Günay Aslan: 23 Haziran; Ve Leyla ve Zehra ve Hebûn ve Emine…

Bugün 23 Haziran; Kadınlara Karşı Politik Cinayetlerle Mücadele Günü…Bundan 5 yıl önce Rojava’nın Kobani kentinin Helinç köyünde ve akşam saatlerinde dört Kürt kadını Leyla Agîri, Zehra Berkel, Hebûn Xelil ve Emine Weysi Türk devletinin düzenlediği SİHA saldırısında katledildiler. Rojava kadınlarının çatı örgütü Kongra Star, bu katliamdan hareketle geçen yıl 23 Haziran’ı Kadınlara Yönelik Politik Şiddetle Mücadele Günü ilan etti.

O gün orada alçakça katledilen dört Kürt kadınından bir kız kardeşimdi. Kalbimdi. Ailemizin en nazlısı, en iyisi, en değerlisi, yüreğimiz, göz bebeğimiz Leyla idi.

Türk devleti ve Erdoğan rejimi o gün orada Leyla ve arkadaşlarını alçakça katlederek açık bir savaş suçu işledi. Türkiye’nin himayesindeki IŞİD’le mücadelede ağır yıkım ve acılar yaşayan ancak yılmayan, aksine kahramanlık destanları yaratarak IŞİD ve efendilerine karşı zafer kazanan Kobani’nin yeniden inşası ve kalkınması için çalışan 4 Kürt kadını, Türk SİHA’sının fırlattığı, üstelik de uluslararası anlaşmalara göre kullanılması yasak olan bombayla katledildiler.

Leyla’ların katledilmesine neden olan bomba Roketsan’ın resmi envanterinde görünmeyen ancak Rojava’da ve Medya Savunma Alanları’nda sıkça kullanılan yoğun basınç dalgası yaratan termobarik bir bomba çeşidiydi. Birleşmiş Milletler 1980 yılında almış olduğu kararla bu bombanın kullanımını ‘savaş suçu’ kapsamına almıştı. Buna rağmen Türkiye ve onun gibi ‘terör devleti’ niteliği taşıyan bazı devletler bu silahı kullanmakta, yasağı ihlal etmekte, ‘savaş suçu’ işlemekte beis görmüyor ve herhangi bir engelle de karşılaşmıyorlar. HPG’den gelen son açıklamalara bakacak olursak Türk devleti yasaklı bu silahı bugün de kullanmaya devam ediyor. 

Türk devleti Leyla ve arkadaşlarını bir başka ülkenin sınırları içinde, kadın çalışmaları yürütürken, Birleşmiş Milletler tarafından yasaklanan bir bomba ile  katletti. Bu nedenle katliamın sorumlusu Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘savaş suçlusu’ olarak yargılanması amacıyla girişim başlattım. İrlanda ve Almanya’da konunun uzmanı hukuk bürolarıyla dava sürecinin başlatılması için çalıştım. Dosyalar hazırladım. Türkiye’nin Rojava’da yaptığı bazı sivil katliamları da Leyla’nın dosyaya aldım.

Leyla ve arkadaşlarının saldırıya uğradıkları evin önü.

Fakat, ne yazık ki başarılı olamadım. Davayı açabilseydim şayet oradan çıkacak kararı Birleşmiş Milletler’e götürecek ve Erdoğan hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde girişim başlatılmasını talep edecektim. Benim Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne doğrudan dava açmam mümkün değildi. Bunun için ya bir devletin ya da doğrudan Birleşmiş Milletler’in başvurusu gerekiyordu.

Birincisinin imkanı yoktu, ikincisi için ise umut yok denecek kadar az olsa da peşinden gitmek gerekiyordu. Gittim ama başaramadım. Leyla’nın katledilmesiyle ilgili olarak yapılan açıklamadaki yanlışlık nedeniyle sonuç alamadım. Bu arada ilginç bir ‘prosedür’le karşılaştım. İnsan hakları ihlalleri ve savaş suçlarıyla ilgili dosyalara bakan hukuk mercileri gerilla alanlarında katledilmiş olanlarla pek ilgilenmiyor. Böyle bir dava genelde kabul görmüyor. Türk devletinin gerilla alanlarında kadınları silahsız da olsa, sivil de olsa katletmesi adeta meşru görülüyor. 

