“Gerçek vardır;
sadece yalan uydurulur.”[1]
“NATO feminist bir ittifak mı?”
Yok, soruyu ben sormuyorum. NATO’nun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 Sayılı “Kadınlar, Barış, Güvenlik” başlıklı kararını temellük ediş süreci üzerine Kosova, Baltık bölgesi ve Irak’taki saha verilerinden beslenen incelemesi, Deploying Feminism[2] başlıklı kitabında Stéfanie von Hlatky soruyor. Daha doğrusu kitabın sonuç bölümünün başlığı böyle…
Olasıdır ki bir miktar aklınız karıştı. O zaman sıralayarak gidelim…
Uluslararası İlişkiler alanında çalışan bir dizi feminist uzman, savaşların kadınlar üzerindeki etkileri konusunu uluslararası güvenlik örgütlerinin gündemine girmesi konusunda uğraş vermekteydi. Giriştikleri lobi faaliyetleri sonucunda bunda başarılı da oldular. BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 2000 yılında 1325 sayılı karar ile, çatışma durumlarında kadınların ve kız çocuklarının durumunun özel kırılganlığını vurgulayarak BM Genel Sekreterini ve üye devletleri çatışma durumlarında kadın ve kız çocuklarla ilgili bir dizi önlem almaya çağırmıştır. Kadınlar, Barış, Güvenlik (Women, Peace and Security-WPS) gündemi olarak adlandırılan belge, sonrasında alınan bir dizi kararla[3] zenginleştirilecektir.
Barış ve çatışma çözümü süreçlerinde kadınların katılımının önemine dikkat çekilen (1-2) kararda, BM Genel Sekreterine kendisini temsil etmek üzere daha fazla kadın personeli elçi veya özel temsilci olarak ataması ve Birleşmiş Milletler’in saha operasyonlarında ve özellikle askeri gözlemciler, sivil polis, insan hakları ve insani yardım personelinde kadınların rol ve katkılarını genişletmek için çalışması konusunda çağrıda bulunulmakta (3-4); G. Sekreter uygun yerlerde, saha operasyonlarının toplumsal cinsiyet bileşenini içermesini sağlamaya teşvik edilmekte (5), kendisinden kadınların korunması, hakları ve özel ihtiyaçları ve barışı korumaya ve tesis etmeye ilişkin bütün tedbirlere katılmasına ilişkin eğitim malzemeleri sağlaması rica edilmektedir (6).
Belgede yanısıra, üye devletlere toplumsal cinsiyete duyarlılığı artırmaya yönelik eğitim çabalarına mali, teknik ve lojistik desteği artırmaları konusunda çağrıda bulunulmakta (7); ilgili taraflar, çatışma sonrası geri dönme ve rehabilitasyon, yeniden bütünleşme ve yeniden inşa sırasında kadınların ve kız çocukların özel gereksinimlerine dikkat göstermeye, barış girişimlerini destekleyecek mekanizmalarda kadınları içerecek tedbirler almaya, kadınların ve kız çocukların insan haklarına saygı gösterilmesini sağlayacak yasal ve siyasi ortamı sağlamaya (8 a,b,c,); silahlı çatışmalarda kadınların ve kız çocukların, özellikle siviller olarak hakları ve korunmalarına ilişkin uluslararası sözleşmelere uymaya (9) ve silahlı çatışmaların tüm taraflarını, kadınları ve kız çocuklarını toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten, özellikle tecavüz ve diğer cinsel istismar biçimlerinden korumaya yönelik özel tedbirler almaya (10) çağırmakta, devletlere de savaş ve çatışmalarda kadın ve çocuklara yönelik (cinsel dahil) suçlara karşı hoşgörü göstermemeleri sorumluluğu hatırlatılmaktadır (11).
1325 sayılı karar ayrıca mülteci yerleşimlerinin kadınların ve kız çocuklarının özel gereksinimlerini dikkate alacak tarzda hazırlanması gereğini hatırlatır (12), çatışma sonrasının planlama ve uygulanmasında savaşçı erkek ve kadınlarla ailelerinin ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması çağrısı yapar (13).
