‘’Gülistan’ın ölümü Rojwelat’ı bu sonuca götüren süreci tetiklemiş olabilir…”

Rojwelat Kızmaz’ın ölümüne ilişkin konuşan abisi Mehmet Kızmaz, “En yakın arkadaşının başına gelenler, Roj’u bu sonuca götüren süreci tetiklemiş olabilir. Rojwelat bir şeyler mi biliyordu, bir vicdan azabı mı yaşıyordu yoksa başka bir şey mi vardı?” dedi…

Êlih’te (Batman) 9 Şubat 2024’te evinden çıkıp bir daha dönmeyen 26 yaşındaki Rojwelat Kızmaz’ın cansız bedeni, ailesinin kendi imkanlarıyla yürüttüğü üç günlük arayışın ardından Hasankeyf Baraj Gölü’nde bulundu. Soruşturma kayıtlarına “intihar” olarak geçen olayda, otopsiyi yapan adli tıp uzmanının “naaşın suda çok fazla kalmadığı ve ölümün yakın saatlerde gerçekleştiği” tespiti, Rojwelat’ın kaybolduğu ilk iki gün boyunca hayatta olduğu gerçeğini ortaya koydu.

2020 yılında Dersim’de kaybolan Gülistan Doku’nun davasındaki gelişmelerle birlikte, Gülistan’ın en yakın arkadaşı olan Rojwelat’ın ölümü de yeniden birçok soruyu akıllara getirdi. Rojwelat’ın ağabeyi Mehmet Kızmaz, kardeşinin hayattayken bilinçli bir ihmalle aranmadığını ve yardım eli beklerken ölüme terk edildiğini vurguladı. Arama sürecinin, ailenin politik kimliği nedeniyle engellendiğini ve bu durumun aslında “ölüme itme” yoluyla işlenmiş bir cinayet olduğunu ifade eden Kızmaz, Doku dosyasındaki gelişmelerle birlikte yeniden adli makamlara bir başvuruda bulunacaklarını açıkladı.

‘ORADA NELER YAŞANDIĞINA DAİR SORU İŞARETLERİMİZ VAR’

Gülistan Doku dosyasındaki gelişmelerin zihinlerinde soru işaretleri oluşturduğunu belirten Mehmet Kızmaz, kardeşini ölüme götüren etken sebeplerin üzerinde durulması gerektiğini ve bu etkenlerin de bir suç teşkil ettiğini vurgulayarak şunlara dikkat çekti:

“Gülistan Doku’nun dosyasındaki gelişmeler, ‘Acaba kardeşim Dersim’de ne yaşadı, benzer şeyler mi yaşadı, bir şeyler mi biliyordu?’ sorularını beraberinde getirdi. Gülistan’ın kaybolduğu haberini ilk yapanlardan biriyim. Arkadaşının kaybolduğunu ve ona ulaşamadıklarını bana ilk kardeşim haber vermişti. Bölgeyi bilmemize ve yürütülen politikalara aşina olmamıza rağmen, bir valinin sürece bu derece dahil olabileceğine ihtimal vermiyordum. Ancak ortada organize bir iş olduğu aşikardı ve bunu birkaç gazeteci arkadaşımızla aramızda dile getiriyorduk.

Kolluk kuvvetlerini kendi isteğine göre dizayn eden, yönlendiren ve bilgileri hasıraltı eden bu yapının bir çete yansıması olması ihtimali bu açıdan önemli. Benzer durumlar belki onlarca kez yaşandı; nitekim Gülistan aranırken o şehirde iki kadının daha cansız bedenine ulaşıldı.”

Mehmet Kızmaz, kardeşinin Dersim’de bulunduğu süreç ile Gülistan Doku’nun akıbeti arasındaki ilişkiye dair şüphelerini şöyle dile getirdi:

“Dersim’de neler yaşandığına dair sorularımız hala güncelliğini koruyor. Gülistan’ın durumunun kardeşimin üzerinde apayrı ve sarsıcı bir etki yarattığı aşikardır. En yakın arkadaşının bir belirsizliğe mahkum edilmesi ve başına gelenler, Roj’u bu sonuca götüren süreci tetiklemiş olabilir. Acaba Rojwelat bir şeyler mi biliyordu, bir vicdan azabı mı yaşıyordu yoksa başka bir durum mu vardı? Arkadaşının kaybı bizler için hala büyük bir soru işaretidir.”

Kızmaz, kardeşinin Dersim’de kaldığı dönemde yaşadığı belirgin değişime de dikkat çekerek, bu sürecin titizlikle incelenmesi gerektiğini ifade etti:

“Şu anki dosya kapsamındaki bilgilerimiz dahilinde söylüyorum; kardeşimin yaşama isteğinde, enerjisinde ve motivasyonunda bir kırılma olduğunu zaten fark ediyorduk. Eski coşkulu halinden uzaklaşan bu değişim, Dersim’de kaldığı dönemde başladı. O şehirde bulunduğu sürede neler yaşandı? Buna dair ciddi soru işaretlerimiz var. Kardeşimi ‘intihar’ kavramıyla anmak istemiyorum; çünkü sonuç bu olsa dahi, onu o noktaya götüren sebeplerin her biri suçtur.”

