Şengal Jineoloji Akademisi, Rojava’ya yönelik saldırılar ve Şengal’in hedef alınmasının ardından yayımladığı analizde, Êzidî toplumunun 3 Ağustos 2014 soykırımının tekrarına izin vermeyeceğini vurguladı…
Şengal Jineoloji Akademisi, HTŞ, IŞİD ve Türkiye destekli paramiliter grupların Rojava’ya yönelik saldırıları ve Şengal’in doğrudan hedef alınmasının ardından, Şengal’e yönelik tehditler ve Êzidî toplumun 3 Ağustos 2014 tarihli soykırımın tekrarlanması konusundaki endişelerine ilişkin bir analiz yayımladı.
Analizde ne Şengal’in ne de Şengal’de yaşayan Êzidî toplumunun 2014’teki ile aynı olmadığını ve her türlü saldırıya karşı kendilerini savunacakları belirtildi. Ayrıca analizde mevcut tehdit ve endişelere karşı “kamuoyunun harekete geçmesi hayati bir önem taşımaktadır” denildi.
Akademinin analiz metninin tamamı şu şekilde:
“Şengal ve Êzidî toplumu, 2014’teki Êzidî toplumu değildir. Son 12 yılda bu coğrafyada birçok gelişme ve değişim yaşandı. 74. Ferman, büyük acılarla birlikte, büyük bir direniş ruhu ve iradesi de yarattı. Êzidî toplumu tüm zorluklara rağmen öz savunma, özerk yönetim ve daha birçok konuda 12 yıldır direniyor. Toplumda genel olarak ortaya çıkan ortak görüş şudur: ‘Êzidîler artık geçmişteki Êzidîler değil, kendilerini savunacaklar.’ Bu, ortaya çıkan durumlara karşı bir tutumdur.
Öz savunma tutumu gün geçtikçe artıyor
Aynı duruş Êzidî kadınlarında da mevcuttur. Yeni bir savaşta, geçmişte olduğu gibi sadece ülkesini terk etmek veya dış bir güce güvenmek yeterli olmayacaktır. Öz savunma gücüyle geleceğini koruma tutumu gün geçtikçe artıyor. Ancak bu gerçek, direniş ve tutum, katliam ve yeni savaş tehdidini ortadan kaldırmaz.
Êzidî toplumu, yıllarca süren mücadeleye rağmen, Irak anayasasında resmi olarak yerini almamıştır. Êzidî toplunun kendi kaynaklarıyla kurduğu öz savunma, özerk yönetim ve ekonomi mekanizmaları resmi olarak tanınmamaktadır. Bu durum, gerekli temel adımlar atıldığında Êzidî halkının varlığı, kurumları ve savunma mekanizmaları Irak yasalarında resmi olarak tanındığında, bu tehlikeli süreçte yeni soykırımlara giden yolun açılmayacağının garantisi değildir.
DSG-YPG ve YPJ sınırdayken geceleri huzur içinde uyuyorduk
Bu durumlar ve son savaş nedeniyle Şengal’de soykırım psikolojisi yeniden ortaya çıktı. Direniş ve öz savunma kararlılığına rağmen, aynı katliamların tekrarlanacağı düşüncesi çok yüksektir. Bu süreçte görüşlerini dile getiren birçok kadın aynı gerçekte birleşiyor; ‘QSD-YPG ve YPJ sınırdayken geceleri huzur içinde uyuyorduk ama savaştan sonra endişeler nedeniyle sabaha kadar uyuyamıyoruz’ ya da ‘Irak’a sevk edilen DAİŞ’li çeteleri serbest bırakacaklar ve onlar tekrar bize saldıracak’ görüşleri çok yaygın. Kadınları ne devlete ne de uluslararası güçlere güvenmiyor. Tarih boyunca aynı durumu defalarca yaşamalarına ve direnmelerine rağmen büyük katliamlardan geçtiler. 74. Ferman’dan sonra kurulan bölgenin güvenlik ve savunma güçleri YBŞ-YJŞ ve Asayişa Êzidxan, bölgeyi korumanın ana gücü olarak görülüyor, ancak bugün toplum üzerinde onları dağıtmak ve etkisiz hale getirmek için büyük bir baskı uygulanıyor. Şengal’deki yerel güçleri ortadan kaldırma ve bölgenin güvenliğini yeniden dış güçlere bırakma planı var; ancak tarihten de açıkça görüldüğü üzere bu yöntem, yeni fermanlar dışında hiçbir çözüm sunmuyor.
Şengal’in statüsü tanınmalı
Bu süreçte, fermanların tekrarlanmaması için kamuoyunun harekete geçmesi yaşamsal önemdedir. Irak hükümeti, bölgesel devletler ve uluslararası devletler Şengal’in statüsünü ve varlığını, yerel iradesini ve kararlılığını tanımalıdır. Şengal’e çözümü dışarıdan aramayın. Şengal’i insansızlaştırma, Êzidî halkının kültürünü, inancını ve sosyal yaşamını hedef alan politikalar kabul edilemez. Son 12 yılda ortaya çıkan farkındalık, bilgi ve öz örgütlenme, Êzidî toplumunun tekrar dağılmaması ve katliamlardan zarar görmemesi için, insanlık duygusuna sahip her bireyin eylemi çok önemlidir.”
/ Kaynak: Mezopotamya Ajansı /