Kararın son maddelerinde ise, BMGK görevlerinin yerel ve uluslararası kadın gruplarına da danışarak toplumsal cinsiyetle ilgili konuları ve kadın haklarını dikkate almasını sağlamak hususundaki istekliliği ifade edilip, Genel Sekreter, silahlı çatışmaların kadınlar ve kız çocukları üzerindeki etkileri, kadınların barışın sağlanmasındaki rolü, barış ve çatışma çözme süreçlerinin toplumsal cinsiyet boyutları hakkında bir çalışma yapmaya davet; kendisinden, barış güçlerinin görev yaptığı süre boyunca toplumsal cinsiyet bakış açısı ve ilgili tüm konulardaki ilerlemelerin Güvenlik Konseyi’ne rapor edilmesini rica edilmektedir (16-18). Son maddede ise BMGK konuyu “aktif gündeminde tutma” iradesini beyan eder (19).[4]
Kabul, uzunca bir özet oldu. Amacım belgenin biçimlenişinde katkıda bulunan kadın hukukçu ya da uluslararası ilişkiler uzmanlarının (son derece hâlisane olduğunu düşündüğüm) niyetlerini tartışmaya açmak değil. Ama BM’nin ikircim yüklü, kaygan, her yöne yanlı diline aşina olanlar, bizatihi metinde vurgulanmış olan, “hatırlatır, çağırır, rica eder, teşvik eder” gibi ifadelerin kasıtlı güçsüzlüğüne dikkat etmiş olmalı.
Burada akla hemen BM’nin (ve de BM Güvenlik Konseyi’nin) kimi kararları imzacı devletler açısından ulusal hukukun üzerinde bir bağlayıcılık kesbederken, bazılarınınsa yalnızca üye devletlerin Ulusal Eylem Planları oluşturarak kendi yönelimleri doğrultusunda biçimlendirmeleri durumunda kısmi ve de keyfi bir hayatiyet kazanabileceği, ya da tümüyle tozlu raflarda “farelerin kemirici eleştirisine” terk edilebileceği bir arıziliğe bırakıldığı gerçeği geliyor. 1325 sayılı karar, bu ikincilerden…
1325 sayılı kararın 2008-2019 kesitinde alınan dokuz kararla pekiştirilmiş olmasına karşın,[5] 193 BM üyesinden yalnızca 88’i kararın uygulamaya sokulacağı Ulusal Eylem Planları’nı oluşturmuş durumda (ve tabii Türkiye bu ülkelere dahil değil!)…[6] Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Ayşe Betül Çelik duruma şöyle isyan ediyor: “…bugün kadın grupları şu noktaya geldi: daha fazla karara ihtiyacımız yok, daha fazla taahhüde, ülkelerin uygulamada buna daha çok katkı göstermesine ihtiyacımız var.”
Tabii, daha önemlisi, şu var: BMGK kararı, “Kadın ve Barış” konulu her türlü tartışmaya temel oluşturması zorunlu olan, “silahlanma ve savaş(lar)ın önlenmesi” konusunu (tavsiye düzeyinde de olsa) “es geçiyor.” Belgede savaş ve silahlı çatışmalar “verili” kabul edilerek, kadın ve kız çocuklarının bunlardan etkilenmesini azaltacak önlemler üzerinde duruluyor. Hem de “rica’lı, hatırlatma’lı, çağrı’lı”, haydi adını koyalım, göz boyamaya yönelik, palyatif bir dille…
Oysa salt son iki yüzyılın deneyimleri gösteriyor ki, kadınların, çocukların ya da genel olarak sivillerin zarar görmesini istemiyorsanız, emperyalist çıkarları ve saldırganlığı, silah sanayini, militarizmi, şovenizmi sorgulayacak, mahkûm edecek, gücünüz yetiyorsa bunları önlemeye yönelteceksiniz çabalarınızı… Tabii BM’nin (yalnız 1325 değil) tüm metinleri, bunun çok uzağındadır. Yüz binlerce sayfalık BM mündericatını tarasanız, ilaç için bir tek “emperyalizm” ya da “militarizm” sözcüğüne rastlayamazsınız. Ve fiiliyatta: BM’nin çözümünde (hiç kuşkusuz savaşın gerçek mağdurları, halklar, sıradan insanlar, yoksullar açısından çözümünde) etkin rol üstlendiği tek bir çatışma gösteremezsiniz.