Öte yandan elbette hukuken hesap soramamak, yapılan katliamın ahlaken ve siyaseten hesabının sorulmayacağı anlamına gelmiyor. Bunun çabası sürüyor ve son soluğa kadar da sürecek…

*

Leyla öldürüldüğü gün – her zaman olduğu gibi- erkenden uyanmış ve yine her zaman olduğu gibi güne müzikle başlamıştı. Nerede olursa olsun güne müzikle başlamak, günü müzikle kapatmak gibi bir alışkanlığı vardı. Müzik onun yaralı ruhuna iyi geliyor, müzikte şifa buluyordu. Kısa bir an için bile olsa dünyayı kendi haline bırakıyor, müziğin huzur veren limanına sığınıyordu. Bir yazısında ‘müzik benim evimdir’ diyordu. Fırsat buldukça Kürt ve Fars müziğini keşfe çıkıyor, dinlediği müziklerin de kendisini dinlediği gibi bir hisse kapıldığını söylüyordu. 

23 Haziran 2020 salı günü sabah erkenden uyanan Leyla, o gece misafiri olan Kobani direnişinin sembol isimlerinden Edle Ana’yı evine bırakmış, Kongra Star merkezine gitmişti. Edle, Kobani’nin eşlerini, kardeşlerini, kızlarını ve oğullarını toprağa vermiş, verirken de onlar için bir damla gözyaşı dökme fırsatı elde edememiş kadınlarından biriydi. Acısını taşımakta zorlanan yaşlı ve yorgun Edle, zaman zaman Leyla’ya gider, onda kalırdı.

Leyla, kadın merkezinde, Kongra Star Koordinasyonunda görevli yoldaşı Zehra Berkel ile bir araya gelmiş, önce günlük planlamalarını gözden geçirmiş, sonra şehit aileleri toplantısına katılmış, ardından Zehra ile birlikte Kobani’nin köylerine doğru yola çıkmıştı. Zehra, Rojava devrimi başladığında Halep’te hukuk öğrenimi görüyordu. Okulunu bırakmış, mücadeleye katılmıştı. Kobani’de öğretmen, Kobani Belediyesi ve Adalet Komitesi’nde eş başkanlık, Heyva-Sor’da ve Sara Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Derneği’nde yöneticilik yaptıktan sonra 2018 yılında Kongra Star Koordinasyonunda görev almıştı. Fırat bölgesinin sorumlularından öncü, genç bir kadındı.

Arabayı Rojin kullanıyordu. Leyla ile Zehra yola çıkmadan önce de çarşıya gitmiş, yoldaşları Hebûn için bir gömlek satın almışlardı. 

Rojava’nın kadın çatı örgütü Kongra Star’ın Fırat bölgesi kongresi yapılacaktı. 4 yıla yakın bir zamandır burada görev yapan Leyla, kongre sonrası Kobani’den ayrılacak, başka bir görev için başka bir alana geçecekti. Dolayısıyla onun için bu bir anlamda Kobani’ye ‘veda’ kongresi olacaktı. Bu nedenle kongreye daha bir önem veriyor, başarılı bir kongreyle bölgeden ayrılmak istiyordu. Bu yüzden arkadaşları ile birlikte günlerdir Kobani’nin köylerini dolaşıyor, kongreye katılacak kadın delegelerin seçileceği toplantılar düzenliyorlardı.

*

Önce Şeran’a gidip Hebûn’u aldılar. Hebûn Mela Xelil de Kongra Star Koordinasyon üyesiydi. Kobani’nin Helinç köyündendi. 12’si kız, 9’uzu erkek olan 21 çocuklu bir ailede dünyaya gelmişti. Emekçi biriydi. Uzun yıllar köyünde ailesiyle birlikte çiftçilik yapmış, 1999 yılında mücadeleye katılmış, Kobani direnişindeki cesur ve gözüpek tutumuyla destan yazmıştı. Kobani günlerinde IŞİD teröristlerine karşı aylarca ön cephe savaşmıştı. Son dönemde hastalanmıştı. Doktorlar Hebûn’a ‘kanser’ teşhisi koymuşlardı. Ancak o buna rağmen çalışmalarını sürdürüyor, mücadeleden kopmak istemiyordu.

Emine Weysi, Hebûn Xelil, Zehra Berkel…

Leyla, Zehra ve Hebûn o gün akşama kadar köy köy dolaşıp toplantılar yaptılar. Akşam olunca Kobani’ye döneceklerdi ancak, dönmeden önce Helinç köyüne gitmeleri gerekti. Orada Mizgin’le görüşecek ve ayrıca Emine Weysi’yi ziyaret edeceklerdi.

