Ben Kürt bir kadınım; sınırların içinde doğmuş biri değilim. Dört yaralı parçanın ürünüyüm. Dört parçanın dirençli özüyle yoğruldum; Kuzey’in dağlarından Güney’in siperlerine, Doğu’nun sokaklarından Rojava’nın yanmış topraklarına kadar…
Ne bir erkeğin gölgesinde ne de yenilginin ardından; her zaman mücadelenin en ön saflarında.
IŞİD geldiğinde ve dünya işgal edilen şehirleri tek tek sayarken, Kürt kadınları dengeleri altüst etti. Saçlarını rüzgâra bıraktılar, omuzlarındaki silahlarla korkuya boyun eğmediler ve IŞİD’e karşı ileri yürüdüler.
İran’da kadınlara karşı saldırılar başladığında, Kürt kadınları “Kadın olmadan yaşam olmaz” dedi ve kanla sulanmış bir anlamla ‘Jin- Jiyan- Azadi’ (Kadın, Yaşam, Özgürlük) sloganını dünyaya armağan etti.
Bu slogan bir boşluktan doğmadı; özgürlüğün bir lütuf olmadığını, bedel ve mücadele gerektirdiğini yüzyıllardır bilen bir hafızadan yükseldi.
Yaklaşık seksen yıldır kadınlar; partilerde, dağlarda, zindanlarda ve sürgünde mücadelenin aslan payını omuzladı. Bunu kendilerini kanıtlamak için değil, halklarını özgürleştirmek için yaptılar.
Bugün bir Kürt kızının saçını kesiyorlar ve Kürtlerin yenildiğini sanıyorlar.
Oysa saçı kesenler onun kökünden korkanlardır. Kürt kadınının her bir saç teli tarihtir; her düğüm bir şehidin adıdır ve her tutam devam etme sözüdür.
Saçlarımızı yeniden örüyoruz; ruhumuzun ağırlığından değil, hazırlık için…
Tarihi kim çarpıtabilir?
Biz buradayız ve köklerimiz tarihin derinliklerindedir…