Tüm bunlara karşın, üye 105 devletin Kadınlar, Barış, Güvenlik gündemini hayata geçirecek Ulusal Eylem Planları’nı oluşturmada ayak sürüdüğünü belirtmiştim. (Kaldı ki, savaşlar 88 devlet eylem planlarını hazırladı diye kadınlar ve kız çocukları için “daha güvenli” hâle gelmedi!
Ama BMGK 1325’in kabul edilip hayata geçirilmesi konusunda taahhüt sürpriz bir yerden geldi: NATO…
Evet, evet, NATO!
NATO, Aralık 2007’de BM Güvenlik Konseyi’nin Kadınlar, Barış, Güvenlik gündemine ilişkin kararlarını benimseyerek NATO bağlamına uygulamaya ilişkin ilk formel NATO/Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi politikasını açıkladı. Bu politikanın hayata geçirilmesi doğrultusundaki ilk eylem planı ise 2010’daki Lizbon Zirvesi’nde kabul edilecekti… Bu politika, “NATO’nun tüm çalışmalarına toplumsal cinsiyet perspektifini en iyi biçimde nasıl dahil edebileceğine ilişkin anlayışının evrimine koşut olarak” sonuncusu 2024 yılında olmak üzere birkaç kez güncellendi.[7]
Ancak NATO’nun kadınlara ilgisi bu tarihten öncelere dayanır:
“NATO’nun bu alandaki angajmanı da aniden ortaya çıkmış değildir. Bu süreç, İttifak içinde kadınların silahlı kuvvetlerdeki statüsünü güçlendirmeye yönelik onlarca yıllık çalışmaların bir devamı niteliğindeydi. Bu çalışmalar arasında, ilk toplantısını 1961 yılında gerçekleştiren NATO Kuvvetlerinde Kadınlar Komitesi (Committee on Women in NATO Forces-CWINF) de yer almaktaydı.
CWINF aracılığıyla üst düzey kadın askerler, 1960’lı yıllarda silahlı kuvvetlerde kadınların işe alımı ve görevde tutulmasıyla ilgili konularda toplantılar düzenlemiş ve komitenin 1976 yılında resmî olarak tanınması için başarılı bir şekilde savunuculuk yapmışlardır.
2002 yılından itibaren CWINF, NATO’nun Kadınlar, Barış ve Güvenlik (WPS) alanındaki çalışmalarına liderlik etmiş; bu konuyu İttifak gündemine taşımış ve Müttefik ülkeler arasında gündemin uygulanmasının izlenmesini sağlamıştır.
