Zozan Özgökçe: Kadınlar katlediliyor; şiddeti önleyen mekanizma yok

Kadına karşı şiddetin yoğunlukla aile içinde başladığına dikkat çeken Kadın Hakları Savunucusu Zozan Özgökçe, bu oranların tesadüf olmadığını belirtirken, artan şiddet ve kadın cinayetlerine karşı yeterli mekanizmaların olmadığını vurguladı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) Nisan 2026 raporuna göre, 26 kadın erkekler tarafından katledildi, 23 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Raporda, kadınların yüzde 38’inin evli oldukları erkekler tarafından katledildiği belirtilirken, yüzde 69’unun ya kendi evlerinde ya da failin evinde öldürüldüğü, yüzde 62’sinin ise ateşli silahla katledildiği bilgisi yer aldı.

Bu oranlara rağmen herhangi bir önlem ya da tedbir alınmazken, iktidarın kadınlara yönelik yaptığı tek çalışma ise 2025 yılını “Aile Yılı” ilan etmek ve doğum oranlarına ilişkin açıklamalar yapmak oldu. “Aile Yılı” ilanının ardından ortaya çıkan veriler, kadının yaşamının değil, ailenin varlığının ön plana çıkarıldığını gösteriyor. Veriler, kadınların yoğun olarak “kutsal” kabul edilen aile içinde ya da evde katledildiğini de ortaya koyuyor.

Bu oranların tesadüf olmadığı birçok alanda dile getirilirken, kadın kurumları ve kadın hakları savunucularının bu konudaki çalışmaları sürüyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Kadın Hakları Savunucusu Zozan Özgökçe, Türkiye’de kadın politikalarının “makbul kadın” anlayışı üzerinden şekillendirildiğini belirtti. Zozan Özgökçe, iktidarın kadınlara dayattığı yaşam modelinin dışında kalan kadınların sistematik biçimde dışlandığını ve şiddetle karşı karşıya bırakıldığını söyledi.

‘İKTİDAR AİLE MERKEZLİ KADIN İSTİYOR’

Zozan Özgökçe, “İktidara göre ve mevcut mekanizmalara göre bir ‘makbul kadın’ var. İstenen, olması istenen bir makbul kadın var. O kadın dışında hareket eden kadınlar, yani öyle bir yaşam tarzını benimsemeyen; itiraz eden, boyun eğmeyen, çalışmak isteyen, okumak isteyen, kendi kararlarını kendisi vermek isteyen, bedeniyle, geleceğiyle, kariyeriyle, eğitim hayatıyla ilgili, kaç çocuk doğurmak veya doğurmamak istediğiyle ilgili konularda kendi bireysel kararlarını vermek isteyen kadınlar şiddet görüyor.

Ama iktidarın istediği aile modelinin içinde baba aile reisidir. Baba ne derse o olur. Annenin görevi ev işi, kocanın ve ailenin mutluluğu ile ferahıdır. Ayrıca mümkün olduğunca da çok çocuk doğurması, onlara bakması ve gelecek nesillere Müslüman bir gençlik yetiştirmesidir” diye konuştu.

‘ŞİDDET KARŞISINDA MEKANİZMA GELİŞTİRMEK İSTEMİYOR’

İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ve 6284 sayılı yasanın uygulanmamasının da bu anlayışın sonucu olduğunu savunan Zozan Özgökçe, “İktidar, bunun dışında olan kadınların şiddet gördüğünü düşünüyor zaten. O yüzden onları korumak istemiyor, böyle bir mekanizma geliştirmek istemiyor. İşte en son mesela, köpeğine ‘anne’ diyen reklamın kaldırılması, dijital TRT’deki haber spikerinin ‘Ben de bir kedi patili annesiyim’ demesi sebebiyle işinden atılması ve kedi-köpek sahiplenmiş kişilerin bile annelik yaptığını söylemesine katlanamayan bir iktidar var. Yani istediği kadın o kadın değil. Ne bir kedi annesi ne özgür ne az çocuklu ne boşanmış… Bu kadınları istemiyor, bu kadınları dışlıyor bu sistem. İktidar da buna müthiş oranda çanak tutuyor” dedi.

