Jina Mahsa Amini’nin katledilmesinin ardından başlayan Jin, Jiyan, Azadî serhildanının 3’üncü yıldönümünde değerlendirmelerde bulunan Jineoloji Akademisi üyesi Buhar Ewrîn, serhildanın yeni bir direniş kültürü oluşturduğunu söyledi…
Sözlerine başlarken Jîna Emini’nin şahsında “Jin, jiyan, azadî” serhildanının tüm şehitlerini anan Ewrin şunları söyledi:
” Jin, jiyan, azadî serhildanı bölgesel ve küresel bir hal aldı. Bu yıllarda birçok eylem ve acı yaşandı, ancak serhildan tüm gücüyle devam ediyor. Sokak eylemleri şeklinde olmasa da hapishanelerde ve sokaklarda bir kültür ve direniş yarattı. 21. yüzyıldaki toplumsal hareketlerin karakteri böyledir. Renk değiştirirler, yok olmazlar ve yalnızca farklı şekillerde devam ederler. Siyasi tutsakların, özellikle de kadınların faaliyetleri bir ilham ve direniş kaynağı haline geldi. Bu nedenle, serhildanın 3 yılında birçok değişim ve dönüşümün yaşandığını söyleyebiliriz. Sistemde köklü bir değişim yaratamamış olabilir, ancak aynı zamanda devlet üzerinde baskı yarattı. İran’daki sistemin karakterini ortaya koydu ki bu başlı başına çok önemlidir. Serhildan, toplumsal, kültürel ve entelektüel Ortadoğu’nun kültür ve coğrafyasına göre, değişim arzu edilmeden gerçekleşemez. Bilinçli ve toplumsal bir devrimle gerçekleşmelidir. Jin, jiyan, azadî serhildanının karakteri bu şekildeydi.”
Jin, jiyan, azadî serhildanının Rojhilatê Kürdistan ve İran’da yaşanan önceki mücadelelerden ayıramayacaklarını belirten Ewrin, “Serhildan kendini kelimelerle ifade eden kolektif bir hafızadır. Bu serhildan, yaklaşık 50 yıldır devam eden ve her biçimiyle varlığını sürdüren Kürt kadın özgürlük hareketinin bir ürünüdür. Bu serhildanın amacına ulaşması için örgütsel ve stratejik açıdan çok çalışma yapılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

‘Kadınları üzerindeki baskı öfke ve direnişe yol açtı’
Serhildanın ulaştığı boyutlara dikkat çeken Buhar Ewrîn sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu konuda zaman ve mekan faktörünü göz önünde bulundurmak gerekir. Artık 21. yüzyıldayız ve üçüncü dünya savaşı yaşanıyor. Ona göre birinci ve ikinci dünya savaşları farklı karakterlere sahip, sadece fiziksel soykırıma değil, aynı zamanda kültürel soykırıma, kadına ve doğaya da dayanıyor. Mekan olarak bu serhildan, Ortadoğu coğrafyasında yaşanıyor, bu coğrafya yaklaşık 100 yıldır savaş halinde. Tüm medeniyetler, dinler ve toplumlar bu bölgede doğdu. Bölgenin kriz ve devlet müdahalesinin merkezi haline geldiğini görüyoruz. 1979 İran devrimi ve yeni bir hükümetin iktidara gelmesinden sonra, kadınların mücadele ettiği haklar ilk başta saldırıya uğradı. Kadınları kontrol etmek için birçok yasa ve baskı biçimi ortaya çıktı; bunlardan biri de zorunlu başörtüsü yasasıydı. Bu yasa, yıllardır kadınlar ve hükümet arasındaki çatışmaların nedenlerinden biri oldu. İran devleti bu kanunlarla kadınları evle sınırlı tutmaya çalıştı. Kadınlar toplumsal ve siyasi alanın dışında tutuldu. Bu da kadınlar arasında bir öfke oluşmasını ve direnişin ortaya çıkmasına neden oldu.”
‘Kadınların talebi özgürlük ve eşitliğe dayalı bir toplum inşa etmektir’
“Serhildan, İran’daki devrimler, hareketler ve ayaklanmalar tarihinde bir örnektir. Siyasi ve entelektüel açıdan birçok gelişme yaşandı ve bu, İran’ın yaklaşımlarına karşı ayaklanan İranlı kadınların birikiminin bir sonucuydu” diyen Ewrim, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ne yazık ki İran devleti ve halk mücadelesinin yaşandığı birçok başka devlet, halkın talepleri karşısında sessiz kalmış veya infazlar ve saldırılarla bu talepleri susturmak istemektedir. Önder Abdullah Öcalan, 21. yüzyılın Kadın Devrimi yüzyılı olduğunu söylüyor. Biz de bu gerçeği görüyoruz. Ortadoğu’daki kadınlar, dini fanatizm, milliyetçilik ve toplumsal gericilik yoluyla baskı ve zorlamaya maruz kalıyor. Kadınların talepleri özgürlük ve eşitliğe dayalı bir toplum inşa etmektir. Bölge yıllardır kan, savaş ve çatışmanın yaşandığı bir yer oldu. Bu nedenle barış ve diyalog süreci, özellikle siyasi, hukuki ve yasal yollarla çözülen sorunlar olmak üzere, halkların sorunlarını çözebilir. Kürt sorunu bölgenin kilit sorunu haline geldi. Kürt sorunu siyasi, hukuki ve yasal yollarla çözülürse, diğer tüm devletlerin de bu sorunu çözmek zorunda olduğunu söyleyebiliriz. O zaman diğer tüm halklar da haklarına kavuşabilir. Bakur ve Rojavayê Kürdistan’da başlayan süreç için, Rojhilatê Kürdistan’da da benzer bir sürece ihtiyaç var. Önderlik ayrıca ‘barış savaştan daha zordur’ diyor, şimdi özgürlük zamanı. Kürdistan’ın bölündüğü dört devlet de Kürtlerin varlığını her zaman inkar etti. Her ulusun kendi kendini yönetme hakkı vardır. İran devleti de inkar sisteminden vazgeçmeli.
/Kaynak: ANHA/











