Rabia Balkhi olarak bilinen Rabia bint Ka‘b al-Qazdari, Horasan tarihinin en önemli kadın figürlerinden biridir. 10. yüzyılda, siyasi ve sosyal açıdan güçlü bir ailede doğmuş ve dönemin dikkat çeken kadınlarından biri olarak öne çıkmıştır.
Babası Ka‘b, Ebu Müslim el-Horasani döneminde Horasan’a göç eden Arap kökenli bir isimdir.
Ailesi daha sonra doğu İran’a yerleşmiş, babası Samanî sarayında önemli görevler üstlenerek Sistan, Kandahar, Bust ve “şehirlerin anası” olarak bilinen Belh’in yönetiminde rol almıştır. Bu güçlü kültürel ve siyasi ortam, Rabia Balkhi’nin yetişmesinde belirleyici olmuş ve onun eğitim ve gelişimine önemli katkı sağlamıştır.
Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Nuruddin Cami’nin aktardığı tarihi kaynaklar, onun II. Nasr (914-943) döneminde Samanî saray şairi Rudaki ile aynı dönemde yaşadığını göstermektedir.
Bilinen ilk kadın şair
Rabia Balkhi, Fars edebiyatı tarihinde bilinen ilk kadın şair olarak kabul edilir. Hem Arapça hem de Farsça yazdı ve biyografisi ilk olarak tarihçi Zahir ad-Din Awfi tarafından kaydedildi. Etkisi edebi yaratımın ötesine uzandı; kadınların saray işlerini yönetmede, kaynakları organize etmede ve sosyal ittifakları güçlendirmede önemli bir rol oynadığı sarayın kültürel ve siyasi yaşamının da ayrılmaz bir parçasıydı.
Kaynaklar, Rabia Balkhi’nin bu çevrelerdeki varlığının, kelimelerin ve şiirin siyasi etki kadar önemli birer güç aracı olduğu gelişen bir kültürel ekonomiye tanıklık etmesini sağladığını göstermektedir. Yönetici bir aileye mensup olması, onu kaynakları ve ticaret ilişkilerini kontrol eden bir sistemin kalbine yerleştirmiş ve o dönemde kamusal hayatta aktif bir konum kazandırmıştır.
Farsça konuşan ilk kadınlardan biri olarak önemli bir edebi konuma sahipti ve biyografisi Awfi’nin “Lubab al-Albab”ında kaydedilmiştir. Kültür ve edebiyatın sembolü olarak kabul edilir ve kadın retoriğinin gelişimindeki rolünü tartışmak üzere bilimsel konferanslar düzenlenmiştir.
Son dizeler
Rabia Balkhi’nin tüm parlaklığına rağmen hayatı, Fars folklorunun en dokunaklı trajedilerinden biriyle sona erdi. Babasının ölümünden sonra kardeşi Harith onun yerini aldı. Harith’in Baktash adında bir Türk kölesi vardı ve Rabia ona gizlice âşık oldu. Ancak sırları bir kraliyet ziyafetinde ortaya çıktı. Harith, Baktash’ı bir kuyuya hapsetti ve Rabia’yı katlederek cenazesini bir hamama kilitledi. Orada, ölmeden önce duvara kanıyla son dizelerini yazdı. Baktash kuyudan kaçtı ve Rabia’nın ölümünü öğrenince önce bölge valisini öldürdü, sonra da intihar etti.
Böylece Rabia Balkhi, şiir ve efsanenin iç içe geçtiği, acı ve güzelliğin harmanlandığı bir ses olarak kaldı. Zamanının sınırlarına meydan okuyan, kalbinin onu kalıcı edebi hafızanın bir parçası haline getirdiği bir kadının sembolü oldu.
20. yüzyılda Afganistan sineması, “Rabia Balkhi” filmiyle onun hikayesini yeniden canlandırdı.
Dördüncü şiirden dizeler:
Bu adamlar arasında, onlarcasını alt edebilirdi
Konuştu, kalktı, bir adam gibi oturdu
Orada onu tutukladılar ve Baktash’ı götürdüler
Onu kimse tanımasın diye götürdüler!
/Kaynak: NûJINHA/











