Kadın edebiyat dergisi ‘Boleka’ ile hikaye ve hafızanın yükü birlikte dönüşüyor

  Farklı mesleklerden bir araya gelen 12 kadının hikayesi edebiyat dergisi “Boleka”da kesişti. Kadınlar, derginin ortaya çıkışını “kendine ait bir oda” ve “haklı isyan” olarak tanımlıyor. 

Kadınlar tarafından kolektif bir editöryal anlayışla hazırlanan İstanbul merkezli, 3 aylık, basılı edebiyat dergisi “Boleka” Ocak ayında okuyucularla buluştu. Farklı mesleklerden bir araya gelmiş 12 kadının ortak hikayesinden yola çıkarak yayın hayatına başlayan Boleka, Nisan ayında ikinci sayısıyla raflardaki yerini almaya hazırlanıyor.

 Mezopotamya Ajansı, Boleka’nın hikayesini ve içeriğini derginin editörlerinden Fatma Özer ile konuştu. Derginin diğer üretici kadınları ise Boleka aracılığıyla edebiyat ile kurdukları bağı anlattı.

*Öncelikle Boleka’nın ortaya çıkış hikayesini dinleyelim sizden. Boleka nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

Boleka, bir araya gelen 12 kadının kolektif iradesiyle doğdu. Geçtiğimiz Eylül ayında birbirimize sorduğumuz basit ve samimi bir “Neden bizim de bir dergimiz olmasın?” sorusuyla yola çıktık. Okurken ve yazarken hep şunu fark ediyorduk; bazı sesler duyulmuyor, bazı metinler yer bulamıyor, bazı deneyimler dile gelmeden kayboluyor. Boleka, bu boşlukta kalan alanlara yer açsın istedik.

 *Peki Boleka ne demek? Neden böyle bir isim tercih edildi?

 İsmini Ursula K. Le Guin’in “Hep Yuvaya Dönmek” kitabından alıyor. “Geri dönmek” anlamına geliyor ama bizim için bu dönüş, nostaljik bir arayış değil; yüzleşerek, dönüştürerek geri gelmek. Bu adı seçerken aynı zamanda derginin simgesini de belirledik: “Skarabe, yani bok böceği.” Antik anlatılarda skarabe görünmeyeni taşıyan, dönüştüren bir figür. Karanlıktan bir küre çıkarır, onu ileri doğru yuvarlar. Boleka için bu figür, hikâyelerin ve hafızanın yükünü birlikte taşıma ve dönüştürme fikrini simgeliyor.

* Nasıl bir iddia ve heves ile yola çıktınız?

 Yola çıkarken büyük iddialardan çok, sahici bir alan kurma isteğimiz vardı. Birbirini dinleyen, birlikte hareket eden kadınların başını çektiği yürüttüğü bir alanda üretmek ve paylaşmak.

*Ocak ayında Boleka yayın hayatına başladı. İlk sayının heyecanı ayrı olsa gerek, öyle değil mi?

 İlk sayının en güzel tarafı, okurla kurduğu bağ oldu. Başlarda içimizde garip bir his vardı. Hem “sonunda!” hem “acaba?” hem de “işte başlıyor!” duyguları bir aradaydı. Bir şeyi uzun süre hayal etmek, sonra onu elinizde tutmak bambaşka bir his. Beklediğimizden daha yoğun ve sahici dönüşler aldık. İnsanların dergiyle kurduğu kişisel ilişki bizi çok etkiledi.

İlk sayıda Aslı Erdoğan’ın etik duruşunu merkeze almamız tesadüf değil, bilinçli bir tercihti. Boleka’nın neyi önemsediğini, kimleri ve neleri görünür kılmak istediğini daha ilk sayfadan ortaya koymak istedik. İlk sayının heyecanı da bitmedi, hâlâ içimizde taşıyoruz onu. Çünkü bir şeyin başladığını hissetmek, devam etme sorumluluğunu da getiriyor. Bu sorumluluk bizi hem sakinleştiriyor hem de harekete geçiriyor.

 *İlk sayınızda “Göz” imgesini kullanmanız neden? Nasıl bir anlam yükledi sayının kendisine?

 İlk sayıda “göz” imgesini seçmemizin sebebi, bakış meselesini yeniden düşünmek istememizdi. Kim bakıyor, kim görülüyor, kim görünmez kalıyor? “Göz” aynı zamanda tanıklıkla da ilgili. Görmek, fark etmek, bazen de görmemeyi seçmek. Sayının bütün metinleri bu sorular etrafında dolandı. Kadın gözünün tarih boyunca nasıl denetlendiğini, ama aynı zamanda nasıl direndiğini düşündük. Göz imgesi bize tüm bunları bir arada taşıma olanağı verdi. İlk sayının ruhuna da çok uydu. Hem dikkatli hem meraklı hem de kararlı bir bakış.

* Farklı mesleklerden bir araya gelen kadınların hikayesinin kesiştiği Boleka’da içeriği oluştururken nasıl bir yol izliyorsunuz? Hazırlık aşaması kimler tarafından yapılıyor?