2009 yılında CWINF, görev alanının genişlediğini yansıtmak amacıyla NATO Toplumsal Cinsiyet Perspektifleri Komitesi’ne (NATO Committee on Gender Perspectives-NCGP) dönüştürülmüştür. Bu komite, NATO’nun Kadınlar, Barış ve Güvenlik gündemini uygulamasını izlemek ve desteklemek amacıyla, politikaların, programların ve askerî operasyonların tasarlanması, uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi süreçlerine toplumsal cinsiyet perspektifinin entegre edilmesini teşvik etmektedir.”[8]
NATO’nun 2021-2025 Kadınlar, Barış ve Güvenlik (WPS) Eylem Planı, Ekim 2021’de Savunma Bakanları tarafından onaylandı. Bu plan, “Müttefiklerin toplumsal cinsiyet eşitliğini daha da ileriye taşıma ve NATO’nun tüm faaliyetlerine toplumsal cinsiyet perspektifini entegre etme yönündeki taahhüdünü” desteklemekteydi.[9]
Bu doğrultuda, Brüksel’deki NATO Karargâhı’nda Genel Sekreter’e bağlı Kadınlar, Barış, Güvenlik Özel Temsilcisi görevlendirildi (2012).[10] İlk NATO “Toplumsal Cinsiyet Danışmanları”, 2009 yılında NATO’nun Afganistan’daki Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti’nde (ISAF) görevlendirilirken, hâlen Irak (NMI) ve Kosova (KFOR) dâhil olmak üzere, NATO’nun çeşitli misyonlarında Toplumsal Cinsiyet Danışmanları görev yapmakta.
Peki, toplumsal cinsiyet danışmanları istihdam etmenin dışında, NATO ne yapıyor, kadınlar (ve de çocuklar, özellikle de kız çocukları) için?
Bol miktarda laf üretmenin dışında fazla bir şey değil… NATO kadınları gündemine alalı beri, ABD’nin NATO’yu dahil ettiği savaş ve müdahalelerin daha “kadın dostu” hâle geldiğine ilişkin bir emare yok ortalarda…
Örneğin, NATO’ya bağlı güçlerin 1999 yılında 78 gün boyunca bombalayarak 600’den fazla çocuğun yaşamını yitirip 5000’in üzerinde sivilin yaralanmasına yol açtığı “Yugoslavya Operasyonu” sonrasında Kosova’da “tüm etnik gruplar için güvenli bir ortam oluşturmak, kamu düzenini korumak, serbest dolaşımı sağlamak ve insani yardımların güvenli bir şekilde ulaştırılmasına destek olmak” amacıyla oluşturulan NATO’ya bağlı KFOR (Kosova Force/ Kosova Gücü)’un kadın ve çocuklara bir “hayrı”nın dokunmadığı, bizatihi UNICEF raporuyla tespit edilmiş durumda. Rapora göre NATO müdahalesinden sonraki beş yıl içerisinde kadın ve çocukların durumu savaş-öncesindeki standartların altında seyrediyordu. Yapılan yasal düzenlemelerde kadın ve çocukların gereksinimleri dikkate alınmamakta, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik hizmetlerine erişimdeki güçlükler aşılamamaktaydı. Ama en önemlisi, UNICEF raporu, “Bosna-Hersek’in çocuk ve kadın ticaretinde bölgesel bir merkez hâline geldiğini belirterek, Uluslararası Af Örgütü ve KFOR’un “kadın ve çocuk ticaretine göz yumduğunu ve ‘fuhuş endüstrisi’nin gelişmesinde büyük rol oynadığını” belirtiyordu.[11]
Ya da, görev süresi boyunca doğrudan KFOR’a bağlı askerlerin dahil olduğu taciz/tecavüz haberleri medyadan eksik olmadı.[12]