Emine Weysi, 45 yaşında, 5 çocuk annesi yurtsever bir köy kadınıydı. Onun da ailesinden çok sayıda kişi özgürlük mücadelesini katılmıştı. Bunlardan bazıları da hayatlarını kaybetmişti… 

Saat yedi buçuğa doğru Leyla, Zehra ve Hebûn, Rojin’in kullandığı araçla Helinç’e gittiler. Emine Weysi kapının önüne çıkmış onları bekliyordu. Arabadan indiler ve hep birlikte onun yanına gittiler. Orada ayaküstü sohbet ettiler. Rojin içeri girmişti. Mizgin içeriden ‘xer hatin’ diye seslenmişti. Mutfağın açık penceresinden dışarıya, Mizgin’in onlar için yaptığı Kobani’ye özgü bir yemek olan Miloxe’nin kokusu yayılıyordu…

Tam içeri gireceklerken bir patlama sesi duyuldu. Dört Kürt kadını; evin sahibi Emine Weysi, Kongra Star’ın kadın öncüleri Zehra, Hebûn ve Leyla, orada yüksek basıncın yol açtığı çoklu organ kanamasından hayatlarını kaybettiler…

Olay duyulur duyulmaz oraya ilk gidenlerden biri de gazeteci arkadaşımız Nazım Daştan’dı. Nazım, Leyla’yı yattığı yerden kaldırmış arabaya taşımıştı. Uzun süre Nazım’ın o akşamı anlatmasını; anlatmaya hazır olmasını bekledim. Onun için de kolay değildi ve zaman gerekiyordu. Ayrıca savaş ve Türkiye’nin saldırıları devam ediyordu. Sonunda konuşacak fırsat olmadı. Gazeteci Nazım Daştan ile gazeteci Cihan Bilgin, Tişrin Barajı’nda çatışmaların sürdüğü günlerde (20 Aralık 2024) Türkiye’nin ve ona bağlı cihadist güçlerinin gerçekleştirdiği sivil katliamların haberini yaparken, yine bir Türk SİHA’sının saldırısı sonucu hayatlarını kaybettiler…

Türkiye’nin Rojava’da düzenlediği SİHA saldırısında hayatlarını kaybeden Kürt gazeteciler Cihan Bilgin ile Nazım Daştan.

O gün o haberi aldığımda canımın ne kadar yandığını anlatamam. O gün orada olmak Nazım’ı yattığı yerden kaldırmak, hastaneye taşımak için neler vermezdim ki…

 *

Leyla Kobani’ye IŞİD’e karşı kazanılan zaferin ardından yürütülen ‘yeniden inşa’ çalışmaları için gitmişti. Ve Kobani’yi çok sevmişti. Kobani’ye ve Kobanililere yüreğini vermişti. Hem pratiğinde hem de günlüklerinde bu sevgisini coşkuyla ifade etmişti.

Leyla, Kürtlerin ve Kürdistan’ın özgürlüğü yolunda dört parçada mücadele etmişti. Hayalleri, tutkuları, özlemleri, hedefleri güçlü olan öncü Kürt kadınlarından biriydi. İnanılmaz derecede inatçı ve bir o kadar da özveriliydi. Aslında ailemizin genetik bir özelliğidir; bizi ilgilendirmeyen, sorumluluk alanımıza girmeyen işleri de omuzlarız. Her işe burnumuzu sokarız. Kendimizi her şeyden ve herkesten sorumlu, herkese yardım etmeye mecbur, hatta borçlu hissederiz.

Leyla böyle biriydi. Kendini her yere koşmaya, her işi omuzlamaya mecbur hissederdi. Gece gündüz koşturması, durmaksızın çalışması bundandı. Birçok proje yürütüyordu. Kobani’yi yeniden ayağa kaldırmak için arkadaşlarıyla birlikte azimle ve şevkle çalışıyordu. Projelerinin bir kısmı Afrin’in işgali nedeniyle yarıda kaldı. Arkadaşlarıyla birlikte direnişe destek amacıyla Afrin’e gittiler. Savaş günlerinde Afrin halkıyla birlikte direndiler. Afrin’in işgal edilmesinin ardınan göç etmek zorunda kalan halkın korunması ve güvenli bölgelere yerleştirilmesi, sorunlarının çözülmesi için yoğun bir çabanın içine girdiler. Aylarca ara vermeksizin çalıştılar. Savaşın ve direnişin bütün şiddetiyle sürdüğü günlerde Leyla, fırsat buldukça gelişmeleri günlüğüne yazdı. Onun Afrin’in işgal günlerinde yazdıkları sadece o döneme değil, tarihe ve günümüze de ışık tutuyor. 

*

Leyla, 27 yıl süren gerilla yaşamının 6 yıl kadarını değişik tarihlerde Rojhilat Kürdistanı’nda geçirdi. Rojava’dan sonra yeniden oraya gitmek istiyordu. ‘’Rojhilat’taki özgürlük değerlerinin kolay yaratılmadığını’’ söylüyor, ”Ay yüzlü Zilan, yıldızları kıskandıracak denli parlak gözlü Hemin, mağrur duruşuyla Akif, yüreğine eşsiz güzellikleri sığdıran Zağros ve daha nicelerinin öncülüğünde büyük bedellerle bu günlere gelindiğini’’ ifade ediyordu.