 Dergi, farklı alanlardan gelen kadınların bir araya gelmesiyle oluştu. Çoğumuz amatörüz; içimizden çok az kişinin dergicilik deneyimi var. Bu çeşitlilik dergiye hem zenginlik hem de alışılmışın dışında bir bakış açısı katıyor. İletişim, yayıncılık, hukuk, mimarlık, mühendislik gibi birbirinden farklı alanlardan geliyoruz. Ama ortak noktamız edebiyat. Çoğumuz Murat Gülsoy’un yazı atölyesinden tanışıyoruz; yazı üzerinden kurulan bu temas zamanla ortak bir üretim zeminine, sonra da bir dergiye dönüştü.

İçeriği oluştururken hiyerarşik bir yapı kurmamaya çalışıyoruz. Kadın olmamız burada da belirleyici. Herkes bir işin ucundan tutuyor. Editöryal süreçten tasarıma, sosyal medyadan dağıtıma, sponsorluk görüşmelerinden organizasyona kadar bütün işleri paylaşıyoruz. “Bilmiyorum”, “ben hallederim” “yardıma ihtiyacım var” “birlikte yapalım mı?” diyerek ilerliyoruz. İçerik süreci de bu kolektif ruhla şekilleniyor. Bir tema belirliyor, o tema etrafında birlikte düşünüyor, birbirimizin yazılarını okuyoruz. Eleştiri var, tartışma var, bazen anlaşmazlık da var. Ama hepsinin altında ortak bir zemin var: Birbirimize alan açmak, birbirimizi dinlemek.

*Kadınların söz üretebildiği, başta edebiyat olmak üzere her alanda üretim yapması günümüz “erk’ek” dünyasında aynı zamanda bir karşı duruşu da ifade ediyor. Sizin böyle bir yola çıkmış olmanız aynı zamanda bir haklı isyanı da dile getiriyor demek mümkün mü?

Doğru, bunu bir “isyan” olarak adlandırmak mümkün. Biz bunu bir ısrar hali olarak da görüyoruz. Kadınların yazması, söz kurması, üretmesi zaten başlı başına politik bir eylem çünkü hâlâ hangi sesin duyulacağına, neyin “edebiyat” sayılacağına büyük ölçüde erkek bir akıl karar veriyor.

Boleka’nın karşı duruşu, kendi alanını kendi diliyle kurma ve o alanda ısrar etme şeklinde ortaya çıkıyor. Dolayısıyla evet, içinde bir itiraz var. Bu itirazı en çok üretimde, metnin kendisinde ve birlikte kurulan dayanışmada ifade etmeyi önemsiyoruz.

 *Edebiyat çok güçlü bir alan. Sözünü doğru yerden kuran herkes için aynı zamanda güçlü bir liman. Bunun eleştiri ayağı da var elbette. Kimi zaman acımasız da olsa geliştiren yerde durduğu da açık. Siz okuyucularınızdan nasıl dönüşler alıyorsunuz?

 Edebiyat gerçekten güçlü bir alan ve eleştiri de bunun ayrılmaz bir parçası. Zaman zaman sert olabilir ama doğru yerden kurulduğunda geliştirici bir tarafı var. Okurdan aldığımız dönüşler genelde çok özenli oluyor. Metinlerle kurulan ilişki yüzeyde kalmıyor, insanlar gerçekten içine giriyor. Bu bizim için çok kıymetli. Bir de birçok şeyi yolda öğreniyoruz. Dergiciliğin ne kadar meşakkatli bir iş olduğunu da görüyoruz. Mükemmel değiliz, kusurlarımızla devam ediyoruz. Kendimizi geliştirmek için görüş ve eleştirilere kulak veriyoruz.

 *Dergiye kimler nasıl katkı sunabilir? Dayanışma göstermek isteyen kişilere nasıl bir alan açmayı hedefliyorsunuz?

 İmgesel ilerlediğimiz için bu konuda çalışmalara yeni yeni başladık. Eser alımı yapmak istiyoruz. Katkı sunmaktan çok, birlikte yol almak diyelim. Boleka’yı temas ettikçe genişleyen bir alan olarak görüyoruz. Bu yüzden önümüzdeki süreçte yeni seslere yer açmak, farklı metinlerle karşılaşmak ve bu yolu birlikte yürümek bizim için çok kıymetli olacak.

 *Şimdilerde ise ikinci sayıya hazırlanıyorsunuz, okuyucularınız içeriğinde neler bulacak?

İkinci sayımızda “Derinlik Sarhoşluğu” temasıyla Barış Pirhasan sinemasını odağa alıyoruz. Bu sayıda da edebiyat, düşünce ve görsel sanatları bir araya getiren özgün bir içerik sunmayı hedefliyoruz.

 *Edebiyat ile söz kurmak, yazmak, çekinmeden üretmek isteyen kadınlara neler söylemek istersiniz?

