Sarya Aslan: Dağ ve Tüy

Yüküm gözlerimde…

Kırk yılın değil, bin yılın yükü var içinde.

Saçlarımı rüzgâra savuruyorum, sonsuzluğa…

Suskunluğun günahları birikmiş bu coğrafyada,

Çığ gibi yağıyor üzerimize gözyaşları.

Acının ve umudun tanığı,

Hasretini çektiğin ana kucağı Agîri yanıbaşımızda

İçinde saklı bir yanardağ;

Patlamak üzere, sessizliğe inat…

 

Eteklerinde ateş böceklerinin ayak izleri,

Zaman geçsin ama silinmesin isterim o izler…

 

Zaman geçiyor…

Meşe yaprakları yorgun, mevsimler sessizce akıyor.

Ama asıl sensizliğin içinden akıyor zaman.

Hayat devam ediyor , evet.

Ama bu büyük bir haksızlık bize,

Yüreği hâlâ yangın yeri olanlara…

Meşe ağacı bir 23 Haziranda yine rüzgâra eşlik ediyor

Gövdesi acıdan kavrulmuş, dallarını göğe uzatıyor

Bir matem havası var havada.

Rüzgâr ağıt yakıyor,

Gökyüzü döktü dökecek yaşını.

 

Kuşlar yuvalarını senin saçlarından örüyor.

Saçlarına, o aşktan ve savaştan dokunmuş örgülerine sığınıyorlar.

Ve Bilge Simurg,

Uzun yolculuğunu

Senin huzurunda sonlandırıyor

Yorgun başını, yaralı gövdesini

Meşe ağacının göğsüne bırakıyor.

 

Simurg’tan Bin acıyla dokunmuş son bir tüy,

Yavaşça süzülüp toprağa düşüyor.

Toprak o şefkatli ana

Tüyü incitmeden bağrına basıyor.

 

Bir annenin beyaz tülbenti savrulup gökyüzünden,

Umutla, dirençle o tüyün üzerini örtüyor.

Kuşlar Simurg’un eteklerinde,

Başlıyorlar kederli şarkılarını söylemeye.

Agiri saygıyla eğiliyor önünde, doğa senin destansı ağıtını yakıyor.

Ve biz biliyoruz artık

İnsan yalnızdır ama kuşlar değil…

 

Hayatımıza kattığın her şey için minnettarız.

/23.06.2025/

Öne Çıkanlar