NATO’nun Taliban’ın kadınlar üzerindeki baskısını da gerekçe göstererek müdahale ettiği, ardından da Taliban’la anlaşarak çekildiği Afganistan’daysa kadınların hali, malum… Daha NATO’nun savaş sonrasındaki “Afganistan misyonu” sırasında, yani “Batı dünyası”nın “Afgan kadınlarını ‘Taliban vahşeti’nden kurtarmak için seferber olduğu yıllarda ülkede kadınların durumunu kadın örgütü RAWA temsilcileri Evrensel’e şöyle anlatıyorlardı:
“(…) Sefaletlerinin tek çıkış yolu olarak yaşamlarını verme düşüncesi yüzünden kadın intiharlarının oranı son yıllarda çok hızlı şekilde arttı. Batı medyasında kızların eğitimi hakkında çok fazla propaganda var. Kızların eğitimine yönelik tehlikeler ve tehditler kazanımlardan çok daha fazla ağır basıyor. Okullar yakılıyor, kız öğrenciler, öğretmenler saldırılara maruz kalıyor, öldürülüyor. Tehditkâr el ilanları kızların okula gitmesini önlemek için her yerde dağıtılıyor. Kızların bu şartlar altında öğrenim görmesi mümkün değil, kaldı ki aşırı derecede düşük standartlardaki okullardan hiç bahsetmiyoruz bile. Yoksulluğa ilaveten kadınlar arasında madde kullanımı oldukça yaygın. Ülkede devam etmekte olan savaş yükünün altında kadınlarımız böylesi insanlık dışı ıstıraplarla eziliyor.”[13]
Hiç kuşku yok ki ABD ve müttefiklerinin Afganistan’a müdahalesinin “Kadın Hakları” ya da “Teröre Karşı Mücadele”yle uzak-yakın hiçbir ilişkisi yoktu. Savaş bölgeye ABD üslerini konuşlandırmak ve Çin, Rusya ve Hindistan üzerinde kontrol sağlayabilme konusunda Afganistan’ın stratejik konumundan yararlanabilmeyle ilgiliydi. Ve ABD ile NATO’su Taliban’la anlaşarak Afganistan’dan çekildiğinde ise geride bıraktığı kadın ve kız çocuklarını hiç düşünmedi… NATO’nun Afganistan’da yürüttüğü bütün o “feminist” (!!!) çalışmalar, “toplumsal cinsiyet” eğitimleri, yerel bürokratlar ve aşiret milislerine uyguladığı “workshop”lar, yüzlerce ton propaganda malzemesi, bir anda “çöp” oluverdi…
Ama NATO’nun BM’nin Kadınlar, Barış, Güvenlik gündemini benimsemesinin “Afganistan misyonu”yla özgül bir ilişkisi var:
“ABD Ordusu’nun Kadın Müdahale Timleri (Female Engagement Teams-FETs) Komutan Rehberi’nde, kadınların operasyonlarda bulunmasının operasyonel etkinliği nasıl artırabileceği şu şekilde açıklanmaktadır:
‘Yerel Afgan sivillerle iletişim kurmak için kadın askerlerin kullanılması, tugay muharebe timinin elindeki en iyi saklanan gizli silah olabilir… yerel sivil halkın kabulünü ve bilgi paylaşımını sağlamak açısından.’
Bu rehber, Afganistan’daki Amerikan ve NATO çabalarını desteklemek amacıyla hazırlanmıştır. Rehberin temel varsayımı; Afgan erkeklerinin üniformalı kadınlarla konuşurken erkek askerlere kıyasla kendilerini daha az tehdit altında hissedecekleri, yerel erkeklerin (özellikle ergenlik çağındaki erkek çocuklarının) bu etkileşimlerde kadın askerleri etkilemek isteyebilecekleri ve kadın askerlerin farklı türde sorular sorarak bilgi toplama faaliyetlerine katkı sağlayabilecekleridir.
Afganistan ve Irak’ın tozlu savaş alanlarında, hem silahlı kuvvetler içindeki hem de operasyon bölgelerindeki toplumsal cinsiyet rollerine dikkat etmek, NATO ve koalisyon güçleri için askerî bir avantaj hâline gelmiş ve uzun süredir var olan bir kapasite açığını ortaya koymuştur: kadınlar.
