İçimde bir çocuk. İçimde yaralı bir çocuk. İçimde yaralı ve kaygılı bir çocuk. İçimde yaralı, kaygılı ve kederli bir çocuk. İçimde yaralı, kaygılı, kederli ve öfkeli bir çocuk. İçimde yaralı, kaygılı, kederli, öfkeli ve yorgun bir çocuk. İçimde yaralı, kaygılı, kederli, öfkeli, yorgun ve bilge bir çocuk…
İçimde bir çocuk…
Yarası var tarifi yok, acısı var tarifi yok, kaygısı var tarifi yok, kederi var tarifi yok, öfkesi var tarifi yok, özlemi var tarifi yok…
Yorgunluğunun, yalnızlığının, kırılganlığının ve bunların toplamı olan bilgeliğinin bir anlamı var ama bir tarifi yok.
İçimde bir çocuk…
Yaralı bir savaşçı gibi, sessiz şarkılar söylüyor. Kayıp şiirlerden dizeler okuyor ve artık bizimle olmayan eski günlerden, bizi suçluluk duygumuzla baş başa bırakan eski düşlerden söz ediyor…
İçimde bir çocuk…
Gurbete çıkmış bir ozan gibi. Tarih öncesinden seslenen bir feylesof gibi. Yolunu kaybetmiş bir mülteci gibi. ‘’Kör kuyularda merdivensiz, denizlerin ortasında yelkensiz’ kalmış bir serüvenci gibi. ‘Yürüdük hiçbir şey beklemeden, yürüdük zaferden başka bir şey istemeden’ diye haykıran bir devrimci gibi…
İçimde bir çocuk…
Hayatın yaşam alanı değil, savaş alanı olduğunu söylüyor. Savaş bitse de acısı bitmez diyor. ‘’Güçlü her insanın arkasında ona başka bir seçenek bırakmayan büyük bir acı vardır’’ sözünü hatırlatıyor ve hangi büyük acısına; kime, neye, hangi birine yanacağını bilemiyor.
İçimde bir çocuk…
Göğsünde ağır bir acı, umudunu kaybetmiş zaferlere çan çalıyor. Kurtarıcıların suçluluk duygularını bastırma ve kendilerini hakları çıkarma çabaları eşliğinde bir yandan çan çalıyor, diğer yandan ise büyüsünü kaybetmiş barışa ağıtlar yakıyor.
İçimde bir çocuk…
İçindeki dar odalarda sıkışmış kalmış. Yarım asırlık yolculuktan geride kalan karanlık odalar, aydınlık odalar, geniş odalar, dar odalar, küçük odalar, büyük odalar, uzak odalar, yakın odalar, dost odalar, düşman odalar…Gerçeklerin kovulduğu sanal odalar, ilkelerin savrulduğu sahte odalar, hayallerin öksüz kaldığı nankör odalar.
Ve bir de özlemlerine tutkuyla bağlı kalmış olanların kendi kendilerine mırıldandıkları mahrem odalar.
Ölenlerin gözlerinde parlayan zafer ışıklarının yaşayanların gözlerinde sönmeye başladığı soğuk odalar…
İçimde bir çocuk…
Asla pes etmeyen. Kendinden emin ve direngen. Ruhunda özgürlük rüzgarları esen. Yıldızlarla gelen, yıldızlara giden bir çocuk…
Bugün onun doğum günü.
Leyla bugün 52 yaşına giriyor ve doğduğu günden bu yana da içimde; kalbimin olduğu yerde yaşıyor.
Yarası, acısı, kaygısı, kederi, özlemi ve turnalara özgü gülümsemesiyle 52 yıldır benimle birlikte yaş ve yol alıyor.
Acılara ilaç, yaralara merhem olan ruhuyla yaşıyor, yaşatıyor…
Doğum günün kutlu olsun kardeşim…
Bize sevinç, bize güç, bize onur bahşettiğin için sana minnettarız…











