki sömürgeci politikalar ve saldırılar, toprak savunma mücadelesi” başlıklı ilk oturumun alt başlıklarıyla devam etti.
“Bu saldırılara karşı gelişen direnişler ve aralarındaki bağlantılar, bu mücadelelerin biçimi, yöntemleri ve ortak noktaları” ve “Bu saldırılara karşılık devletin tuzaklarına düşmeden alternatif bir sistem nasıl oluşturulur?” alt başlıklarında sömürgeci saldırılara karşı yerli kadın mücadeleleri, komünal feminizm, Kürt özgürlük mücadelesinin tarihsel gelişimi ve kadın öncülüğü, mücadelenin kolektif karakteri tartışıldı.
AVELINA ROCHEL: BİZ DUYGULAR VE RİTİMLER İÇİN SAVAŞIYORUZ
Ekvador’dan CONAIE adına konuşan Aveline Rochel, mücadelenin kahramansız, kolektif ve duygularla örülü bir süreç olduğunu belirterek, “Ölürüz ama topluluk yaşar” dedi.
Aveline Rochel, yaptığı konuşmada mücadelenin kolektif karakterine ve topluluk olmanın anlamına dikkat çekti.
“Büyükannelerimiz bize bugün savaşın diyor. Bu yolculuktayız. Biz duygular ve ritimler için savaşıyoruz” diyen konuşmacı, topluluk olmayı “kozmik bir ailenin parçası olmak” şeklinde tanımladı. Bu ailenin her türlü farklılığa neşeyle yaklaştığını belirten Aveline Rochel, “Seviyorum ve varım” ifadelerini kullandı.
Mücadelenin kavramsal bir tartışmaya indirgenemeyeceğini vurgulayan Ekvadorlu konuşmacı, “Mücadele yavaştır, kahramanı yoktur. Ölürüz ama topluluk yaşar. Bugün birbirimizin kalbini büyütüyoruz ki devrim yapalım” dedi.
Mücadelenin “ateşleri çoğaltmak” anlamına geldiğini ifade eden Aveline Rochel, insanların cansız nesneler gibi ele alınamayacağını belirtti. “Biz yarının atasıyız, bunu düşünmeliyiz. Gençleri nasıl katacağız? Pozitivizm içinde kendimizi hissetmeyi unutmamalıyız” diye konuştu.
Toplumsal çelişkilere de değinen Aveline Rochel, “Hep ‘üvey babalar kötü’ diyoruz ama onların bizi tanımasını da istiyoruz. Bu nasıl bir çelişki? Hep üçüncüyü istiyoruz, oysa yaşam farklılık olmadan üretilmez. Bunu yaşamak ve hissetmek gerekir” ifadelerini kullandı.
Konuşmasını, anneannesinin sözleriyle tamamlayan Aveline Rochel, “Anneannem bana ‘Endişe nedir?’ diye sordu. Bir şey yapman gerekir ama yapmazsın. Endişenin duvarları yoktur, çaresi vardır. Bir şey yapmazsam sonuç budur. O zaman yap. Biz yapıyoruz, bu yüzden endişeli değiliz” dedi.
GÜNEŞ: ROJAVA DEVRİMİ İLE EN BÜYÜK ALTERNATİFİ YARATTIK
Kürdistanlı gazeteci Dengir Güneş, yaptığı konuşmada Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüş yapısına ve bu coğrafyalarda uzun yıllardır süren mücadeleye dikkat çekti.
“Kürdistan’ın dört parçaya ayrıldığı ve bütün bu coğrafyalarda uzun yıllardır bir mücadelenin sürdüğü bir gerçek. Biz var olma mücadelesi verdik. Direnişin hayatın kendisi olduğunu düşünüyoruz. İlk sloganımız ‘Ya zafer ya zafer’di” diyen Güneş, mücadelede kadınların öncü rol üstlendiğini vurguladı.
Kadınların büyük emek verdiğini belirten Güneş, “Köylü, işçi kadınlar, hepsi özgürlük dilini yarattı. Farklı kadınları bu dille mücadeleye çağırdılar. Sara arkadaş bunlardan biriydi, kendisini selamlıyorum” ifadelerini kullandı.
Önder Apo’nun kadın özgürlüğü perspektifine değinen Güneş, “Rêber Abdullah Öcalan kadın özgürlüğü ile toplum özgürlüğünü iç içe ele aldı. Kadın özgürlüğü olmadan toplum özgürlüğünün olamayacağını belirtti” dedi. Kürt özgürlük hareketi öncesinde kadına yeterli değerin verilmediğini, ancak hareketle birlikte kadınlara geniş bir alan açıldığını kaydetti.
Hareketin temel ilkelerine de değinen Güneş, eş temsiliyet ve eş sözcülük sisteminin parlamentodan en küçük çalışmaya kadar esas alındığını, demokratik modernitenin alternatif sistem olarak benimsendiğini söyledi. “Kendi basınımızı inşa ettik. İnkâr ve imhaya karşı kendimizi ifade edebilmek için bunu gerekli gördük. Kültür ve sanatla inkâr edilen dilimizi ve kültürümüzü yeniden yarattık” dedi.
Cezaevlerini birer eğitim alanına dönüştürdüklerini belirten Güneş, “Teorik olduğu kadar pratikten de öğrendik. ‘Öğrendiğimiz kadar pratikleştirme’ mottosu bizim için esas oldu” ifadelerini kullandı.