Bu görevlerde, kültürel normlar nedeniyle erkek askerlerin, düşmanca bir yerleşkeye ait kapıyı zorla açıp içeri girmeleri durumunda, içeride bulunan kadınları aramak ve sorgulamak için birliklerinde kadın personelin de bulunması gerekliydi. Bu nedenle kadın askerler, erkeklerle aynı standartlarda görev yaparken, operasyonun gerektirdiği durumlarda kendilerine özgü bir toplumsal cinsiyet rolünü de üstleniyorlardı.”[14]
NATO’nun “toplumsal cinsiyet hassasiyeti”nin gerçek neden(ler)ini ortaya koyan güzel bir “lapsus”. Demek ki NATO’nun “feminizmi”nin gerisinde ABD çıkarlarının küresel aygıtına dönüş(türül)me sürecindeki dev militarist aygıtın, giderek farklı coğrafyalara yayılan “misyon”larındaki “çuvallamalar”ı yatıyormuş. İşgal güçleri olarak Afgan (ya da Irak, Somali vb.) kırsalındaki bir eve “operasyon düzenliyor, kapıyı kırıp içeri dalıyor, herkesi yere yatırıyorsunuz. Ama o ne, evde kadınlar da var; ve erkek askerlerle konuşmayı reddediyorlar. Bu durumda NATO’nun kapıyı kıranlar arasında kadın askerlerin de bulunması, operasyonel işlevselliği arttıracaktır. Ya da, yerel halkı sorguya çekerken, özellikle genç delikanlıların kadın askerlere “kur yapmak” amacıyla çenelerinin daha bir açıldığını keşfediyorsunuz. Kadın elemanlar, size daha fazla (ve kritik) istihbarat sağlayabiliyor. O zaman askeri hizmetlerde daha çok kadın personel istihdam etmenin nasıl bir sakıncası olabilir? Nihayetinde Irak’ın El Guraib hapishanesinde erkek savaş esirlerine tasma takarak yerlerde sürükleyen ABD’li kadın asker, kendini “kadın gücü”nün bir simgesi saymıyor muydu? (Çok sayıda Iraklı savaş esirine cinsel işkence yaparken çektirdiği fotoğraflarla ünlenen bu askerin – Lynndie England- “kötü muamele” suçundan çarptırıldığı üç yıllık hapis cezasının bir buçuk yılı infaz edildikten sonra serbest kaldığını hatırlayalım…)
Belki NATO’dan, BM’den, ya da ne bileyim, IMF’den, Dünya Bankası’ndan “hamiyet” bekleyen ana akım feministler dışında, bunda şaşılacak bir şey de yok… Çünkü NATO kuruluşu itibariyle (1949) “Hür Dünya”yı (yani “kapitalist metropolleri”) “komünizm tehdidi”nden korumayı amaçlayan militarist bir aygıt. Mayasında bol miktarda Nazi aşısı var.[15] Türkiye’nin 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri dahil dünyada pek çok ülkede ABD çıkarlarını korumaya yönelik askeri darbelerin mimarı, destekçisi; Avrupa ülkelerinde (İtalya, Yunanistan, Belçika, Türkiye…) “komünizmle mücadele” amaçlı, ve bu ülkelerde işçi-emekçi hareketlerini kanlı provokasyonlarla bastıran çok sayıda kontrgerilla örgütünü kurdurup besleyen “terörist” örgüt.
Sosyalist bloğun (ve de Varşova Paktı’nın) dağılmasının ardından, ABD elinde etkisini Atlantik’ten Pasifik, Orta Doğu ve Afrika’ya kaydıracak bir yeniden yapılanışa tabi tutulan ve gerçek ve potansiyel rakiplere karşı ABD emperyalizminin (ve ona eklemlenen AB’nin) çıkarlarını savunan bir militer kompleks… Bugünlerde NATO’nun “stratejik düşmanlar” listesinde Rusya ve Çin’in yer aldığı ve bu üç emperyal odak arasındaki hegemonya mücadelesinin her an tüm dünyayı ateşe verecek bir sıcak (ve de nükleer) savaşa evrilme riskini barındırdığını bir an olsun akıldan çıkarmamak gerek…
Yanı sıra, ABD’nin müttefiklerinin bütçelerinden askeri harcamalara ayırdığı payı yüzde 2’den 2035’e kadar yüzde 5’e çıkarmalarını talep etmesi, NATO üyelerini küresel ölçekli savaş sanayinin birincil müşterisi kılıyor:
“… ‘Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ (SIPRI) dünya genelinde askeri harcamaların 2 trilyon 240 milyar dolarlık rekor düzeyi aştığını daha önce ortaya koymuştu. 2019-2023 kesitindeki askeri harcamaları konu edinen raporda SIPRI, küresel boyutta askeri harcamaların önceki yıllara oranla yüzde 3.7 arttığını duyurmuştu. (…)
SIPRI küresel silah transferlerine ilişkin 22 Nisan 2024 tarihli raporunda ise dünya genelinde askeri harcamaların, dokuzuncu yıl üst üste artarak 2.45 trilyon dolarlık rekor seviyeye ulaştığını aktarıyor.”[16]
“Örtülü operasyon”lar, silahlanma, militarizm, Rusya ve Çin’i etkisizleştirme tatbikatları, saldırganlık, savaş… Ve “Kadınların barış ve güvenliği…” Haydi canım siz de!