‘AİLE İÇİNDE ŞİDDET ARTTI’

Toplumsal cinsiyet kavramına yönelik yaklaşımı da eleştiren Zozan Özgökçe, “Tüm mekanizmalar ve tüm yasalar, tüm işleyiş bu yönde. Aile, kişiyi ve bireyi koruyacak en temel birim olarak bize öğretildi. İşte toplumun en küçük birimidir ve en güvendiğimiz, en güvenmemiz gereken yer olarak bize öğretildi. Ancak görüyoruz ki yıllardır bu böyle değil. Kadınlar, kız çocukları, dezavantajlı gruplar ve LGBTİ+’lar en çok şiddeti aile içinde görüyorlar” diye vurguladı.

Kadın sığınma evlerinde ve danışma merkezlerinde yıllarca çalıştığını belirten Zozan Özgökçe, devletin kadınlara yönelik mekanizmalarının dayanışma temelinde işlemediğini ifade ederek, “Burada kadınlara yönelik, kadını destekleyecek dayanışma zemininde bir hizmet yok. Kadınlar sadece konukevlerinde bekletiliyorlar” dedi.

‘DESTEK OLMADIĞI İÇİN KADINLAR ŞİDDET ORTAMINA GERİ DÖNÜYOR’

Kadınların şikayet mekanizmalarına başvurduklarında çoğu zaman aileye geri dönmeye yönlendirildiğini söyleyen Zızan Özgökçe, “Kadının o süreç içerisinde güçlendirilmesine yönelik herhangi bir çalışma yok. Kadın boşanmak istiyor, ayrılmak istiyor, kendisine bir hayat kurmak istiyor, çocuklarına kendisi bakmak istiyor; ama bu arada devletin ciddi bir destek sağlaması gerekirken, bu destek olmadığı için zaten kadın otomatikman ailesine dönmek zorunda kalıyor.

Diğer bir husus da kadınların eğitim alması isteniyor, ama iyi bir anne olmaları için eğitim almaları isteniyor. İşte gördük; ‘Kadınlar çalıştığı için erkekler iş bulamıyor’ diyen bakanlarımız oldu. Yani bu ülkeyi bu bakanlar yönetti” diye konuştu.

‘YETERLİ MEKANİZMA YOK’

Kadınların şiddet sarmalından çıkabilmesi için yeterli mekanizmaların oluşturulmadığını belirten Zozan Özgökçe şu ifadeleri kullandı: “Mesela hukuksal destek verilmiyor. Eğitim alması, eğitimini tamamlaması için bir destek verilmiyor. O yüzden sığınma evinde kalan kadın, orayı sadece bir bekleme durağı olarak görüyor.

Kadın zaten diyor ki: ‘Ben burada kalacağıma, dışarıda boşanmış bir kadın olarak bu sistemde ayrımcılık görerek yaşayacağıma, gideyim en azından aile içerisinde daha iyi, daha güvende olurum; en azından aç kalmam. En azından ne olursa olsun bir çatı altında olurum. Çocuklarım da bir şekilde büyür.’ Yani kadın buna mecbur bırakılıyor.”

‘BU SİSTEM MÜCADELE İLE DEĞİŞİR’

Sivil toplum örgütlerinin de son yıllarda ciddi baskılarla karşı karşıya kaldığını aktaran Zozan Özgökçe, “Hem hizmet veren hem de politika üreten sivil toplum örgütleri vardı. Ama şu an tek tük, bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıda olduğunu görüyoruz. Evet, sivil toplum örgütleri söz üretiyor ama sözünün değiştirici bir etkisi vardı. Fakat son zamanlarda bütün bu kazanımlarımız tek tek elimizden alınıyor. O yüzden daha çok kaybettiklerimizle mücadele ediyoruz” dedi.

Kadın dayanışmasının önemine vurgu yapan Zozan Özgökçe, “Ben bu süreçte, bu antidemokratik uygulamalar ve bu ülkenin ikliminde biz kadınların birbirimize sıkı sıkı sarılması ve örgütlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu şekilde birbirimizi değiştirebilir, dönüştürebiliriz” diye konuştu.

/Kaynak: ANF/

Öne Çıkanlar