‘ARAMA SÜRECİNİN AİLENİN POLİTİK KİMLİĞİNDEN BAĞIMSIZ OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUZ’

Arama sürecindeki ihmallerin ve yaklaşımın ailenin politik kimliğiyle bağlantılı olduğuna inandıklarını belirten Kızmaz, kardeşinin kaybolmasının ardından başvurdukları karakoldaki görevlilerin, daha önce aile üyelerine baskı yapan isimler olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

“Arama süreci bizde ciddi soru işaretleri oluşturuyor. Perde arkasında neler olduğunu tam olarak bilmesek de bu yaklaşımın ailenin bilinen politik kimliğinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Batman’da tanınan bir aileyiz.

Kardeşim için başvurduğumuz mahalle karakolundaki kolluk kuvvetleri, daha yakın zamana erkek kardeşimize okul ve iş çıkışlarında ajanlık dayatması yapan, ‘seni yaşatmayız’ diyerek mobbing uygulayan memurlarla aynı kişilerdir. Dosyanın mevcut haliyle kardeşime doğrudan başka bir müdahale olmasa dahi, ailenin politik bir kıskaca alınması, onun ruh halini derinden etkileyen bir durumdu.”

Ailenin geçmişten bugüne maruz kaldığı baskıların Rojwelat’ üzerindeki etkilerine değinen Kızmaz, çocukluktan itibaren süregelen bu travmaların kardeşinin psikolojisine sirayet ettiğine işaret ederek şöyle konuştu:

“Kardeşim, babamızın cezaevine girdiği ve işkence gördüğü duyumlarıyla büyüdü. Gece yarısı ‘terör operasyonu’ denilerek annem ve kız kardeşimle birlikte yataktan kaldırılıp saatlerce evde kötü muameleye maruz kaldı, ardından cezaevine götürülen süreçleri yaşadı. Yıllarca cezaevinde kalan abisinin peşinde, her hafta bir cezaevi kapısında beklemek zorunda kaldı. Ailenin en duygusal ferdi olan kız kardeşimin, tüm bu yaşananlardan etkilenmediğini söylemek imkansızdır. Çocukluğunda yaşadığı ve bizim dahi yıllar öncesinden bugüne taşıdığımız bu durumlar, neticede hepimizin ruh haline sirayet etti.”

‘YENİDEN BAŞVURUDA BULUNACAĞIZ’

Önümüzdeki hafta soruşturmadaki eksikliklerin giderilmesi, kamera kayıtlarının incelenmesi ve arama sürecindeki ihmallerin araştırılması için yeniden başvuruda bulunacaklarını belirten Mehmet Kızmaz, Rojwelat’ın Dersim’de bulunduğu süreçte yaşadıklarının Gülistan Doku dosyasıyla bir bağı olup olmadığının etkin bir şekilde soruşturulması gerektiğini vurguladı:

“Kardeşim hayattayken onu neden bulamadık sorusu hala ortada duruyor. İşsizlik ve atanamama gibi sorunlar her gencin meselesi olsa da bunun Batmanlı veya Dersimli bir genç kadına yansımasıyla İzmir’deki bir gence yansıması arasında sosyolojik ve politik bir fark var. Kardeşim çocuk gelişimi mezunuydu; ancak kendi işini yapamıyordu. Çok sevdiği çocuklardan uzak kalıp yıllarca Dersim’de bir otelde bulaşıkçılık yapmak zorunda kalması, onda derin bir etki yarattı.

Dersim’de kaldığı süre boyunca yaşadığı sebepler üzerinde duracağız. Şu bir gerçek ki; yaşarken eşit olmadığımız gibi kayıp sürecinde de eşit muamele görmedik. ‘Öteki’ kavramı burada çok hafif kalır; bizim kaybımız dahi eşit aranmadı.

Gülistan Doku dosyasındaki son gelişmelerle birlikte, Rojwelat’ın o şehirde başına bir şey gelip gelmediğinin veya bu iki olay arasında bir bağlantı olup olmadığının ortaya çıkarılması için hukuki mücadelemizi sürdüreceğiz.”