Ama “NATO’nun toplumsal cinsiyet hassasiyeti”nden retorik olarak yararlanmasının tanığıyız elbette. Buna “Afgan kadınlarını özgürleştirme”ye yönelik NATO’nun belki de ilk “feminist” (!!) müdahalesinde, Afganistan’da gördük… Aynı söyleme, Rusya karşıtı propagandada da bolca başvurulmakta. Örneğin bir NATO yayınında, “Rusya (Ukrayna’ya karşı) çatışma bağlantılı cinsel şiddet kullanımı ve ‘geleneksel’ aile değerlerini destekleyerek toplumsal cinsiyet eşitliği dahil NATO değerlerine saldırmakla, gerçekten de derinlemesine toplumsal cinsiyet boyutu taşıyan bir savaş yürütüyor,”[17] denilmekte. NATO’nun Afgan kadınları “toplumsal cinsiyet eşitliği dahil NATO değerleri” unutularak Taliban “geleneksel değerleri”ne terk ettiği unutularak…
Oysa yeryüzünde ABD (ve epigonu AB’nin) kışkırttığı savaşlar tüm şiddetiyle sürüyor. Ve kadınlar bu savaşların birincil kurbanları olmayı sürdürüyor. Örneğin Suriye’de 2011 yılından 2025 yılına kadar 9 bin kadın ve 4 bin 500 kız çocuğunun zorla kaybettiriliyor… Son 10 yılda ise aralarında kadın ve çocukların ağırlıkta olduğu 31 bin göçmen göç yollarında hayatını kaybediyor. Lübnan’da 2019’dan bu yana süren ekonomik kriz ile 2024’ten itibaren yaşanan savaşlar kadınların işlerini ve tüm birikimlerini kaybetmelerine neden oluyor. Evleri, barkları yıkılıyor. Kadınlar maaş alıp çocuklarını ülke dışına çıkarabilmek için kocalarının öldüğünü kanıtlamak zorunda kalıyorlar. Çünkü kadının evini, arsasını satabilmesi için kocasının izni gerekiyor. Kadının kocası kayıpsa bomboş evde yoksulluk içinde yaşamak zorunda kalabiliyorlar… Ya da göç yolunda tecavüze uğrayıp hamile kalmamak için üç aylık hormon iğneleri vurdurmak zorunda kalıyorlar. Savaş doğrudan vurmadığı coğrafyalarda da bütçeleri yutarak insanları yokluğa, yoksulluğa mahkum ediyor. Örneğin İngiltere’de eğitime ve çocukların beslenmesine ayrılan bütçenin kesilerek silahlanmaya aktarılması sonucu 4,5 milyon çocuk yoksulluk içerisinde yaşıyor. Almanya’da yükselen milliyetçilik, kadınlara ve mültecilere yaşamı zehir ediyor[18]…
Özetle, NATO “saflarındaki kadın personel sayısını arttırmakla, ‘toplumsal cinsiyet duyarlı’ eğitim programları izlemekle, çatışmalara bağlı cinsel şiddete karşı mücadele etmekle vb.” övüne dursun, BMGK 1325’li ya da BMGK 1325’siz; emperyalizmin beslediği militarizm ve yol açtığı savaşlar, kadınların yaşamını cehenneme çevirmeyi sürdürüyor.
