Evin Zapsu: Çıplak Beden , Çıplak Hakikat; Ekin Wan

 Ağustos ayının sıcak deminde, Varto’nun taşlarına düşen bir kadın bedeninin fotoğrafı bütün ülkeye yayıldı. Bazı fotoğraflar vardır; yalnızca bir insanı değil, bir ülkenin vicdanını teşhir eder. Ekin Wan’ın bedeni yere bırakıldığında, aslında bir kadın değil; bir halkın onuru çırılçıplak bırakılmıştı.

Çatışma daha yeni bitmişti; duman dağılmamıştı. Barut kokusu hâlâ insanın genzini yakıyordu. Ama sorulan ilk soru “Ne oldu?” değildi. Asıl soru şuydu: “Bu beden neden böyle bırakıldı?” Çünkü Ekin’in yüzüne değil, bedenine saldırılmıştı. Kurşun öldürür; ama teşhir, yok saymak ve insanı hiçleştirmek içindir.

Ekin’in bedenini yere sermek, temsil ettiği fikri de yere serdiklerini sanan eski bir zihniyetin tekrarıydı. Oysa Ekin yalnızca bir gerilla değildi. Kadın özgürlüğünü dağlarda nefes gibi taşıyan genç bir kadındı. Her adımıyla “bedenim bana aittir” diyen bir iradeyi büyütüyordu.

Fotoğrafı çekenler bunu göremedi. Onlara göre bir beden, bir göstergeydi; bir gözdağıydı, bir zaferdi. Ama unuttukları bir şey vardı: Kadın bedeni utanç değildir. Utanması gereken, o bedene yapılanlardır. Ekin’in çıplak bırakılması bir güç gösterisi değil, o zihniyetin zayıflığını ele veren çıplak bir kayıttı.

Bir bedeni teşhir etmek onu küçültmez; bunu yapanları küçültür. Öldürmek kolaydır; fakat öldürdüğün kişinin onurunu elinden alamazsın. Ekin’in fotoğrafı her dolaştığında, yapılanlar gizlenmedi; tam tersine daha görünür oldu. O fotoğraf yalnızca bir anı değildi; tarihin kadınlara yaptığı kötülüklerin aynasıydı. Taybet Ana’nın günlerce yerde bırakılan bedeni…

Roboski’de parçalanan çocukların anneleri… Cizre’de bodrumlarda yakılan genç kızların sessizliği… Dersim mağaralarında yakılan kadınların yüzleri… Hepsi aynı ortak acının izini taşıyordu. Çünkü kadınlar tarih boyunca hep aynı yerden vuruldu: Bedenlerinden. Ekin’in çıplak bırakılması yalnız bir savaş pratiği değil, kadınlara yönelmiş yüz yıllık bir şiddetin devamıydı. Bu nedenle o fotoğraf bir utanç değil, bir hafıza oldu. Kadınlar o gün o fotoğrafa bakıp şunu gördü: Bir beden yere düşebilir; ama bir fikir düşmez.

Bugün Ekin Wan’ın adı söylendiğinde kimse o fotoğrafı çekenleri hatırlamaz. Hiç kimse o anın utancını taşıyanları saymaz. Ama Ekin’in adı hâlâ dolaşır: dağ yollarında, sınır çizgilerinde, kadınların hafızasında, gençlerin direnişinde. Bir beden yere bırakıldı; ama bir imge ayağa kalktı. Ve o imge bir halkın hafızasına şunu yazdı: Özgürlük bedenden değil, iradeden başlar.

Ekin Wan bir utancın değil; bir yüzleşmenin adıdır. Kadın özgürlüğünün çıplak gerçeği, bir halkın en karanlık yerine tutulmuş bir aynadır. Ve o ayna hâlâ kırılmadı. Kırılmayacak. Nice bedenler yere serildi. Ama bir halk, o bedenlerin üzerinden doğruldu. Ekin Wan düştü, kadın özgürlüğü hakikat yolunda güneşe uzandı. 

/Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi/

Öne Çıkanlar