‘O İNSANI KURTARMAMAK DA BİR CİNAYETTİR’

Kardeşinin suyla temas ettiği zaman dilimine dair adli tıp uzmanıyla yaptığı görüşmeleri aktaran Mehmet Kızmaz, arama sürecinin etkin yürütülmesi durumunda sonucun çok farklı olabileceğine işaret ederek şunları vurguladı:

“Otopsiye giren adli tıp uzmanıyla iki ayrı görüşme yaptım. Kardeşimin naaşının suda çok fazla kalmadığını, suyla temasın yakın bir saat aralığında gerçekleştiğini belirtti. Kardeşimin kıyafetlerini pazar günü saat 15.00 civarında kendimiz bulduk, bedeni ise pazartesi sabah 11.30’da sudan çıkarıldı. Uzmanın belirttiği zaman dilimi, pazar sabahı ile öğle saatleri arasına tekabül ediyor. Kardeşim evden cuma günü çıkmıştı.

Eğer pazar öğleye kadar hayattaysa, bu bir yardım eli beklediği anlamına gelir. Biz kolluk kuvvetinden özel bir muamele beklemedik; sadece görevlerini yapmalarını istedik. Ancak yardım eli uzatılmadığı gibi adeta ölüme itildi. Bir insanı kurtarmanız gerekiyorken -göreviniz buyken- bunu yapmıyorsanız ve sonuç ölüm oluyorsa, bu da bir cinayettir. Cinayet olması için illaki fiziki bir müdahale gerekmez.”

Kendi yaşadığı bir gözaltı sürecinden örnek vererek kurumların istediği zaman ne kadar hızlı hareket edebildiğine dikkat çeken Kızmaz, arama sürecindeki ihmalleri şöyle eleştirdi:

“Kardeşimin bulunduğu noktanın hemen yanında 7/24 nöbet tutan bir jandarma kulübesi var. Bölgede her şeyi dikkatle takip eden bir kolluk kuvvetinden bahsediyoruz; nasıl oldu da kardeşimi fark etmediler?

Ben yaklaşık üç ay önce aynı bölgede, sadece bir haberim gerekçe gösterilerek hakkımda çıkarılan yakalama kararıyla hızlıca gözaltına alınmıştım. Kurumların istediğinde ne kadar süratli hareket edebildiği bilinen bir gerçekken, aynı kurumlar kardeşimi arama sürecinde neden yoktular? Bu, arama sürecinin ne kadar ihmal edildiğinin en basit örneğidir.”

‘BU, TOPLUMU ÇÖKERTME POLİTİKASIDIR’

Bölgedeki şüpheli ölümlerin ve istismarların temelinde yatan cezasızlık politikasına dikkat çeken Mehmet Kızmaz, kamu görevlilerinin bu cezasızlıktan cesaret aldığını ve bunun bir teşvike dönüştüğünü belirterek şunları kaydetti:

“Kurumların işlevsizliği sadece basit bir boşvermişlik değildir. Gülistan Doku dosyasında valinin korumacı tavrından, İpek Er’in bir uzman çavuş tarafından istismara uğrayıp hayattan koparılmasına kadar bu güç bir yerden alınıyor. Bölgedeki bu tablo, cezasızlık politikasının bir sonucudur.

Fail, bir insanı hayattan koparıyor ama ceza almıyor; bu da kamu görevlilerinde bir cesaret ve bir teşvik yaratıyor. Bölgede fuhuş ve istismar, özellikle ailesinden uzak üniversite öğrencileri üzerinde şantaj ve tehditlerle bir ağ gibi örülmüş durumda. Medyaya yansıyanlar buzdağının sadece görünen kısmı.

Gençler bu şekilde hayattan koparılıyor ve buna ‘intihar’ denilmemesi gerekiyor. Bu, hayattan koparılmadır ve buna neden olan etmenlerin üzerine gidilmelidir.”

Kızmaz, bölge genelinde genç nüfusu hedef alan bu durumun bilinçli bir toplum çökertme politikası olduğunu vurgulayarak, kardeşinin ardından yaptığı araştırmadaki çarpıcı verileri de paylaştı:

“Kardeşimin vefatının birinci yıl dönümünde yaptığım araştırmada, sadece Batman’da kırka yakın gencin benzer şekilde hayattan koparıldığını gördüm. Bu bir keyfiyet ya da bireysel bir karar değil; bu yoğunluk, bölgenin tamamında bir tablo olarak karşımıza çıkıyor.

Batman, 2000’li yıllarda bu olaylarla anılıyordu, ancak medyaya yansımıyor olması bu durumun bittiği anlamına gelmiyor. Bu yolla toplum ve aileler çökertiliyor. Bu oran Batı illerinde yok.

Ben dahi bir gazeteci olarak bu süreçten sonra mesleği bıraktım; çünkü hayata bağlanma noktasında ağır bir tahribat yaşıyoruz. Atanamama ve işsizlik gibi sorunlar da ailenin politik kimliğinden bağımsız değil. Bizim talebimiz, arama sürecindeki ihmallerin ve kardeşimin o şehirde yaşadığı kırılmaya sebep olan etkenlerin titizlikle araştırılmasıdır.”

/Kaynak: ANF/

Öne Çıkanlar