Bu cehennemi yok etmenin tek yolu, militarizmi “feministleştirmek” değil, antiemperyalist ve antikapitalist mücadele bayrağını yükseltmektir…
N O T L AR
[*] Kaldıraç Dergisi, No:300, Temmuz 2026…
[1] Georges Braque.
[2] Stéfanie von Hlatky, Deploying Feminism. Oxford University Press, 2023.
[3] 1325 sayılı karar günümüze kadar dokuz tamamlayıcı karar ile de desteklenmiştir.
[4] 1325 (2000) Sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı: Kadınlar, Barış ve Güvenlik Güvenlik Konseyi tarafından 31 Ekim 2000 tarihinde 4213. toplantıda kabul edilmiştir. (https://insanhaklariizleme.org/uluslararasi-insan-haklari-mekanizmalari/)
[5] Bu ek kararların içeriği için bkz. Marella Bodur Ün, “Feminist Güvenlik Çalışmaları Perspektifinden Kadın, Barış Ve Güvenlik Gündemi ve NATO”, Güvenliği Yeniden Okumak (der. Harun Arıkan & Ali Gök) (ss.195-218), Yetkin Yayınları, 2024.
[6] Bkz. “Ayşe Betül Çelik ile BMGK 1325’in 20. Yılı Üzerine”, 30 Kasım 2020, https://begumzorlu.com/2020/11/30/ayse-betul-celik-ile-bmgk-1325in-20-yili-uzerine/
[7] “Women, Peace and Security”, (Güncelleme: 31 Ekim 2024), https://www.nato.int/en/what-we-do/wider-activities/women-peace-and-security
[8] Katharine A.M. Wright & Diana Morais, “Realizing NATO’s Women, Peace and Security Commitment in Practice”, https://wiisglobal.org/resource_category/nato/
[9] A.y.
[10] Bu görevi Kasım 2021’den bu yana, ODTÜ Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları alanında yüksek lisans eğitimi görmüş İtalyan Irene Fellin yürütmektedir… (https://en.wikipedia.org/wiki/Irene_Fellin)
[11] Bianet, “Balkanlar: Çocuk ve Kadınlar NATO’suz Daha İyi”, 31 Ekim 2013, https://bianet.org/haber/balkanlar-cocuk-ve-kadinlar-natosuz-daha-iyi-36339
[12] “Kfor Askeri Kosovalı Kadınlara Cinsel Tacizde Bulunmuş”, 4 Haziran 2011, https://www.haberler.com/amp/kfor-askeri-kosovali-kadinlara-cinsel-tacizde-2773539-haberi/
[13] Berfin Adıcan, “Nerede Demokrasi, Nerede Haklar?”, Evrensel, 26 Kasım 2013, https://www.evrensel.net/haber/72794/afgan-kadinlari-nerede-demokrasi-nerede-haklar
[14] Stéfanie von Hlatky, Deploying Feminism. Oxford University Press, 2023, s.1.
[15] NATO’nun kuruluşundaki “Nazi mayası” için bkz. Temel Demirer, “NATO ‘Neyin Nesi’ mi?” https://temeldemirer.blogspot.com/2026/06/nato-neyin-nesi-mi1-temel-demirer.html
[16] A.y.
[17] Katharine A.M. Wright & Diana Morais, “Realizing NATO’s Women, Peace and Security Commitment in Practice”, https://wiisglobal.org/resource_category/nato/
[18] Bkz. “Savaşa ve NATO’ya Karşı Uluslararası Kadın Buluşması Gerçekleşti”, 20 Haziran 2026, https://www.evrensel.net/haber/5989140/savasa-ve-natoya-karsi-uluslararasi-kadin-bulusmasi-gerceklesti