 Boleka, kadınların kendi sözüyle konuştuğu, kendi deneyimini merkeze aldığı, birbirini gören bir alan. Kadınların kültürel üretiminin istisna değil olağan sayıldığı, hafızanın korunduğu ve sözün kaybolmadığı bir yer. Bazen bir derginin sayfasında kendini bulmak, uzun bir arayışın ardından eve varmak gibi hissettiriyor. Hemcinslerimize şunu söylemek isteriz: Yazmak için doğru zamanı beklemeyin. O zaman çoğu zaman gelmiyor. Nerede, nasıl mümkünse oradan başlayın. Boleka da böyle bir yer. Başlanmış cümlelerin, yarım kalmış metinlerin ve yeni seslerin yeri…

*O halde Boleka bu anlamıyla kadınların sesini, sözünü, fikirlerini yazıya dökme hali, kısacası bir dertleşme, “kendine ait bir oda” yaratma hikayesidir diyebilir miyiz?

 Yelina Tayfur: Evet, böyle okumak mümkün. Ya da bir “avlu” olarak da düşünebiliriz. Herkesin gelip geçtiği, durduğu, birbirini gördüğü, bazen konuştuğu bazen sadece yan yana bulunduğu bir alan.

 Hande Başpınar Karalar: Benim için de bir oda olmaktan çok bir avlu. Kadınların söyleyecek sözlerini görünür kılan ve bu sözlerin yüksek sesle söylenmesine, hayatın her mecrasında, cesaret veren ve alan açan bir yer olarak tasvir ediyorum Boleka’yı. Sözlerin, düşüncelerin bir dertleşmeden ziyade kamusal alanda duyulma imkânını büyüten geniş bir alan.

 Emine Yıldız: İnsanın kendiyle dertleşmesi en derinlerden gelen çözülme halidir. Yazmak benim için kimi zaman bir muhakemede büründüğüm üç kişilik oluyor; şüpheli, sanık ya da davalı. Hatta Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” eserinde bahsettiği düşünme odası vardır. Yazarken içimde kurduğum o odaya girip meramımı anlatmadan çıkmam.

Fatma Özer: Boleka, o odanın penceresinde görünen bir uçurtma gibi. İpi her seferinde birimizin elinde. Yolculuğumuz, o ipin bırakacağı iz için. Rüzgârın değdiği o iz.

Özlem Ceylan Kanıpak: Bu bir dertleşme ve sesini bulma hikayesi. Ama yalnız değil; o odadan çıkıp avluya açılan bir kapı gibi. Hiyerarşiden uzak, omuz mesafesinde duran, kurtarıcı değil dert ortağı olmayı seçen bir yer. Gürültü çağında nezaketin fısıltısına güveniyoruz.

Burcu Nahmias: Boleka’nın en güçlü yanı, birbirine benzemeyen seslerin yan yana gelip birbirini bastırmadan var olabilmesi. Birlikte düşünmenin ve üretmenin çoğalttığı bir akıl ve emek alanı.

 Özge Karaçöl Özgür: Odalarımız daraldığında bulduk birbirimizi. İçerisiyle dışarısı yer değiştirdi sanki. Dertleşmek için çıktığımız bu yolculuğun başka hikâyeleri de taşıdığını görmek iyi geliyor. Görüyoruz ve gördüklerimizi söylemekten korkmuyoruz.

 Berin Aral: Boleka dert edinmek, bulmak, kendi olma alanı benim için. Bir duygudan ziyade bir anlaşma, kendini olduğu gibi ortaya koyma hâli. Bizimle birlikte yol alan herkesin de bu duyguyla hareket ettiğini bilmek sevindirip gururlandırıyor beni.

Ernur Karataş: Boleka için hayal ettiğimiz şeylerden biri de bu. Söyleyecek sözü olanların yer bulabildiği, anlatılması gerekenlerin anlatıldığı, edebiyatın yapıcı ve iyileştirici gücünün hissedildiği bir alan oluşturmak. Bize iyi geleni yaymak, birlikte daha iyiye ulaşmak ve insanlara ulaştırmak.

 Bedia Büyükgebiz: Kesinlikle diyebiliriz. Boleka, “kendine ait bir oda”yı kimse vermese de kendi elleriyle kuran, bu odayı inşa ederken diğer kadınlarla dayanışan, sesini uslandırmadan, düşüncesini küçültmeden var olabileceğini bilen kadınların alanı benim için.  Bir oda kadar, bir eşik gibi de düşünüyorum. İçeri girenin kendi sesini daha net duyduğu, dışarı çıktığında da artık aynı kişi olmadığı bir eşik.

Dergiye ulaşım noktaları ise şöyle: Boleka Türkiye’de 11 ilde, 61 bağımsız kitabevinde satışa sunuluyor. Berlin’de 3, Londra’da 1 satış noktası bulunuyor. Dergi internet üzerinden de satışa sunuluyor. 

 

/MA- Necla Demir Arvas/

Öne Çıkanlar