Rojava Devrimi’ne de değinen Güneş, DAİŞ saldırıları ve ambargo koşullarına rağmen savunma güçleriyle direniş gösterildiğini, ekonomik ve toplumsal alanlarda alternatif modeller geliştirildiğini söyledi. “Buğdayımız bile yakıldı, ama üretimimizi ve yaşamımızı savunduk” dedi.
Kadın meclisleri, kadın evleri ve Kongra Star yapılanmasına işaret eden Güneş, Rojava’da ekolojik üretim modellerinin hayata geçirildiğini belirtti. “Jin, Jiyan, Azadî sloganı, egemen erkek sistemine karşı alternatif bir yaşam sisteminin ifadesi oldu” diye konuştu.
ROSELI FINSCUE: TOPRAK VE SU KADINLA BÜTÜNLEŞİR
Kolombiya’nın CRIC – Cauca Yerli Halklar Konseyi’nden Proceso Mujeres üyesi Roseli Finscue, yerli kadınların mücadele deneyimini ve toprak, su ve toplulukla ilişkilerini anlattı.
“Bizim rehberimiz aydır. Abya Yala’nın en eski örgütlenmesiyiz. Tüm örgütlenmelerin yuvası gibiyiz. Biz çok renkliyiz, kökümüz aynıdır. Suyun ve toprağın ruhunu taşıyor köklerimiz” diyen Roseli Finscue, kendi halkı olan Naza halkını, “varlık ve sevgi” olarak tanımladı. Roseli Finscue, sevginin yalnızca hislerle sınırlı olmadığını, toprakta yaşayan tüm canlıları hissetmek anlamına geldiğini vurguladı.
1974 yılını mücadele tarihi olarak işaret eden Roseli Finscue, kadınların bu mücadelenin öncüsü olduğunu belirtti. “Toprağımızı istiyoruz çünkü dünyaya bakışımız bu toprakla alakalı. Toprak büyük bir evdir. Toprak sadece kaynak değil, canlıdır, yaşamdır. Tüm canlılarının varlığı kabul edilmeli, korunmalı” dedi.
Demokratik sistemin tek renklilik değil, çok renklilik üzerine kurulması gerektiğini ifade eden Roseli Finscue, “Yerli Halklar Konseyi’nde kadınlar olarak büyük rol oynadık. Hafızamız bizi güçlendiriyor. Yıldızların ve suyun çocuklarıyız. Köklerimizi canlandırmalı ve bilgimizi sömürgeleştirmeye izin vermemeliyiz” diye konuştu.
Kadınların özerklik talepleri nedeniyle birçok arkadaşlarının öldürüldüğünü hatırlatan Roseli Finscue, kadınların tekrar toprağa, nehre ve topluluklarına bağlanması gerektiğini şu ifadelerle vurguladı: “Bedenimizi, toprağımızı, annelerimizi, topluluklarımızı iyileştirmeliyiz. Su kadındır; onu iyileştirmek kadını iyileştirmektir. Ama bu sadece kadınların işi değildir; ahlaki ve politik bir meseledir.”
Komünal feminizmi “kendi ürettiğimiz iktidar ilişkilerine karşı eylemek ve bilinçlenmek” olarak tanımlayan Roseli Finscue, çiçeğin çokluğuna ve çok topraklı olan yere dönmeyi mücadelelerinin parçası olarak gördüklerini söyledi. “Biz kadınlar mücadele ediyoruz ama kendimize feminizm demeyiz. İlerleme adına kurulan endüstri ve sınıf bilinci yalandır; bizi hayattan koparır, çalar” dedi.
Yerli toplumlarda eğitim ve topluluk yapılanmalarına da değinen Roseli Finscue, “Toplum üniversitesi farklı bilgilerin olduğu yerdir. Sığınağımız yok, okulumuz var. Ailesiz kadınların yaşadığı yerler, komünal mutfaklar, yiyecek yetiştirdiğimiz bitkiler var. Çocuklar da mücadelenin parçasıdır; toprakla ve atalarla ilişki için. Nöroçeşitlilik ve nonbinary insanlarla iç içe tarım çalışmaları yapıyoruz” ifadelerini kullandı.
Roseli Finscue, mücadelenin yerlilikle sınırlı olmadığını, bütünleşme ve birliktelikle mümkün olduğunu vurguladı: “Kavuşmak her şeydir. Direnmek yeterli değil, komünleşmek önemli. Kürdistan’dan su çalıyorlar ve bunu bizi bölmek için kullanıyorlar. Doğayı yok etmek ile komünü yok etmek aynı oluyor.”
Son olarak, kültürel ve dilsel çeşitliliğin önemine değinen Finscue, “150 farklı dil var, 50’si hâlâ konuşuluyor, 30’u yok olma tehlikesi altında; bu, unutmaktır” diyerek sözlerini tamamladı.
Konferans, “Saldırılara karşı gelişen direnişler ve aralarındaki bağlantılar, bu mücadelelerin biçimi, yöntemleri ve ortak noktaları” ve “Saldırılar karşısında devletin tuzaklarına düşmeden alternatif bir sistem nasıl oluşturulur?” alt başlıklarında yapılan sunumlarla devam ediyor.
/ANF/