Oradaki arkadaşlarına yazdığı mektupta, ”Rojhilat’a bir virgül koydum, şimdi yeniden gelmek, Şirin’lerin Ferzadlar’ın Zeynepler’in büyük direniş ruhuyla yarım bıraktığım çalışmayı tamamlamak isterim” diyordu.

Rojhilat halkının ‘derin yurtseverliğinin’ farkındaydı. Bunun ortaya çıkarılması için 90’lı yıllarda arkadaşlarıyla birlikte çok mücadele etmiş, çok çalışmış, çok emek harcamış ve karşılığını da almışlardı. 2000’lere gelindiğinde Leyla arkasında ‘sel gibi akan bir halk serhildanı’ bırakarak, oradan ayrılmıştı. 

Belli aralıklarla Rojilat’a gidip geldi. Orada anlamlı, onurlu izler bıraktı. Onun da içinde olduğu özgürlük savaşçılarının bir dönem Rojhilat’ta verdikleri mücadele Jina Mahsa Amini’nin katledilmesinden sonra Jin- Jiyan- Azadi çıkışıyla evrensel bir karakter kazandı. Kürt kadınlarının Rojava’da IŞİD terör örgütüne, Rojhilat’ta molla rejimine karşı verdikleri destansı mücadele dünya kadınlarına ilham kaynağı oldu. Nerede Jin- Jiyan- Azadi diye haykıran bir ses duysam, bir yazı okusam, bir film, bir belgesel izlesem Leyla’nın yanıbaşımda olduğunu hissediyor, inanılmaz derecede mutlu oluyor, onun kardeşi olmanın gururunu yaşıyor, minnet duygusuyla dolup taşıyorum.

Leyla hayata olsaydı eminim şimdi çoktan soluğu Rojhilat’ta almıştı. Çünkü onun da bu çağdışı, karanlık ve kanlı molla rejimiyle görülecek hesabı vardı. Sorulması gereken arkadaşlarının hesabı, mazlum Kürt kızları ve oğullarının ahı vardı.

Diğer yandan İsrail- İran- Amerika arasında başlayan savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın İran gibi Rojhilat’ın da özgürlüğü kadınların öncülüğünde gerçekleşecektir. Sonuç ne olursa olsun, başta kim olursa olsun bunca direnen ve bunca bedel ödeyen İranlı ve Kürt kadınları özgür olmadan İran’ın da, Rojhilat’ın da özgür olması; yeni bir sistemin kadınlara rağmen kurulması mümkün değildir. İranlı ve Kürt kadınlarının yarattığı özgürlükçü birikim buna izin vermeyecektir.

Elbette on yıllardır özgürlük mücadelesi veren Kürt kadınlarının yarattığı muazzam birikim sadece Rojhilat’ın değil bütün Kürdistan’ın geleceğine ışık tutuyor. Kürt kadınların özgürlük tutkusu ve ısrarı sömürgeci sistemleri sarsmaya devam ediyor ve bu önümüzdeki yıllarda daha da gelişecektir. Kadınların dünyanın dört bir yanında ektikleri özgürlük tohumları yeşerecek, gelecek onların özlemleri doğrultusunda şekillenecektir.

Leyla, ‘Kadının bu topraklarda yeniden dirilmesi önemlidir. Mücadelemiz bunun içindir. Kadın için mezara dönen bu topraklarda özgür yaşamı yeşerteceğiz ve hayatı herkes için anlamı hale getireceğiz’’ diyordu.

Bunun mücadelesini veriyordu…

Yakında zamanda hayatını kaybeden bir dönemin gerilla liderlerinden, Uruguay’ın eski devlet başkanı Josê Alberto Mujica (Pepe) ölümle ilgili olarak, ”Bir savaşçının da dinlemeye hakkı vardır’’ diyordu.

Leyla’ya huzur içinde sonsuza kadar dinleneceği müzikten bir ev yapacağım…

Aradığım sözleri henüz bulamadım ama Leyla’nın birgün, o melodileri ruhuma fısıldayacağını biliyorum.

Leyla, Zehra, Hebûn ve Emine’yi kardeşliğin ve yoldaşlığın çoşkusu ve onuruyla anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyorum.

23 Haziran Kadınlara Karşı Politik Cinayetlerle Mücadele Günü kutlu olsun.

Özgürlük yolunda direnen Kürt kadınlarına aşk, sömürgeci katillere lanet olsun…

 

Öne Çıkanlar